Önceki yazımda İngiliz derin devletinin yaklaşık 200 yıldır kurup uyguladığı planlarla Osmanlı’nın yıkımına sebep olduğunu, bugün de hükumet ve askeri kurumlarının içine sızmış kimi politikacıları, özel yetiştirilmiş casusları, bazı lordları ve belli medya kuruluşlarındaki gazetecileri yoluyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanması için sinsice mücadele ettiğinden söz etmiştim. Devamla…

İngiliz derin devleti henüz 1. Dünya savaşı devam ederken Osmanlı'nın ve Orta Doğu'nun parçalanma haritasını çizmiştir. Sykes Picot gizli antlaşmasına göre Trabzon, Bitlis, Erzurum, Van ve güneydoğunun bir kısmı Rusya'ya, Doğu Akdeniz, Antep, Urfa, Adana, Mardin, Diyarbakır, Musul ve Suriye kıyıları Fransa'ya, Hayfa ve Akka limanları, Bağdat, Basra ve Güney Mezopotamya İngiltere'ye verilecektir.

Bu süreçte görev alan pek çok kişiden biri de, yine bir İngiliz vatandaşı olan Charles Darwin’dir. Darwin, “Türklerin aşağı bir millet olduğunu ve yok edilmesi gerektiğini” anlatan sözleriyle yaptığı propaganda ile bu amaca hizmet etmiştir.

Charles Darwin, İngiltere'nin Osmanlı'ya yönelik siyasi planlarına katkıda bulunmak amacıyla, teorisini kullanmış ve  Türk Milleti'ni geri bir ırk olarak göstermeye çalışmıştı. Günümüzün Türk düşmanları hala Darwin'in bu hezeyanlarından destek alır.

“Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu gösterebilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa Türkler tarafından istila edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya gelmişlerdi, şimdi ise bu çok saçma bir düşüncedir. Avrupalı ırklar olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, Bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini, (yokedileceğini) görüyorum.” ( Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt 1, New York: D. Appleton and Company, 1888 ss. 285-286)

Darwin'in bu hezeyanı, İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkma politikasına destek vermek için yazılmış bir propaganda malzemesiydi. Bu propaganda etkili de oldu. Darwin'in "Türk Milleti yakında yok olacaktır; bu evrimin kanunudur" anlamına gelen sözü, İngilizlerin Türk düşmanı propaganda kampanyalarına sözde bilimsel bir destek verdi.

İngiltere'nin, Darwin'in kehanetini gerçekleştirme hevesi, asıl olarak I. Dünya Savaşı'nda hayata geçti. 1914'de başlayan bu büyük savaş, bir yanda Almanya ve Avusturya-Macaristan, diğer yanda ise İngiltere-Fransa-Rusya ittifaklarının arasındaki çıkar çatışmalarından doğmuştu. Ancak savaşın içindeki en önemli hesaplardan biri, Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkma ve paylaşma hedefiydi. (http://www.darwinizmdini.com/)

İngiliz derin devletinin ırkçı sosyal Darwinizm'i tüm dünyada ayakta tutma çabası da bu sebepledir. Temel felsefesi budur çünkü.

İngiliz derin devletinin PKK bağlantısı da ortadadır. YDG-H'nın kurucularıından Kerem Berti, "PKK, İngiltere tarafından kurulan bir örgüttür" itirafında bulunuyor.

PKK liderlerinden Duran Kalkan, İngiliz derin devletinin 135 yıllık bu politikasını günümüzde dillendiren isim olarak karşımıza çıkıyor. Kalkan, “Erdoğan ve AKP iktidarı açık şekilde ‘bin sefer baş kaldırsanız bin sefer ezeceğiz’ diyor. Sen bin sefer ezmeye çalışırsan, bu halk da seni bin yıl önce geldiğin yere kovalayana kadar direnecektir” sözleriyle PKK’nın amacını ve kimlerin taşeronu olduğunu bir kez daha dile getiriyor.

İngiliz derin devleti kuruluşu Chatham House, Türkiye'nin bölünmesi projesini şöyle açıklıyor; "Türkiye'nin son hali Osmanlı'nın son dönemi gibi. Bu konuyu (PKK'ya otonom verilmesini) tartışmamalıyız, Türkiye buna mecbur… Ana dil, güvenlik birimleri...gibi konular gündemin ilk sırasında değil. Sınır kabul edilirse ana dil, güvenlik ve yargı birimleri gibi konular zaten arkadan gelir. PKK yönetimi Batı ile benzer görüşlere sahip.”

"TC isteneni yapmak (PKK'ya otonomi vermek) zorunda. Yapmazsa uluslararası hukuk devreye girer. Bunun için yeterince malzeme verdi. PKK resmen tanındı. Türkiye itiraz ederse, yaptırımlar gündeme getirilir. Hatta yaptırımların eşiğindeyiz."

Sevr'de yaptığı gibi sınırlar çizme peşinde Chatham House; "Batılı ülkeler bu çerçevede tavır belirlemeli. Geri adım söz konusu olamaz. Sınır çizilmesi aşamasındayız. PKK/HDP sınır çizilmesi koşuluyla belli tavizler verebilir. Sınırların çizilmesi ve bölgenin Kürt bölgesi olarak tanınması kritik eşik."

Şimdi PKK lideri Öcalan'ın "Bizim konumuza en akıllı yaklaşan İngiltere'dir. Bazı lordlar, 'sizi destekliyoruz dediler... Gizli olarak en büyük destek hep İngiliz'lerindir" (H. Atilla Uğur, A. Öcalan'ı nasıl Sorguladım kitabı) sözleri daha bir anlam kazanmıyor mu?

"İngiltere, bizim konumuza en akıllı yaklaşan ülkedir… Politikaları İngiltere oluşturur, ABD’ye uygulattırır… İngiltere bence ana politikayı oluşturmaktadır. Avrupa'daki işbirlikçilerine ama özellikle ABD'ye bunu uygulattırmaktadır. Ortada bu konularla ilgili belge yok, olması da mümkün değildir zaten. Ancak gelişmelerde dikkat edilmesi gereken konu, Avrupa'nın İngiltere'de düğümlenmesidir. Konulara çok derin yaklaşıyor." (Tekin Arslan, İmralı'daki Konuk)

İngiliz Derin Devletinin ve MI6’nın en gözde yayın kuruluşu olan The Economist dergisinde, ülkemizdeki 15 Temmuz darbe girişiminden önce yayınlanmış bir makalede, “İslam, bombalanarak yeniden yapılandırılamaz. Ama içeriden değiştirilebilir” ifadeleri geçiyor ve örnek olarak iki isim veriliyor; Sisi ve Fethullah Gülen.

Seyyid Abdülhakim Arvasi yıllar önce şunları söylüyor;

 “İslam’ın en büyük düşmanı İngilizlerdir. İslamiyet’i bir ağaca benzetirsek, başka kafirler, fırsat bulunca, bu ağacı dibinden keser. Müslümanlar da bunlara düşman olur. Fakat, bu ağaç bir gün filiz verebilir. İngiliz böyle değildir. Bu ağaca hizmet eder, besler. Müslümanlar da onu sever. Fakat gece kimse anlamadan köküne zehir sıkar. Ağaç öyle kurur ki, bir daha süremez. “Vah vah, çok üzüldüm” diyerek Müslümanları aldatır. İngiliz’in İslam’a böyle zehir salması demek, para, mevki ve kadın gibi, nefsani arzular karşılığında satın aldığı yerli münafıkların, soysuzların elleri ile, İslam alimlerini, İslam kitaplarını, bilgilerini ortadan kaldırmasıdır.”

Kurutulması gereken bataklığı doğru yerde arayalım. Özellikle son dönemde dillere pelesenk olan 'Üst akıl; yönetim merkezi ' Chatham House olan İngiliz Derin Devletidir....

 

“… Ancak derin güçlerin müstakil bir gücü olduğunu zannetmek, çoğu zaman oldukça yanıltıcı olabilir. Bu kurumlar, “yenilemez” göründükleri için genel anlamda etkili olabilmiş, pek çok ülkenin kontrolünü ele geçirebilmişlerdir. Oysa, hedeflerini sevgi ve barışın inşası üzerine şekillendirenler, daima daha güçlü konumdadırlar. Onların idealleri büyüktür, hedefleri doğrudur. Doğru hedef ise eninde sonunda galip gelecektir. Önemli olan barış insanlarının bir araya gelmeleri ve ittifak halinde hareket etmeleridir. O zaman çözümün sadece çatışma ile gerçekleşeceğini zannedenler de barışın mutlak gücüne şahit olacak, bakış açılarını değiştirecek ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için çaba göstereceklerdir. (http://www.harunyahya.org/tr/ )