Kimi insanların hayatları boyunca yoğun olarak hissettikleri ve onlara en sıkıntı veren kavramlardan biridir korku. İnsanların çoğu yalnız kalma, yoksullaşma, mallarını, işlerini, sevdiklerini kaybetme, toplumda küçük görülme, amaçlarına ulaşamama, çirkinleşme, yaşlanma, hastalanma, ölme gibi korkularla mücadele ederek ömür sürdürürler. Ancak saydığımız bu korkular dünyevidir. Tümü Allah’ın imtihan amacıyla yarattığı ve sonsuz ahiret yaşamına geçmeden önce bekleme salonu hükmünde olan dünya hayatına ait korkulardır. Ancak bu korkular kimilerinin hayatını kabusa çevirir.


Korku çok küçük yaşlarda aile ve çevrenin telkinleriyle öğrenilir. Küçükken genellikle “öcü” kavramıyla korkutulan çocuk, büyüdükçe korkunun diğer çeşitleriyle tanışır. Korkuları yaşıyla doğru orantılı olarak sürekli büyür. Hemen her çocuğun yaşadığı karanlık korkusu yerini, üniversite sınavı korkusuna, daha sonra gelecek korkusuna bırakır. Bu kabus samimi iman etmeyen kişinin yaşamı boyunca sürer. İnsanların yaşamlarındaki en büyük korku, ölüm korkusudur. Ahirete kesin bilgiyle iman etmeyen, dünya hayatının tek bir yaşam olduğu gafletindeki kişiler için, ölüm bir sondur. Oysa ölümle birlikte yalnızca imtihan amacıyla yaratılmış geçici yaşam bitecek, sonsuza dek sürecek olan ahiretteki yaşam başlayacaktır. Ölüm korkusu, insan yaşamına her döneminde hakim olan en önemli korkudur.


Çok cesur olduğu, hiçbir şeyden korkmadığı iddiasında olan kişi dahi, korkunun bir çeşidini kesinlikle yaşar. Örneğin işini yitirmekten korkmayan insan, hastalanmaktan korkar. Kimi mallarını değil, ailesini yitirme korkusunu içinde taşır. Az ya da çok her insan yaşamı boyunca bir şeylerden korkar. Kendisini ölüme yakın hissettiğinde, “ölmekten korkmuyorum” diyen kişi de, hangi şekilde öleceğinin korkusunu yaşar. Korkularıyla kabusa çevirdikleri yaşamları sona erdiğinde ise, bu kişiler sorgulanmak üzere yapayalnız Rabb’leri huzuruna çıkarlar.


Birbirinden farklı gibi görünse de tüm korkular aynı ruh halinden kaynak bulur. Bu ruh hali Allah’a ve ahirete kesin bilgiyle iman etmemek, samimi Allah sevgisini ve korkusunu taşımamak, ölümle her şeyin bitireceği gibi düşünceler barındırır. İnsan, Allah’ın tek güç olduğunun, O’nun dilemesi dışında hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğinin bilincinde olmadığı ve O’na güvenip dayanmadığı sürece tüm bu korkular kaçınılmazdır. Gaflet halindeki kişiler korku duydukları her şeyi bağımsız birer güç olarak düşünürler. Oysa tüm kişiler ve olaylar sonsuz güce sahip Allah’ın kontrolündedir. 


Samimi imanın getirdiği Allah korkusu tüm bu korkuları ortadan kaldırır. İnsan yalnızca Allah’tan çok korktuğunda bu korkular yerini Allah’a tevekküle bırakır. Kendinde güç görüp, kaygı içinde tek tek korkularla boğuşmak anlamsızdır. Korku duyulan herkesi ve her şeyi Allah’ın yarattığının şuurunda olmak, korkuları yenmenin çözümüdür. 


Korku duyulan insanlar Allah’ın dilemesi dışında hiçbir şeye güç yetiremeyen, nefes bile alamayan aciz varlıklardır. Korku duyulan hastalıklar, Allah’ın imtihan etmek ve kişinin imanını olgunlaştırmak için yarattığı acizliklerdir. Allah dilemediği sürece hiçbir insan hastalanmaz, işini, mallarını, ailesini yitiremez. Geleceğe dair insanın yaptığı planlara Allah dilememişse kimse müdahale edemez. Ve yine Allah dilemediği sürece, O’nun belirlemiş olduğu vakit gelmeden kimse ölemez. 


Her şeyin tek ve gerçek sahibi, sonsuz güç sahibi olan Yüce Allah’tır. Korku duyulan her şey O’nun iradesi ve kontrolündedir. O halde Yüce Allah’ın dışında korkulacak, mutlak güç sahibi hiçbir şey yoktur. Dünyayı, ahiret hayatını ve evrendeki her şeyi yaratan Allah’a duyulan korku, tüm korkuların önündedir ve diğer korkulara son verir. 


Yaşamımız boyunca karşımıza çıkan her şeyi Allah’ın yarattığının bilincinde olduğumuzda, hiçbir olay bizim için korku sebebi olmayacaktır. Allah’tan gelen her şeyi, sabır ve tevekkül içinde, O’ndan hoşnut olarak, en güzel tavırla ve nezaketle karşılayalım. O zaman Allah’ın iman eden samimi kullarına vaat ettiği üzere, yaşayacağımız başka bir korku kalmayacaktır.


Haberiniz olsun; Allah’ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. (Yunus Suresi, 62)