Kur’an, insanların okuyup ayetleri üzerinde düşünmeleri için indirilmiştir. İnkar etmenin dünya hayatındaki, ölüm anındaki ve ahiretteki karşılığına dair Kur’an’da verilen örnekler, insanların böyle bir durumla karşılaşma tehlikesini göz ardı etmemeleri ve sakınmaları içindir.

Örneğin ölüm anında meleklerin, inkar edenlerin "yüzlerine ve arkalarına vura vura” canlarını aldıkları bildirilir. (Muhammed Suresi, 27) İnkarcıların yaşadıkları bu durumu, dünya koşullarında kavrayabilmek kuşkusuz zordur. Ancak Allah, insanların düşünmeleri için bunun haberini verir.

Ölüm anında inkarcılar fiziksel bir acı duyarken diğer yandan da şiddetli bir biçimde pişmanlık yaşarlar. Çünkü geri dönüş imkanının bulunmadığını görürler.

Canları alınırken yaşadıkları acıyla birlikte artık inkarcılar, sonsuza kadar sürecek büyük azabın kendilerini beklediğini anlarlar. Yaşamlarını Allah’tan ve dinden uzak geçirmiş bu kişiler, azaptan kurtulmak için yalvararak Allah’tan bağışlanma dilerler. Yeniden dünyaya dönmek ve yitirdiklerini kazanmak için bir fırsat daha isterler. Ama kabul edilmez. Çünkü Kur’an’da bildirildiği gibi onlara, "öğüt alacak olanın öğüt alabileceği kadar bir süre" verilmiş, sonsuz ahiret hayatı, cennet ve cehennem hatırlatılmış ancak onlar bilerek gerçeklerden kaçmışlardır. İstekleri kabul edilip dünyaya yeniden döndürülseler bile inkara devam edecekleri, "Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir..." (Mü’minun Suresi, 100) ayetiyle haber verilir.

Allah, insanların Kendisine yönelmeleri için çeşitli olaylar ve ortamlar yaratır; Kendisini hatırlatır. Yaşanan sıkıntı ve zorluklar da bu hatırlatmalardandır. İnsanların acizliklerini ve çaresizliklerini gösteren bu durumlar, gaflet perdelerinin aralanması için verilen yeni birer fırsattır. Çünkü Allah’tan yüz çevirerek yaşayan kişi, bu sıkıntı anlarında aczini anlar. Ardından vicdanının sesine kulak verdiğinde ise, hatalarını görür ve kendisini düzeltmeye gayret eder. Zor zamanlar, gerçekleri kavrayan insan için tevbe etmeye ve Allah’a yönelmeye bir fırsattır.

İmtihan amacıyla yaratılmış olan dünyayı gerçek yurt edinen, verilen süreyi ve tanınan fırsatları değerlendirmeyen inkarcılar, ölüm anından başlayarak Allah’ın vaadinin gerçekliğine tanık olurlar. Onlar ahirette bir başka azap daha tadarlar. Dünyada iken kendilerini uyardıkları halde inanmadıkları ve alay ettikleri müminlerin en güzel nimetlerle ödüllendirildiklerini görmek...

"Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir mi olacak? Ne kötü hüküm veriyorlar." (Casiye Suresi, 21) buyurur Allah ve her insanın dünyadaki yaşamına göre hak ettiği karşılığı alacağını bildirir.

Allah, müminlere tanıdığı tüm imkan ve fırsatları inkarcılara da vermiştir. Ancak onlar dünya hayatının bu geçici süslerini sahiplenmiş, Allah rızası için kullanmamışlardır. Gerçek yurdun ahiret olduğunu, sorumluluklarını ve kulluk etmeleri gerektiğini hiç düşünmemişlerdir. Bunu şimdi şu an düşünüyor olmak, içlerindeki pişmanlığı daha da artırır.

İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur. (Fatır Suresi, 37)

İnkar edenlerin ayetten de anlaşıldığı gibi hiç bitmeyen azap dolu pişmanlıkları Allah’ın dilemesiyle- sonsuza kadar devam edecektir. Oysa böylesine büyük pişmanlığı yaşamamak insanın elindedir. İnsan ölümün ve ahiret hayatının gerçekliğini kavramak için, onlarla karşılaşacağı zamanı beklememeli kuşkusuz. Yalnızca Allah’ın vaadi yeterli olmalıdır.

O halde henüz ölümle karşılaşmadan yapılacak en akılcı davranış Allah’a sığınmak ve O’nun rahmetini dilemektir. Ölümü düşünmemek, ölümden söz etmemek, hatırlatıldığında uzak durmak devekuşu mantığı gibidir. Hiçbir şey ölümün yakınlığı gerçeğini değiştirmez. İnsana yarar sağlayacak olan, ölümü her an hatırda tutmak ve dünyada verilen süreyi kulluk bilinci içinde yaşamaktır.