Mülkün asıl sahibi olan Allah, insanları verdiği mallarla sınar. İnsan ise servetini, malını, mülkünü kendi çabası ve aklıyla kazandığını düşünür ve nankörlük eder. Dünyaya dair her meta onun için kibir vesilesi olur. Oysa her şey ona imtihan amacıyla verilir. Bugün elinde olan malını yarın Allah alabilir. Allah, kulunu varlıkla da yoklukla da dener.

Kur’an bu konuda oldukça hikmetli bir örnek verir. Örnektekiler, Allah’ın çok verimli ve bereketli üzüm bağları verdiği iki bahçe sahibidir. Birinin, başka ürün veren yerleri de olduğundan arkadaşına daha zengin olduğunu söyler ve bununla büyüklenir. Kur’an, bu kıssada söz ettiği samimi iman sahibi insanla, iman ettiğini söylediği halde gerçekte inkarcı olan kişi arasında kıyas yapmamızı ister.

Allah’a karşı nankörlük içindeki bağ sahibi, Allah’ın denemek için verdiği malları sahiplenir, şımararak gururlanır. Tekasür Suresi’nde mal, mülk ve servette çoklukla övünmenin insanı tutkuyla oyalayıp, kendinden geçirdiği, bunun insanın ölümüne kadar sürdüğü ancak nimetten sorgulanacağı haber verilir.

İnananlar mal ve mülkü Allah’a şükretmek için bir vesile olarak görürler. Hz. Süleyman gibi... O, Rabb’inin verdiği ihtişamlı mallar nedeniyle Allah’ı övgüyle yüceltir, mala duyduğu sevginin kaynağının Allah sevgisi olduğunu söyler ve sürekli şükür içerisindedir.

Dünya hayatında çekici kılınmış olan süsler amaç değil, yalnızca araçtır. Hiçbirine bağlanmaya değmez, yitirmekten korkulmaz. İnanan insan sahip olduğu her şeyi Rabb’inin hoşnutluğu amacıyla ve O’nun yolunda kullanır.

Zengin olan insan çok fazla ihtiyaç sahibine, çok daha fazla verebilir. İnsan bir imtihan olarak yoksul da olabilir. Mallardan eksiltme ile sınandığında samimi insan, Rabb’ine tevekkül eder ve sabreder.

Hz. Süleyman, kimseye nasip olmayan ihtişam ve güce sahip olmasına rağmen, her zaman Rabb’ine karşı içli bir sevgi ve saygı duymuş, olanaklarını dine hizmet amacıyla kullanmıştır.

İnananların servet sahibi olmaları, insanların kalplerini İslam’a ısındırmada rol oynar. İhtişamlı mülkler ve güç, dinden uzak olan kimseler üzerinde etkili olur, insanlarda dine ve dini yaşayanlara karşı ilgi uyandırır. Kur’an bu konuya Sebe Melikesi’nin, Hz. Süleyman’ın sarayının ihtişamından etkilenmesi örneğini verir. Sebe Melikesi saraya girdiğinde muhteşem cam zemini su zanneder ve eteklerini toplar. Hz. Süleyman’daki ilim ve estetik anlayışından, sarayda sergilenen sanattan çok etkilenir ve -Allah’ın dilemesiyle- iman ettiğini söyler.

Dünya hayatında "batıla ve tutkulara dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik" diyenlerden olmamaya çalışalım. Mülkün asıl sahibinin alemlerin Rabbi olan Allah olduğunun bilincinde olarak, yaptığımız her işte O’na yönelelim. Olanaklarımızı O’nun rızasını gözeterek kullanalım ki Rabb’imiz bizden razı olsun...