Tevrat ve İncil zamanla tahrif edilmiş, Allah’ın hak dinine uygun olmayan bazı kavramlar ilave edilmiş, bazı hak kavramlar da çıkarılmıştır. Kur’an’a uygun olan kısımları geçerlidir; Kur’an gibi nurdur, güzelliktir; kalbe ferahlık verir.

Kutsal kitaplardaki tahrif konusunda Müslüman için kıstas Kur’an’dır. Kur’an bu konuda ne buyuruyor, kısaca inceleyelim. Allah Kur’an’ın, insan eliyle tahrif edilmiş olan Kitapları doğrulaması için indirdiğini birçok ayette haber verir:

O, sana Kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti. (Ali İmran Suresi, 3)

Onlara: "Allah’ın indirdiklerine iman edin" denildiğinde: "Biz, bize indirilene iman ederiz" derler ve ondan sonra olan (Kur’an)ı inkar ederler. Oysa o (Kur’an), yanlarındakini (kitabı) doğrulayan bir gerçektir. (Onlara) De ki: "Eğer inanıyor idiyseniz, daha önce ne diye Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" (Bakara Suresi, 91)

Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona ’bir şahid-gözetleyici’ olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. (Maide Suresi, 48)

Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. (Yunus Suresi, 37)

Kur’an’da Tevrat 

Kur’an’da Musa’ya vahyedilen kitabın, insanlara "yol gösterici" kılındığı,"bir rehber ve bir rahmet" olduğu, insanları "karanlıklardan nura çıkarması" için indirildiği, "bir hidayet ve bir rahmet" olduğu bildirilir. 

Bugün Tevrat’ta, Kur’an ayetleri ile sağlaması yapıldığında içinde hak dine ait pek çok konunun korunduğunu görürüz. İnanç esasları, dağınık da olsa içinde yer alır. 

Ancak Tevrat, yine Kuran’da bildirildiği gibi, sonradan tahrif edilmiş ve içine insan sözleri katılmış ve hak kitap olma özelliğini yitirmiştir. Bugün elimizdeki Tevrat, tahrif edilmiş Tevrat’tır. Kur’an, aşağıdaki ayetlerle bu bilgiyi verir:

Kimi Yahudiler, kelimeleri ’konuldukları yerlerden’ saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve ’Raina’ bizi güt, bize bak" derler. Eğer onlar: "İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve ’Bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar. (Nisa Suresi, 46)

Siz (Müslümanlar,) onların size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allah’ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı. (Bakara Suresi, 75)

Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)

Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah’tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azap vardır. Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide Suresi, 41-42)

"Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?" (Al-i İmran Suresi, 71) 

Tevrat, hak olan bölümlerin yanı sıra, çok önemli bozulmalar da içerir. Örneğin çok önemli olan ahiret inancına ait bölümler içinden çıkarılmıştır. Dahası Tevrat’ta, ahiret inancını reddeden birçok ifade vardır. (Vaiz, 9:5-6; Vaiz, 1:4) Bu inanç olmazsa imtihan olmaz, yapılanların karşılığında ödül olmaz, dünya hayatının hatta dinin anlamı kalmaz. Allah’ın adaleti ahirette tecelli edecek, herkes yapıp ettiklerinin karşılığını ‘hurma çekirdeğindeki iplikçik’ kadar haksızlığa uğramadan orada alacaktır. Ahiret inancı, dinin olmazsa olmazıdır.

Bugünkü Tevrat’ta bulunan diğer batıl açıklamalar; peygamberlere dair iftira ifadeleri ve en önemlisi de Allah’ın Zatına yönelik sapkın anlatımlardır. 

Hz. Musa içlerindeyken bile Allah’ın emirlerine itaatsizlik eden ve Peygamber’lerine isyan eden İsrailoğullarının davranışları Kur’an’da detaylarıyla anlatılır. O dönemde Kitaptan yüz çeviren İsrailoğulları hakkında Allah şöyle buyurur:

Onlar: "Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah’ı kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: "Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki: "Allah." Sonra onları bırak içine ’daldıkları saçma uğraşılarında’ oyalanıp-dursunlar. (En’am Suresi, 91)

Dahası Allah, hikmetli bir anlatımla Musevilerden samimiyetsiz ve çıkarcı olanların Tevrat hükümlerini bozacaklarını, yine Tevrat’ta haber verir: 

Musa Yasa’nın sözlerini eksiksiz olarak kitaba yazmayı bitirince, Rab’bin Antlaşma Sandığı’nı taşıyan Levililer’e şu buyruğu verdi: "Bu Yasa Kitabı’nı alın, Allah’ınız Rab’bin Antlaşma Sandığı’nın yanına koyun. Orada size karşı bir tanık olarak kalsın. Çünkü sizin başkaldıran, dikbaşlı kişiler olduğunuzu biliyorum. Bugün ben sağken, aranızdayken bile Rab’be karşı geliyorsunuz; ölümümden sonra daha ne kadar çok başkaldıracaksınız. Oymaklarınızın bütün ileri gelenlerini, görevlilerinizi bana getirin. Bu sözleri onlara duyuracağım. Yeri göğü onlara karşı tanık tutacağım. Ölümümden sonra büsbütün yozlaşacağınızı, size buyurduğum yoldan sapacağınızı biliyorum. Son günlerde kötülüklerle karşılaşacaksınız. Çünkü Rab’bin gözünde kötü olanı yapacak ve yaptıklarınızla O’nu öfkelendireceksiniz." (Yasa’nın Tekrarı; 31:24-29)

Kur’an’da İncil 

Allah, Tevrat gibi İncil’in de gönderildikleri dönemde insanlar için rehber olduğunu bildirir:

Onların (Peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik. İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır. (Maide Suresi, 46-47)

İncil’in tahrif olması konusu ise Kur’an’da şöyle geçer:

Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik; ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid’at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah’ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (Hadid Suresi, 27)

Kur’an, Hıristiyanların ahlakını över ve onları daha dindar olmaya davet eder. Ancak birçok ayetle Hristiyanlıktaki teslis (üçleme) inancının büyük yanılgı olduğuna dikkat çeker. Teslis görüşüne inananları Allah, sorgulama gününe dikkat çekerek uyarır:

Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (’OL’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek İlah’tır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, Allah’a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim O’na ibadet etmeye ’karşı çekimser’ davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır. (Nisa Suresi, 171-172)

İncil’deki diğer önemli bozulma, Hz. İsa’nın Allah olduğu yönündeki yanlış inançtır. (Rabb’imi tenzih eder, yüceltirim) Allah Kur’an’da, bu inanca sahip Hristiyanların küfür içinde olduklarını bildirir: 

Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü O, Kendisi’ne ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (Maide Suresi, 72)

Hz. İsa, Allah’ın yarattığı ve üstün kıldığı kutlu bir kul ve peygamberdir. Kur’an’da Hz. İsa’nın, kendisine atfedilen bu asılsız iddiayı reddettiği şöyle haber verilir: 

Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah’ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen’de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen." (Maide Suresi, 116)

Hz. İsa’nın insanlara verdiği mesajı bir Kur’an ayetinde, "Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin. Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur." (Al-i İmran Suresi, 50-51) ifadesiyle bildirilir.

Allah Kur’an’da, peygamberlerin tebliğinin özü konusunda şöyle buyurur:

Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitab’ı, hükmü ve peygamberliği verdikten sonra insanlara: "Allah’ı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitab’a göre Rabbaniler olunuz" (deme görevindedir.) (Al-i İmran Suresi, 79)

Sonuç Olarak ;

Kur’an saf vahiydir; hiçbir çelişkisi ve eksikliği olmayan Allah kelamıdır. Diğer Kitapların tahrif edilmesine bir hikmet üzere izin veren Allah, Kur’an’ı Kendi korumasına almıştır. Kur’an, Musevi ve Hristiyanlar için de net bilgi içeren büyük bir nimettir. Bizler, Allah’ın Kur’an’da buyurduğu gibi, tüm peygamberlere indirilenlere, aralarında hiçbir ayırım yapmadan, Kur’an’a uygun bölümlerinin hak olduğuna hüsn-ü zan ve iman ederiz.

Deyin ki: "Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız. (Bakara Suresi, 136)