Bediüzzaman’a ait bu söz, İslâm Birliği’nin bir ibadet olduğunu ifade ediyor. Üstad devamında ise; “İhfâ ve havf riyâdandır [gizlenmek ve korkmak, riyadandır]. Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır. İttihadın hedef ve maksadı, o kadar uzun, münşaib [kollara ayrılan] ve muhit [kuşatan] ve merakiz [merkezler] ve meabid-i İslâmiyeyi [Müslümanların ibadet yerlerini] birbirine rapt ettiren bir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut [irtibatlı] olanları ikaz ve tarik-i terakkiye [ilerleme yoluna] bir hâhiş [şiddetli istek] ve emr-i vicdanî ile sevk etmektir.” diyor. (Divan-ı Harb-i Örfî, Sada-yı Hakikat)

Bediüzzaman bu sözleriyle İslâm âlemine, İslâm birliği yolunda gizlenip korkmamalarını, cesaretle ve açıkça ilân etmelerini tavsiye ediyor. Birlik farzdır ve farzların açıkça ilân edilmesi fazilet ve sevaptır.

Her Müslümanın bu uzun soluklu mücadelede vicdanî ve îmanî bir sorumluluğu vardır. Samimî her Müslüman huzura götüren bu mübarek yola bir taş döşemeli, kardeşlerine örnek olmalıdır.

“Tekraren söylüyorum ki” diyerek vurguluyor ve devam ediyor Bediüzzaman: “İttihad-ı İslâm hakikatinde olan İttihad-ı Muhammedînin (asm) cihet-i vahdeti [birlik yönü] tevhid-i İlâhîdir. Peymân ve yemini de imândır. Encümen ve cemiyetleri, mesâcid ve medâris ve zevâyâdır [zâviyeler, küçük tekkelerdir]. Müntesibîni (bağlıları), umum mü’minlerdir. Nizamnâmesi, Sünen-i Ahmediyedir (sünnetlerdir), kanunu, evâmir ve nevâhî-i şer’iyedir (şeriatın emir ve yasaklarıdır).”

Bediüzzaman, muhabbet temeli üzerinde yükselen ittihadın düşmanının cehalet, yoksulluk ve nifak olduğunu, inançsızlığın, dinsizliğin, anarşinin ve materyalizmin bu zamanın en büyük tehlikesi olduğunu ifade ediyor. Çözüm ise Kur’ân’ın hakikatlerine sarılmaktır. “Çin’i az bir zamanda komünistliğe çeviren musîbet-i beşeriye, siyasî, maddî kuvvetlerle susmaz. Yalnız onu susturan hakikat-i Kur’âniye’dir” diyor.

Bu birliğe Avrupa ve Amerika’nın da taraftar olacağına ise şöyle dikkat çekiyor: “Şimdiki bu hükûmetimizin hakikî kuvveti, hakaik-i Kur’âniyeye dayanmak ve hizmet etmektir bununla, ihtiyat kuvveti olan üç yüz elli milyon uhuvvet-i İslâmiye [İslâm kardeşliği] ile ittihad-ı İslâm dairesinde kardeşleri kazanır. Eskiden Hıristiyan devletleri bu ittihad-ı İslâm’a taraftar değildiler, fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için, hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur’ân’a ve ittihad-ı İslâm’a taraftar olmaya mecburdurlar...”

“La ilâhe illallah Muhammede’r-Resûlûllah” diyen herkes kardeştir. Mezhebi, cemaati, grubu ne olursa olsun eziyet gören bir Müslümanı, bir diğeri görmezden gelemez.

Peygamberimiz’in (asm) buyurduğu gibi; “Müslüman, Müslümana zulmetmez ve onu tehlikede bırakmaz.”

Allah’ı, Kitabı, Peygamberi ve kıblesi bir olan Müslümanlar artık birlikte hareket etmelidirler. Müslümanları birbirine düşman etme ve aralarına nifak sokmayı amaçlayanların oyunlarını bozmalıdırlar. Bir Müslüman kendisi ve yakınları için istediği özgürlüğü, rahatlığı, refahı ve güveni, bütün Müslüman kardeşleri için de istemelidir. Bu, Kur’ân ahlâkının gereğidir, vicdanî sorumluluktur.

Özlemle beklenen barış ve huzur ancak Müslümanların, Allah’ın emrettiği gibi birlik olduklarında ve yaşanan olayları sosyal ve siyasî bir gelişme olarak değerlendirmeyerek, Allah’ın hayır ve hikmetle yarattığına inandıklarında gerçekleşebilir. Bugün İslâm coğrafyasındaki olaylar endişe verici gibi görünüyor da olsa yaşanan zulüm, kargaşa ve çekilen acılar, yaklaşan kutlu dönemin doğum sancılarıdır. Yeryüzünde adalet, barış, huzur, sevgi, özgürlük, mutluluk, bolluk ve bereketin hâkim olacağı kutlu çağın...
İslâm âlemi artık bağlarını ve birlik ruhunu güçlendirmeli, hak olanda ittifak etmelidir.

Müslümanların birlik olmasını göz ardı eden ya da istemeyen bazı kişilerin aksine İslâm dünyasında bu konuda heyecan ve şevkli bir bekleyiş gözleniyor. Dahası Müslümanlar arasında birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunun yeniden canlanmaya başladığının işaretleri görünüyor. İttihad-ı İslâm coşkuyla savunulmalı, Müslümanlar ümitsizliği bırakarak hızla birlik olmalı ve büyümeli. Bütün insanlığı aydınlatıp-ısıtacak saadet güneşinin çıkması için fiilî çaba içinde olmalı ve samimî duâ etmeli.

“Ve saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış. Ye’sin rağmına [ümitsizliğin inadına] olarak ben dünyaya işittirecek derecede kanaat-i kat’iyemle derim: İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak.” (Hutbe-i Şamiye)
Bediüzzaman İttihad-ı Muhammedînin (asm) hakikatini ve aklen, kalben, amelen yürünen manevî yolunu bütün ayrıntılarıyla “umumî nazarlar”a arz ediyor. Ve son noktayı koyuyor:

“Kimin bir itirazı varsa, etsin; cevaba hazırız!”