Sevginin asıl muhatabı Allah. İnsana şahdamarından yakın; kalplerimizde sevgi kılan. Bizi sevindiren, ruhumuza haz veren manzaraları yaratan, her sabah yeniden hayatımızı bahşeden, hastalandığımızda şifa veren, dualarımızı kabul eden, hatalarımızı bağışlayan O. Rahmeti üzerine yazan, kulunu sıkıntıdan kurtaran, zorlukta yardımıyla destekleyen, Kendisini seven sevmeyen her kuluna nimetlerini lütfeden yine Allah. Peki bizler Rabb’imizin sevgisini kazanabilmek için neler yapmamız gerektiğini biliyor muyuz?..

Yüce Allah hangi kullarını sevdiğini aşağıdaki Kur’an’da ayetleriyle haber veriyor:

*Allah İyilik Yapanları Sever

Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. (Bakara Suresi, 195)

Allah, ihtiyacınızdan artakalanı verin, Yolumda harcayın derken bizler ne kadarını versek de kalanı yığsak diye düşünüyoruz. Oysa Allah bollukta da darlıkta da infak etmemizi emrediyor:

Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134)

Bizler yatıştırıcı olmamız gerekirken, kendimiz öfkenin seline kapılıyoruz. Oysa sabırlı ve ılımlı olmak önemli. Şefkat, merhamet ve hoşgörü olmadan, öfke dolu bir üslupla dinsizlik yaygınlaşır çünkü.

Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever. (Al-i İmran Suresi, 148)

Allah iyiliğin karşılığı 10 kat buyururken, biz O’nun rızası için iyilik yapmaktan kaçınıyoruz. Hep intikam peşindeyiz. Allah’ın Muntakim olduğunu, intikam alacağını unutuyoruz.

Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)

Affetmenin ne büyük erdem olduğunun, sevginin önündeki engelleri kaldırdığının farkında bile değiliz. Bağışlayıcı olursak Allah da bizi bağışlayacağını bildiriyor. Bunun ne büyük nimet olduğunun bilincinde değil miyiz?

İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup-sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) dedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 93)

Allah’ın, içimizde gizlediklerimizi hatta gizlinin gizlisini de bilen olduğundan gafletteyiz; aklımızdan kötü şeyler geçiriyor, korkup sakınmadan eyleme dönüştürüyoruz.

*Allah Tevbe Eden, Temizlenen ve Arınanları Sever

"... Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever." (Bakara Suresi, 222)

Sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiçbir zaman durma. Daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha uygundur. Onda, arınmayı içten-arzulayan adamlar vardır. Allah arınanları sever. (Tevbe Suresi, 108)

Her hatamızda "birşey olmaz, başkaları daha fazlasını yapıyor" diyerek tevilde bulunuyor, kendimizi yeterli görüyoruz. Güzel ahlakta ve imanda derinleşmede sınır yokken bizler kendimizi müstağni gördüğümüzden enaniyetle azgınlaşıyor, bu yüzden de temizlenmeyi, arınmayı düşünmüyoruz.

*Allah Sakınanları Sever

Hayır; kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz Allah da sakınanları sever. (Ali İmran Suresi, 76)

Ahde vefanın ne olduğunu zaten unutmuşuz. Vefa mümin, vefasızlık münafık özelliği iken, biz küçük dünyevi çıkarlar peşinde koşuyor, ahdi yerine getirmekten ya da emaneti en güzel şekilde yüklenmekten kaçıyoruz.

Vefa, Allah’ın sahip olunan maddi manevi herşeyden daha çok sevildiğinin açık göstergesi. Bizler Allah’ın sevgisini kazanabilmek için, içimizde asla burkuntu olmadan herşeyimizi O’nun yolunda feda edebiliyor muyuz?

*Allah Sabredenleri Sever

Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. (Ali İmran Suresi, 146)

Sabır, zor zamanlarda Allah’ı hatırlamak, zorluğun ardından vereceği kolaylığı beklemektir. İsabet eden her zorluk, Allah’a yakınlaşmamıza vesile olacak ve gösterdiğimiz sabırdan zevk duyacakken biz acı olanı seçiyor, tahammülsüz davranıyoruz. Olayları, batınındaki hayır ve hikmetle değerlendirmek yerine görünen yüzüyle değerlendiriyoruz

Zorluk geldiğinde "neden ben, başkaları varken" diyor, dünyaya imtihan amacıyla geldiğimizi unutuyoruz. Allah’ın bizim için yarattığı kaderi beğenmiyor, aczimizi görüp boyun eğmiyor, yaşananlar karşısında sabır göstermiyoruz.

*Allah Tevekkül Edenleri Sever

... Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Ali İmran Suresi, 159)

Her şeyin Allah’ın kontrolü altında olduğunu düşünmüyor, kendimizi ve etrafımızdaki varlıkları Allah’tan bağımsız olarak görüyoruz. Halisane teslim olmamak, Allah dışındaki varlıkları ilah edinmeye götürür. Biz ise teslimiyeti, kenarından köşesinden yaşamaya çalışıyoruz.

Bilinçsizce, Allah’ı değil insanları vekil tutuyor, onlardan yardım bekliyoruz. Oysa biliyoruz ki tevekkül en büyük konfor. Bizi yaratan, yaşatan tek büyük güce dayanmak bizi de güçlü kılacakken, başka şeylere dayanıyor, olan gücümüzü de yitiriyoruz.

*Allah Adaletle Hüküm Yürütenleri Sever

Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide Suresi, 42)

En yakınlarımız hatta kendimiz aleyhine bile olsa adil olmamızı buyuruyor Allah. Biz ise yalnızca kendimiz için adalet bekliyor, adaleti değil çıkarlarımızı ayakta tutuyoruz.
Aklımız ve vicdanımız yerine duygularımızın yönlendirmesiyle hareket ediyoruz. Asıl ahirette Hakkın karşısına çıktığımızda vereceğimiz hesabı düşünmemiz gerekirken, dünyada hak arama telaşına düşüyoruz.

Mü’minlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah’ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever. (Hucurat Suresi, 9)

Müslümanların arasını düzeltmeye çalışmak bir yana, kendimiz ayrılık çıkarıyor, birbirimizin camiine gitmiyor, birbirimizle selamlaşmıyor, ufak fikir ayrılıkları nedeniyle birbirimize adeta düşman kesiliyoruz.

Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (Mümtehine Suresi, 8)

Allah, bize düşmanlık yapmayan Ehl-i Kitab’a iyilik yapmamızı ve adil davranmamızı emrederken biz Kur’an ayetlerini ve Peygamberimiz (sav)’in Ehl-i Kitap’a davranışlarını göz ardı ediyor, Allah’ın tüm Musevi ve Hristiyanları lanetlediğini iddia ediyoruz. Her fırsatta Ehl-i Kitap hakkında düşmanlık, savaş ve kan sloganları atıyoruz.

*Allah Muttaki Olanları Sever

... Şüphesiz, Allah muttaki olanları sever. (Tevbe Suresi, 4 ve 7)

Kalbimizi, Allah’tan ve O’nun anmaktan engelleyen her şeyden arındırmaya, hayatımızı Allah için yaşamaya çaba göstermiıyor, salih amellerimizle imanımızı eyleme dönüştürmüyoruz.

Takva, yalnızca zahiri bir özellik değil; insanın en fazla iç dünyasını güzelleştiriyor. Ama bizler, takva sahibi olmak için samimi niyet etmek yerine zahirinde de batınında da "çirkin" olmayı seçiyoruz.

*Allah, Birlik Olup Yolunda Çaba Gösterenleri Sever

Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. (Saff Suresi, 4)

Birlik olmayı emreden ayetlere itaat etmiyor, güçsüzleşiyoruz. İnkarcılar ve kötülükleri örgütleyip düzenleyenler çıkarları gereği birlikte hareket ediyorken, biz Müslümanlar, kan ve gözyaşının durması, acıların ve fitnenin sona ermesi, insanların huzuru için birlik olmaya çaba göstermiyoruz. Böylece Allah’ın emrini Peygamberimiz(sav)’in vasiyetini göz ardı etmiş oluyoruz.

Allah’ın Rahmetini ve Sevgisini Kaybetmekten Korkmuyor muyuz?

Allah, her samimi müminin sevgilisidir. O’nu darıltmak, O’ndan uzak olmak çok büyük bir azaptır, acıdır. Allah’ın sevgisini yitirmek, cehennem ateşinin vereceği azaptan daha şiddetlidir. Tek gerçek dostumuz, velimiz, yardımcımız, destekçimiz olan Rabb’imizin sevgisi hiçbir sevgiyle kıyaslanmayacak kadar güçlü ve üstün olmalı. Diğer tüm sevgiler O’nun sevgisinden kaynak bulur çünkü...

İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını ’eş ve ortak’ tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)