24 Ağustos 2016 Çarşamba günü Conrad Istanbul Bosphorus Hotel Balo Salonunda bir konferansa dinleyici olarak katıldım. Uluslararası üne sahip bilim insanlarının katılımlarıyla ‘Yaşamın ve Evrenin Kökeni’ başlıklı son derece etkileyici içeriğe sahip uluslararası bir konferanstı bu. Bilim dünyasının önde gelen isimlerinin yanı sıra profesörler, tıp doktorları, yurt içi ve yurt dışından akademisyenler, konsoloslar, sivil toplum kuruluşları başkanları, fikir önderleri, gazeteciler ve politikacıların da katılımda bulunduğu konferansta, 500’ü aşkın konuk bulunuyordu.

Konferans salonuna girmeden hemen önce günümüz canlılarıyla birebir aynı özelliklere sahip olduğu açıkça görülen, 100 milyonlarca yıllık canlı kalıntılarının yer aldığı etkileyici bir sergi oldukça dikkatimi çekti.

Konferansı bence çok önemli kılan bir nokta, 20. yy’ın büyük keşfi genetiğin yanısıra biyoloji, paleontoloji, fizik, kimya ve astrofizik bilim dallarının, ‘Yaşamın nasıl başladığı?’ sorusuna tek bir ağızdan ‘Yaratılış’ şeklinde cevap verdiklerinin, kanıtlarıyla ortaya konması oldu.

Teknik Bilim Araştırma Vakfı (TBAV)’ın öncülüğüyle başlatılmış bir sosyal sorumluluk projesi olan konferans, dallarında uzman ünlü bilim insanlarını bir araya getirmişti.

Konferansın önemli katılımcılarından biri olan biyokimya uzmanı Dr. Fazale Rana RTB (Reasons to Believe)’in Araştırma Bölümü Başkan Yardımcısı. Genetik, ve sentetik biyoloji alanında da çalışmalar yapan Dr. Rana’nın Yaratılışın bilimsel delilleri konusunda iki kitabı, hücre zarının yapısı konusunda doktora tezi, belgeseli, podcast’i, Biochemistry, Applied Spectroscopy, FEBS Letters, Journal of Microbiological Methods ve Journal of Chemical Education gibi hakemli bilimsel dergilerde yayınlanarak geniş okuyucu kitlelerine ulaşmış birçok makalesi bulunan Rana, çeşitli televizyon ve radyo röportajlarının yanı sıra dünyanın çeşitli yerlerinde 500’den fazla üniversite, konferans ve kilisede konuşmacı olarak katılmış.

West Virginia Eyalet Koleji ve Ohio Üniversitesi’nden kimya dalında doktora derecesi alan Dr. Fazale Rana iki kez Donald Clippinger Araştırma Ödülüne layık görülmüş. Biyokimya dalında öğrenim görürken evrim senaryolarının hayatın başlangıcını açıklayamayacağını ve hayatın bir Yaratıcı tarafından var edilmiş olması gerektiğini anlayan ve kariyerini bu büyük gerçeği insanlara anlatmaya vakfetmiş olan Dr. Fazale Rana konferansta özetle şunları söyledi;

“Biyokimyayı inceledikçe Allah’ın var olması gerektiğine inandım. İhtisas eğitiminin başlıca hedeflerinden biri öğrenciye bilimsel deliller aracılığıyla bağımsız düşünmeyi ve uzmanlar ne derse desin, sadece delillere dayanarak sonuçlara varmayı öğretmesidir. Ben de, bağımsız düşünmeyi öğrenmeye başlamışken lisans eğitimim esnasında sormadığım bazı soruları sormaya başlamıştım. Bu sorulardan biri hayatın kökenine dairdi. Biyokimyasal sistemlerdeki mükemmel tasarım, karmaşıklık ve ustalık beni bu soruyu sormaya itmişti. Şunu öğrenmek istiyordum: Bilim camiası böylesine olağanüstü biyokimyasal sistemleri tamamen mekanik süreçlerle nasıl olup da açıklayabiliyordu?.. 30 sene önce mevcut olan çeşitli açıklamalar beni şaşkınlık içinde bırakmıştı. Bilim camiasının getirdiği açıklamalar acınacak derecede yetersizdi. Sadece kimyasal ve fiziksel süreçlerin hayatın kökenini açıklayamayacağına inanmıştım artık. Bu farkındalığım, tasarım ve biyokimyasal sistemlerdeki olağanüstülük ile bir araya gelince, sadece entelektüel sebeplerden dolayı bir Yaratıcı olması gerektiği ve bu Yaratıcı’nın evreni yoktan yarattığı sonucuna vardım.”

 “Yaşamın ve Evrenin Kökeni Uluslararası Konferansı”’na katılan bir diğer isim, moleküler biyoloji ve hücre biyolojisi alanında doktora derecesi bulunan Dr. Anjeanette "AJ" Roberts. Dr. Roberts 1997-2001 yılları arasında Yale Üniversitesi’nde viral patojenler ve aşılama üzerine çalışmalar yürütmüş çok değerli bir bilim insanı. 2005 yılında bulaşıcı hastalıklar konusundaki araştırmaları dolayısıyla NIH Liyakat Ödülüne layık görülen, 2006-2013 yılları arasında Virginia Üniversitesi mikrobiyoloji fakültesinde yardımcı profesör olarak çalışmış. Bu üniversitede Mikrobiyoloji, İmünoloji, ve Bulaşıcı Hastalıklar Programının başkanlığını yapmış. Ardından da 2015’e kadar Yale, Rivendell Enstitüsü’nde misafir araştırmacı olarak faaliyetlerine devam etmiş. Halen bilim ve dinin uyumu, biyokimyasal seviyede yaratılışın delilleri gibi konularda önemli çalışmalar yürüten Dr. Anjeanette "AJ" Roberts’ın konuşmasından bir bölüm ise şöyle;

“Yaşamın kökenini, natüralist yollarla açıklama çabasında üçüncü engel bilgi ile ilgilidir. Bu sorun, çoğunlukla DNA’daki bilgi ile ilgili olarak anlaşılır. DNA, hücre içindeki koddur, gen ifadesi ve regülasyonu için ve RNA üzerinden de protein sentezi için gereklidir. Bu bilginin kaynağı, natüralist mekanizmalar ile açıklanmamaktadır. Birçok kişi bu bilginin tasarlanmış olduğunu ve Allah’ın yaratmasının örneği olduğunu konusunda hemfikirdir. Yine birçok kişi, DNA’daki bilginin yaşamın kaynağı için en hayati bilgi olduğunu söyleyecektir.”

Bir diğer konuşmacı, bilim ve dinin uyumu, kara enerji, kara madde, exo-gezegenler ve çoklu evren teorileri konusunda dünyanın çeşitli yerlerindeki üniversitelerde ve kiliselerde konuşmalar yapmış olan astrofizikçi Jeff Zweerink idi.

RTB’e katılmadan once STACEE ve VERITAS gamma-ray teleskopları üzerinde çalışmış ve Solar Two Projesi ve Whipple Collaboration araştırmalarında görev almış.  Halen Kaliforniya Üniversitesi (UCLA)’da görevine devam eden Zweerink, kara maddenin tespiti konusunda çalışmalar yapmış. 30’dan fazla makalesi Astrophysical Journal, Astroparticle Physics, ve Astrobiology gibi birçok hakemli bilimsel dergide yayınlanan Dr. Zweerink şunları ifade etti;

“Bazı bilim adamları bilimin Allah’ın yaratmasına karşı olduğunu ve ateizmi desteklediğini söylüyorlar. Oysa ki, en son bilimsel bulgular yakından incelendiğinde bu bulguların Allah’ın varlığını güçlü bir şekilde kanıtladığı anlaşılıyor. Tevrat ve peygamberler evrenin bir başı olduğunu, evrenin sabit fizik kanunlarıyla yönetildiğini ve zaman içinde Allah tarafından genişletildiğini söylüyor. Genişlemeci Big Bang kozmolojisi bu tanıma uyan bir evrende yaşadığımızı söylüyor. Eğer evrenimiz çoklu-evren yapısında bir evrense bile bu gerçek değişmiyor. Evrenimizde yaşamın var olabilmesi için muhteşem bir düzen, mimari ve hassas dengeler var. Sadece teistik bir dünya görüşü, bilim için gereken tüm felsefi zemini sunabiliyor. Dolayısıyla bilimsel deliller Allah inancının akılcılığını ortaya koymakla kalmıyor. Allah’ın varlığı evren hakkındaki en akılcı bilimsel görüşü benimsememizi sağlıyor.”

Konferansta ayrıca İnsanın Gerçek Kökeni,  Neden “Allah Var” Diyorum, Detaylı Evrim İncelemesi ve Eleştirisi, Evrenin Başlangıcı ve Yaratılışı, Canlılık Tarihinin Net Kanıtı Fosiller gibi önemli konular üzerine bilgiler sunuldu. Not aldıklarımı kısaca paylaşmak istiyorum.

Fosil kayıtları bize dünya üzerindeki ilk hücrenin 3.8 milyar yıl önce tam bir hücre olarak bir anda ortaya çıktığını, herhangi bir evrimsel süreç geçirmediğini gösteriyor. Avustralya’da bulunan siyanobakteri fosilinin tüm organelleri ve DNA’sı mevcuttu ve fotosentez yapabilir durumdaydı. Diğer bir deyişle, bu keşif, hayatın başlangıcı ile ilgili tüm evrimci senaryoları ortadan kaldırdı.

Hayat, hayattan gelir. Buna biyogenez adı verilir. Her bir canlı hücre başka bir hücre tarafından meydana getirilir. Bu bağlamda, yeryüzündeki ilk hayat bir diğer hayattan kaynaklanmış olmak zorundadır. Bu, hayatın (canlılığın) yalnızca Allah’ın dilemesiyle başlayabileceği, sürebileceği ve sone erebileceği anlamında gelen Allah’ın Hayy (hayatın sahibi) isminin bir tecellisidir.

Konferansta ayrıca Sosyal Darwinizm’in insanlığa getirdiği belalara da değinildi. Sosyal Darwinizm’le birlikte hayatın sözde bir "mücadele alanı" olduğu yalanının ortaya atıldığına, bunun sonucunda da insanın hayat mücadelesini kazanmak ve “bu vahşi ortamda ‘ayakta kalmak’ için çatışarak yaşaması gerektiği” gibi son derece çarpık bir dünya görüşü yaygınlaştığına dikkat çekildi.

Ki bu görüşün insanlığa felaket getiren yeni yaşam biçimleri ortaya çıkardığı, böylelikle Darwinizm’in, komünizm veya faşizm gibi totaliter ve kanlı ideolojilerin, sosyal adaleti göz ardı eden vahşi kapitalizmin, ırkçılığın, etnik çatışmaların, ahlaki dejenerasyonun ve daha pek çok benzer "bela"nın kaynağı olduğu çok açık.

Konferansta ayrıca dünyadaki kısır şiddet döngüsünün sona ermesi, insanlığın barışa, huzura ve mutluluğa, sevgi ve saygı dolu bir dünyaya yönelmesi için çözümler dile getirildi. Sosyal Darwinizm’in temeli olan materyalist dünya görüşünün fikren yenilgiye uğratılması, bunun için materyalizmin dayanak noktası olan Darwinizm'in bilimsel olarak çöktüğünün anlatılması ve Darwinizm'in yalanlarının uygulamaya konulması durumunda ne büyük belâlara sebep olacağının ortaya konulmasının önemine vurgu yapıldı.

Konferans, katılımcıların arasındaki işbirliğinin devam etmesi ve insanlığa katkı sağlayacak şekilde bilimsel anlayışın gelişmesine fayda sağlaması temennileri ve dostluk mesajları ile sona erdi… Teşekkür ediyor, bu değerli çalışmanın devamını bekliyorum.