Hissedilen sevgi ve bağlılığın sonucudur ki, samimi inananların hayat amacı Allah’ı hoşnut etmek ve bu amaçla ciddi bir çaba göstermektir.

Hayatını bu amaç üzerine inşa eden bir insan, bu yolda asla yorulmaz, bıkkınlık duymaz. Allah’ın hoşnutluğunu ve cennetini kazanabilme umudu, büyük güç verir ve şevk kazandırır. Hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda var gücüyle çaba göstermek, ancak Allah’a karşı duyulan samimi sevgiyle mümkündür.

Kur’an ahlâkı kişinin ancak samimi ve içten olması şartıyla gereği gibi yaşanabilir. İnsanın din ahlâkını yaşaması ve sonucunda da –Allah’ın izniyle- gerçek mutluluk ve kurtuluşa ulaşması, ancak Rabbine, kendisine ve diğer insanlara karşı samimi olmasıyla mümkündür. Çünkü gerçek anlamda iman, samimiyet zemini üzerinde gerçekleşir.

Şeytani düşüncelerle vicdanını kirletmeyen ve onun uyarılarına kulak veren, Allah’ın sınırları içinde yaşayarak nefsinin olumsuz telkinlerine aldanmayan insan, samimiyeti yaşıyor demektir.


Ancak insan bazen inancını, ahlâk özelliklerini ve samimiyetini yeterli görüp, bu konuda çaba göstermeyi terk edebilir. Bu durumdaki kişi kendisinden hoşnuttur ve Allah’ın da kendisinden hoşnut olduğunu düşünüyor demektir. Kişi samimiyeti en üst düzeyde yaşıyor da olsa, güzel ahlâk göstermekte sınır konmamalı. Çünkü her zaman daha iyisi, daha güzeli, daha mükemmeli vardır.

Hayırda yarışarak öne geçen kullardan olmayı hedefleyen insan kendisini asla yeterli görmez. Rabbimiz, “Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden. “(Alak Suresi, 6-7) ayetiyle kendini yeterli görmenin azgınlığa götüreceği tehlikesine karşı müminleri uyarır.

İnsan, içinde taşıdığı Allah’ın hoşnutluğunu ve sonsuz ahiretini kaybetme korkusu nedeniyle vicdanını ve aklını da kullanarak samimiyetinde derinliğini artırabilir. Samimiyetin belli bir çapı, belli bir sınırı yoktur.

İnsanın Rabbine karşı samimi olması ve bunu artırma çabası şeytanın asla hoşlanmayacağı bir konudur. Allah samimi kullarını sevdiği için, şeytan, kişinin samimiyetsizlikten kurtulmasını istemez. Bu sebeple, insanın hem şeytanla hem de onun etkisindeki nefsiyle mücadele içinde olması ve samimiyette derinleşmek için çaba harcaması gerekir.

Kendini yeterli görmek, insanın her konuda kendini geliştirmesine bir sınır koyması demektir. Bu sınırın ve her konuda derinleşme önündeki engellerin kaldırılması, insanın daha mükemmel ahlâk özelliklerine ulaşmasına yol açar. Allah, kullarına cennette vereceklerine bir sınır koymamaktadır; o halde samimi kulu da O’nun hoşnutluğunu amaçlarken hiçbir konuda kendisine sınır koymamalıdır.

“İnsan, rüzgârda hareket eden gül gibi olmalı ki etrafına güzel kokular yayabilsin” (Aristotele)