Cinsellik iftirası, Kur’an ayetlerinin de haber verdiği gibi büyük bir zulümdür. Masum insanların zina ile suçlanmaları tarih boyunca yaşanan bir durumdur. Ancak zina en zor kanıtlanan suçlardan biridir. Çünkü Kur’an’a göre kadın ve erkeğin ilişki anını dört şahit görmüş olmalıdır.

 

Zinaya dört açık şahit istenmesi, kadın ve erkek, tüm insanlar için müthiş bir hayat garantisidir. Şahitleri getiremeyen, hiçbir şekilde kişinin aleyhinde suçlamada bulunamaz. Şahidi olmadığı halde suçlamada bulunan kişiler Kur’an’ın ifadesiyle, "Allah Katında yalancıların ta kendileridir”. Artık bu kişilere inanılmaz, şahitlikleri kabul edilmez. 


Kur’an’a göre zina haramdır. Ancak karşılığı asla öldürmek, özellikle de recm yani taşlayarak öldürmek değildir.

 

Internette bu konuda araştırma yaparken 'acaip' bilgilere ulaştım. Mesela, çok okunan bir sitede "zinanın cezası recmdir ancak para karşılığında olması halinde Ebû Hanife'ye göre kadına da erkeğe de had cezası uygulanmaz. Çünkü bu durum bir mehir karşılığında nikâh akdine benzer…” açıklaması vardı. Oysa Kur’an’da fuhşun da zinanın da cezası açıktır. Nur Suresi’nde zinanın cezası şöyle: "Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vurun." (Nûr Suresi, 2) 

 

Birçok yerde ise Peygamberimiz(asm)’ın recm cezası hükmü verdiğine dair bilgi vardı. Kur’an’da olmayan bir hükmü uyguladığını söylemek Resulullah’a iftiradır. Ayette haber verildiği gibi, Resulullah, Kur’an dışında hüküm getirmez ve uygulamaz;

 

Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." (Yunus Suresi, 15)

 

Kur’an’ın ve Peygamberimiz(asm)’ın açıklamaları ortada. Burada, insan hayatının ‘yok edilmesi’ne dair dayanaksız fetvalar veren, kendince açıklamalar yapan bazı ‘din adamları’nın Kur’an’a ve İslam’a uygun olmayan sözlerini paylaşmak istiyorum. (İfadelerden Allah’ı, Peygamberimi ve Kur’an’ı tenzih ediyorum.)

 

“Kadının da erkeğin de zina etmesi halinde, cezası eğer din uygulanacak olsa, ölüm. Kadının da erkeğin de. Ölüm cezası da taşlanarak öldürülmek şeklinde tespit edilmiştir. Ehl-i Sünnet vel cemaat mezhepleri bu konuda ittifak etmişlerdir.”

 

Oysa zinaya karşı Kur’an’ın hükmü, tüm medeni hukuk toplumlarında olduğu gibi, toplumsal bozulmayı önlemek için caydırıcı ve ıslah edici ceza uygulanmasıdır. Öldürmek değildir.

 

Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin. (Zümer Suresi, 41)

 

Burada paylaşacağım Hz. Ömer(ra)’a atılmış olan iftiradan Allah'a sığınırım.

 

İbnu Abbâs (ra) anlatıyor: "Hz. Ömer (ra)'ı hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti:

 

"Allah Teâla Hazretleri Muhammed (asm)'ı hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitab'ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (asm) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum:

 

Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: 'Biz Kitabullah'da recm cezasını görmüyoruz.' (deyip inkâra sapabilecek ve) Allah'ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalâlete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, -delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla- sübut bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah'da mevcut bir haktır. Allah'a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: 'Ömer Allah Teâla'nın kitabına ilâvede bulundu.' demeyecek olsalar, recm âyetini (Kitabullah'a) yazardım." (Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu'l-Ensar 46, Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, ( 823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).)

 

Kur’an ne buyuruyor; Allah’ın sözlerini kimse değiştiremez! Kehf Suresi, 27. Ayete bakalım; “… O'nun sözlerini değiştirici yoktur...”

 

Medyatik bir ‘din adamı’ ise ortalı ve net olmayan açıklama yapıyor: "Peygamber(asm), Müslüman suçluların ısrarla günahtan temizlenmeyi istemeleri üzerine recmi onaylamış, kendisi infazda bulunmamış, başkalarına havale etmiştir.”

 

İnsan hayatının değerini en iyi bilen Peygamber(asm), günahtan temizlenmenin yolunu da en iyi bilen ve en iyi yolu gösteren değil midir? Kur'an, bağışlanmanın nasıl olacağını açıkça vurgulamıyor mu?

 

... Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (Nisa Suresi, 64)

 

Bir başka ‘din adamı’ ise şu ürkütücü sözleriyle hem Peygamberimiz’e, hem Kur’an’a ve hem Allah’a kendince iftira atıyor.

 

“Bütün mezheplerde bu recm vardır çünkü bununla ilgili hadisler sahihtir. Kuran’da recm yok, yoksa yok olabilir yok ama Peygamber (asm) tatbik etmiş. Tevrat’ta da var recm, Kuran’da olmayabilir ama Peygamberimiz (asm) tatbik etmiş sünnette var. Hatta recm ile ilgili bir rivayette böyle bir ayet gelmiş ve sonra Peygamberimiz (asm)’e Allah unutturmuş. O ayeti Kuran’a koydurtmamış böyle bir rivayet de var.”

 

Peygamberimiz’in-haşa- Kur’an ayetini unuttuğunu ve Kuran’ın eksik olduğunu iddia etmek dayanaksız ve çok çirkin bir iftiradır. Haşa Allah’a da iftiradır. Hicr Suresi’ndeki, “Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz” ayetini görmezden gelmektir. Kur’an, Allah’ın korumasındadır, noksansızdır, tastamamdır ve yeterlidir.

 

Muhtemel itirazlara cevabım şudur: "Kur’an yeterlidir" demek, "elçiye itaate gerek yok” anlamına gelmiyor.  Elçiye itaat onlarca ayetle farzdır ve inkârı küfre girmektir. Kur’an'ı en iyi elçi anlar, anlatır ve tefsir eder. “Kur’an yeterlidir” demek –haşa-elçiyi değil, yukarıda verdiğim örneklere benzer Kur’an’a ters düşen şirk ifadelerini kabul etmemektir. 

 

(Allah) Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz." (Kehf Suresi, 26) ayetiyle haber verildiği gibi, hükmünde kimseyi ortak kılmayan Allah’ın hükmüne, Kur’an dışı kaynakların hükmünü sokmak şirktir. “Kur’an yeterlidir” demek; “Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam… Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, aranızda Allah'ın kitabı ile hükmedeceğim.” diyen ve hayatı boyunca bunu savunan elçiye biat ve itaat etmektir.

 

De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (En'am Suresi, 50)

 

Bu konuda daha önce yayınlanmış yazım 

http://www.edebiyatevi.com/yazi/169637_sorayayi-taslamak.html linkindedir.