Sonsuz ahirette Allah’ın cennetini umut eden insanlar, Allah’ın sevgisine layık olmak için çalışırlar. Allah’ı çok severler; çünkü Allah’a ve diğer tüm iman eden insanlara duyulan sevgi cennet ehlinin özelliklerindendir. Ancak Allah sevgisinin eksikliği, O’nu hakkıyla takdir edememek insanı imanı yaşamaktan uzaklaştırır. Allah’ın en çok sevdikleri ve cenneti onlar için hazırladığını bildirdiği insanlar, takva sahipleridir.

İman edenlerin Allah sevgisinin pek çok nedeni vardır. Her olayı inananlar için hayırla yarattığını bilmek Allah sevgisinin nedenlerinden biridir.

Dua edildiğinde duaya icabet edecek olması da Allah’ı sevmek için önemli bir sebeptir. Allah, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olan herkesin duasına icabet ettiğini bildirmektedir. Zorluk anlarında inananların yanlarında buldukları en yakın dost, Allah’tır.

Her insan, bir hiçken Yüce Allah’ın rahmeti sayesinde var olmuştur. Tüm insanları bu dünyada barındıran, zevk ve ihtiyaçlarına uygun çeşit çeşit yiyecekler yaratan, Rabbimiz’dir. Allah’ın insanlar üzerindeki nimetlerini, O’nun her şeye güç yetiren olduğunu ve her şeyi en güzel ve hayırlı şekliyle yarattığını düşünmek, Allah’a olan sevgiyi arttırır. Bu, genelleme yaparak bile sayılamayacak nimetlerine olan hayranlığın ve şükrün bir sonucudur.

"...İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür... (Bakara,165)" ayetinde bildirildiği üzere, iman edenler asıl sevgiyi her şeyi sarıp kuşatan Yüce Allah’a duyarlar.

Sonsuz ilim sahibi Allah’a duyulan sevgi, O’nun yarattığı mucizeler karşısında müminlerin şevk ve heyecanını arttırır. Bu, insan ruhunun ihtiyacı olan besindir, ruh ve iman bu döngü sayesinde sürekli beslenir.

Allah’a ve dolayısıyla yarattıklarına duyulan sevgi, Kur’an ahlakına uygun yaşamaya da yol açar. Bu da bir ayetteki, "..Bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar" şeklinde ifade edilen gerçek güzelliği kazanmaya, diğer insanların yakınlık duymasına ve müminleri örnek almasına neden olur.

Hatasız olmak sadece her şeyden müstağni olan Allah’a aittir. İnsanlar ise hata yapabilen varlıklardır. Ancak Allah, bu konuda da "tevbeleri kabul eden "olduğunu bildirerek büyük bir kolaylık vermekte ve insanlara kurtuluş imkanı sağlamaktadır. Bu da Allah’a duyulan sevginin çok önemli nedenlerinden biridir.

İnsan, kendisine küçük bir ikramda bulunan ya da iyilik yapan bir kişiye teşekkür eder, sevgi duyar. Hastalandığında yardımcı olan kişiye sevgisi artar ve duyduğu minnetle onu mutlu etmeye çalışır, üzmekten şiddetle kaçınır. Oysa onlara bu davranışları nasip eden Allah’tır. Kısacası, gerçekte sevgi duyulması ve teşekkür edilmesi gereken, Allah’tır. Bizi sevindiren, yediren içiren, sağlık veren, zevk alacağımız güzellikleri yaratan Rabbimiz, o insanları sadece vesile kılmıştır.

Allah, kullarına ‘iman edenlerin velisi, dostu ve destekçisi’ olduğunu bildirir. Ve tek dostumuz olduğunu, karanlıklardan aydınlığa çıkardığını haber verir. Allah sevgisinin temelinde de bu yakınlık olmalıdır.

İman etmeyen insanlar Allah sevgisini bilmedikleri için birbirlerine karşı da samimi bir sevgi gösteremezler. Kendilerini zorlayarak insanların sevgisini kazanmaya çalışırlar. Sadece insanların hoşnutluğunu aramaları ve insanların rızasını kaybetme korkuları, şeytanın Allah’tan uzaklaştırma telkinlerinden biridir. Hissettikleri korku, bu insanların hayatları boyunca samimiyeti ve imanı yaşayamamalarına neden olur..

Kuran’da, yalnızlık ve dostsuzluğun cehennem ehlinin özelliği olduğundan söz edilir;

"Çünkü o, büyük olan Allah’a iman etmiyordu. Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı. Bundan dolayı bugün,kendisine hiçbir sıcak dost yoktur." (Hakka Suresi,33-34-35)

Allah’tan ve sevgisinden uzak yaşayan insanlar, Allah’ı takdir edemedikleri için sevgi ve gerçek dostluktan da yoksundurlar. Allah’a şirk koşarak yaşadıkları sevgi de gerçek sevgi değildir ve onlara mutsuzluk ve karamsarlık verir. Hayatta gerçek anlamda bir ’dost’ları olmadığından sürekli yakınırlar. Oysa "gerçek dost" onlara şahdamarlarından daha yakındır, ’bir bilselerdi’...

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)