İnsanların düşünmekten alıkoyan birçok neden var. Bunlar insanı gerçekleri görmekten alıkoyabilir. Bu yüzden, her insanın kendisine olumsuz yönde etki eden sebepleri teşhis etmesi ve bunların etkisinden kurtulması önemli. Aksi takdirde, dünya hayatının gerçek yüzünü göremez. Bu ise ahirette ona büyük kayıp getirir.

Kur’an, yüzeysel düşünme alışkanlığına sahip insanların durumunu, “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır. Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkar ediyorlar. (Rum Suresi, 7-8) ayetiyle haber verir.

Düşünmeyi engelleyen nedenlerden biri, çoğunluğa uymanın getirdiği zihinsel uyuşukluk. İnsanları en çok yanıltan konulardan biri "çoğunluğun" yaptıklarının doğru olduğuna inanmaları. İnsan genellikle, doğruları düşünerek bulmak yerine hep çevresindeki insanların öğrettiklerini kabullenmeye yönelir. Çoğu zaman kendisine ilk başta garip gelen şeyleri diğer insanların doğal karşıladıklarını görür ve bir süre sonra kendisi de bunları benimsemeye başlar.

Örneğin televizyonlarda, dergilerde her gün yüzlerce felaket, haksızlık, adaletsizlik, zulüm, intihar, cinayet, hırsızlık, dolandırıcılık haberi okunur, binlerce yardıma muhtaç insandan söz edilir. Ancak birçok insan bu haberleri izleyip kanalları gönül rahatlığı ile çevirir. Genellikle insanlar bu tarz haberlerin neden bu kadar çok olduğu, bunların engellenmesi için neler yapılması, nasıl önlemler alınması gerektiği, hatta kendilerinin bu konuda neler yapabileceklerini düşünmezler. Çünkü çevrelerindeki diğer insanların büyük bir çoğunluğu da bunları düşünmez. Çoğu kişi "dünyayı ben mi kurtaracağım?" mantığı içerisinde sorumluluğu başkalarına atar.

İnsanı düşünmekten alıkoyan bir diğer neden de tembellik. Düşünme konusundaki tembelliğinden dolayı insanlar herşeyi hep gördükleri ve alıştıkları şekilde yaparlar. Düşünerek en uygun, en güzel, en hayırlı olanı arayıp bulmaz, hep gördüklerini taklit ederler.

Ancak öyle önemli konular vardır ki, insanların bu konularda düşünmemeleri onları büyük ve sonsuz yıkıma uğratır. İnsanın dünyada varoluş amacını düşünmemesi, ölümün kaçınılmaz bir gerçek olduğunu, ölümün ardından ise sorgulanacağını gözardı etmesi bu hüsranın kaynağıdır. Allah Kur’an’da, Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? (Nahl Suresi, 17) ayeti ve benzer birçok ayetle düşünmeye davet eder.

Düşünmekten alıkoyan bir başka unsur da toplumdaki derin düşünmenin iyi olmadığı telkini. Kuşkusuz bu, dinden uzak insanların uydurdukları batıl bir düşünceden başka bir şey değil. İnsanın kaçınması gereken şey düşünmek değil, olumsuz düşünmek, kuruntulara ve vesveselere kapılmaktır.

Allah ve ahiret inancı güçlü olmayan, Kur’an’ı iyi bilmeyen insanlar genellikle olumsuz yönde düşündükleri için, pek faydalı sonuçlara ulaşamazlar. Allah’a iman eden, akıl sahibi bir insan ise konuyu hayır ve güzellik yönünde düşünür ve çok güzel sonuçlara varır.

İnsanın herşeyden önce dünyanın geçici olduğunu anlaması, ahiretteki gerçek ve sonsuz hayatı için çok şevkli bir çaba içerisine girmesine neden olur. Buradaki yaşamın er ya da geç biteceğini bildiği için dünyevi çıkarların ve hesapların hırsına kendini kaptırmaz. Son derece tevekküllü olur. Bu geçici hayatta meydana gelen hiçbir olay onu üzmez. Daima sonsuz ve güzel bir hayata kavuşmanın umudunu taşır. Dünyadaki nimetlerden ve güzelliklerden de çok fazla zevk alır. Çünkü Allah dünyayı insanları denemek için eksik ve kusurlu yaratmıştır. “Bu eksik ve kusurlu dünyada bile insanın hoşuna giden çok sayıda güzellik varsa, cennetteki güzellikler hayal edilemeyecek kadar muhteşemdir” diye düşünür. Her gördüğü güzelliğin ahirette aslını görebilmeyi umar. Ve bunların tümünü ancak derin düşünerek kavrar.

Sorumluluklardan kaçma isteği de insanı düşünmekten alıkoyar. Çoğu kişi düşünmekten, konular üzerinde kafa yormaktan uzak durarak Rabb’ine karşı olan sorumluluklarından kaçabileceğini zanneder. Ancak insanların düşünmeyerek sorumluluklarından kaçabileceklerini sanmaları büyük bir aldanıştır.

İnsan yalnızca bir an öleceğini ve ölümden sonra sonsuza dek bir yaşam olduğunu ciddi olarak düşünse, var gücüyle ölümden sonraki yaşantısı için çalışmak durumunda kalır. Ancak ahiretin varlığını düşünmeyince böyle bir sorumluluktan kurtulduğunu zannederek kendini kandırır. Ancak dünyada düşünerek doğruya ulaşamayan insan, ölümle birlikte kendisi için hiçbir kaçış olmadığını anlar:

O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği zaman da). Sur’a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür. (Kaf Suresi, 19-20)

Diğer yandan herşeye "alışkanlık gözü"yle bakmak da insanın düşünmesini engeller. İnsanlar bazı şeylerle ilk kez karşılaştıklarında, ondaki olağanüstülüğü anlayabilirler ve bu, onların düşünmelerine, gördükleri şeyi inceleyip araştırmalarına neden olabilir. Ancak bir süre sonra bir alışkanlık oluşur ve artık etkilenmemeye başlarlar. Özellikle de hemen her gün karşılaştıkları bir varlık veya olay, artık onlar için "sıradan" bir şey haline gelir.

Sonuç olarak; derin düşünen insan Allah’ın yaratış sırlarını, dünya hayatının gerçeğini anlar. İnsanların büyük çoğunluğunun aksine, varlık nedenini düşünerek yaşar. Karşılaştığı olayların zahirinde kalmaz, Allah’ın emrettiği şekilde düşünerek, hikmetlerini kavrar.

Böylece hem Allah’ın nimetlerinden çok fazla haz alır, hem de gereksiz kuruntu ve vesveselere, dünyaya yönelik hırslara kapılarak sıkıntı ve strese girmez.

Bunlar, derin düşünen insanın dünyada kazanacağı güzelliklerden sadece birkaçıdır. Yeni bir yılda yeniden düşünelim. Düşünerek doğruyu görmenin asıl kazancı ise Allah’ın sevgisi, rızası, rahmeti ve cennetidir.

Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah’tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O’na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? (Yunus Suresi, 3)