Her an vicdanımızın sesini dinlememiz ve bizi geçici dünya hayatına bağlayan nefsani tutkularımızdan kurtulmak için çaba harcamamız önemli. Yaşamımızdaki öncelikleri doğru belirlemeli ve nelerden vazgeçmemiz gerektiği konusunda henüz vakit varken kesin karar vermeliyiz. Belki yaşamımızın sonuna kadar zorlu bir olay yaşamayacağız. Ancak yaşamın tek kesin gerçeği olan ölümle karşılaştığımız anda, eğer Allah’ın hoşnutluğunu gözeterek ve O’nun sınırlarını koruyarak yaşamamışsak, kesinlikle pişmanlık duyacağımız şeyler olacaktır.

Dünyadayken telafisi mümkün olabilen, ancak ahirette geri dönüşü bulunmayan pişmanlığı yaşamamak için yapmamız gereken, Allah’a yönelmek, O’ndan korkup sakınmak, O’nun Kur’an’da bildirdiği emirlerini yerine getirmek, kısacası Kur’an’a tabi ve Allah’a teslim olmak. Ölümü uzak görmek büyük yanılgıdır; o halde sorumluluklarımızı ertelememeli, aldığımız kararları içtenlikle ve sabır göstererek yaşamımıza geçirmeliyiz.

Şunu hiç aklımızdan çıkarmayalım: Gerçek yaratılış amacımız, Rabb’imizin hoşnut olduğu bir kul olmaktır. Bunun dışında, sahip olduğumuz mallar, ailemiz, çevremiz, kariyerimiz bu amaca ulaşmak ve Allah’a yakın olmak için birer araçtır.

Bu nimetlerle yalnızca nefsinin bencil tutkularını tatmin etmeyi amaçlayan, tüm bunların Allah’a şükretmesi ve O’na yönelmesi için verildiğini unutan kişilerin dünya hayatında yaptıkları her şey -Allah’ın dilemesiyle- boşa çıkacaktır. Dünyevi kazançları kendilerine ahirette hiçbir yarar sağlamayacaktır. Allah’ın hoşnutluğunu değil nefislerinin tutkularını gözeten bu kişiler, ölüm meleklerini karşılarında gördükleri an artık dönüşü olmayan korkunç hatalarını fark edecek ve pişmanlıkları sonsuza dek sürecektir...

Der ki: "Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim edebilseydim." (Fecr Suresi, 24 )"... Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım." (Kehf Suresi, 42)


"... Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım," (Furkan Suresi, 27)