Müminler Kur’an ahlakından uzaklaşmaları için, yaşadıkları toplumda inkarcılardan maddi manevi baskı ve eziyet görürler. İnsanlık tarihi boyunca Allah’a çağrıda bulunan samimi müminlere iftira atılması Allah’ın kanunudur.

Her dönem Müslümanların karşısında, doğru yoldan sapmış ve Allah’a isyan üzerine kurulmuş bir yaşamı benimsemiş kimseler bulunur. Kur’an’dan uzak yaşayan, adalet, doğruluk, dürüstlük, güvenilir olma gibi güzel ahlak özelliklerine sahip olmayan bu kişiler, müminlerin imanına haset eder, kendileri gibi sapmalarını isterler. Onlara olmadık suçlamalarda bulunur, iftiralar atar ve onların zarar görmelerinden haz alırlar.

İnkarcılar, elçinin getirdiği gerçekler kendi dünyevi çıkarlarıyla çatıştığı için karşı koyar, türlü iddialarla onu karalamaya çalışırlar. Kişisel çıkarlarını dini tebliğ edebilmek için feda etmesi nedeniyle elçiye delilik iftirası atarlar. Kur’an bu konuya şu ayetlerle açıklık getirir:

Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar? Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar. Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi, 69-71)

Elçi onlara şan ve şeref getirmiştir ancak onlar yüz çevirirler. Nedeni de kendi batıl ve yalana dayalı sistemlerinin çökme ihtimali nedeniyle duydukları endişedir. Kendi güç ve iktidarlarını yitirmemek için elçiyi yalancılıkla suçlarlar:

Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Gerçekte biz seni ’aklî bir yetersizlik’ içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." (Araf Suresi, 66)

Toplumda, elçinin samimi ve hikmetli sözlerini dinleyen, Allah’a bağlılığına ve güzel ahlakına tanık olan vicdanlı insanlar, elçiye tabi olurlar. İnkarcılar, samimi müminlerin güçlü bağlılıklarını değersiz göstermek ve diğer insanları uzak tutmak için, elçinin ikna yeteneğini kendilerince büyücülükle açıklarlar. Elçiye, çevresindeki insanların beynini yıkadığı, onlara büyü yaptığı iftirasını atarlar:

İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında ’gerçek bir makam’ olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: “Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler. (Yunus Suresi, 2)

Mümin herşeyin sahibinin Allah olduğuna iman eder, bu gerçeğin bilinciyle kendisine benlik vermez; mütevazı ve Rabb’ine karşı boyun eğicidir. Ancak toplumda şımarık ve kendini beğenmiş kişiler sevilmediği için, inkarcılar elçiyi şımarıklıkla suçlarlar:

"Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır." (Kamer Suresi, 25)

İnkarcılar elçi ve müminlerle alay etmeye ve kendilerince onları küçük düşürmeye çalışırlar. Kur’an ayetlerinde haber verilen, Firavun’un Hz. Musa hakkındaki seviyesiz üslubu, inkarcıların müminlere karşı içlerinde besledikleri kinin göstergesidir.

Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır’ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz? "Yoksa ben, şundan daha hayırlı değil miyim ki o, aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan (biri)dir." (Zuhruf Suresi, 51-52)

Allah’ın sevdiği kullarına yapılan her kötülük ve her çirkin söz, Allah Katında bir azap sebebi olur. Allah sonsuz adalet sahibidir. İftiracılar tevbe etmedikleri ve vazgeçmedikleri sürece azaba derece derece yaklaştırılırlar. Ve derler ki:

"... Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz." Biz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?" Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir. (Sad Suresi, 62-64)

İnkarcılar, elçileri, haktan uzaklaştırıp toplumda batılı hakim kılmaya çalışan güvenilmez insanlar olarak göstermeye çalışırlar. Sapkınlıklarını din kılıfı altında yaygınlaştırdıkları iftirası atarlar:

"Kavminin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir ’şaşırmışlık ve sapmışlık’ içinde görüyoruz" dediler. O: "Ey kavmim, bende bir ’şaşırmışlık ve sapmışlık’ yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim." dedi. (Araf Suresi, 60-61)

Elçiler, hırsızlık ve zina gibi her toplumda çirkin görülen suçlarla itham edilir, çoğu zaman suçsuzlukları bilinmesine rağmen iftiralar nedeniyle hapse atılırlar.

Sonra onlarda (Yusuf’un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)

İnkarcılar, Allah Katındaki zorlu karşılığını kendilerinden uzak gördükleri için kolaylıkla iftira atarlar. Ancak inkarcı için azap şiddetli olacaktır. "Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır. (Nur Suresi, 11) ayetiyle bildirildiği üzere, iftira mümin için bir hayırdır.

Bu olaylar, "Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (Al- İmran Suresi, 186) ayetiyle dikkat çekildiği gibi, iftiraya uğrayan Müslüman’ın imtihanıdır. Ancak bu süreçte diğer Müslümanlar da imtihan olurlar. Müslümanlar olaylara akılcı yaklaşmalı, Allah’ın buyruğu gereği etraflıca araştırmalı. Eğer kesin kanıt yoksa, işittiğini yaygınlaştırmak bir yana, hayırlı zanda bulunmalı ve söylentilere asla inanmamalıdır.

İftiraya uğrayan müminin gösterdiği sabır, tevekkül ve kararlıklık, inkarcıların küçük düşürme amaçlarının tam aksine onu onu değerli kılar, derecesini artırır. İftirayı atan fasıkları ise aşağılatıcı azaba yaklaştırır.

Gerçek şu ki, Allah’a ve elçisine eziyet edenler; Allah, onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azap hazırlanmıştır. Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir. (Ahzab Suresi, 57-58)

Müminler kendilerine atılan iftiraları Kur’an ayetlerinin birer tecellisi olarak görürler. Kendilerinden önce yaşayan müminlere isabet eden musibetlerle imtihan olmak ve en zor zamanlarında bile Allah’ın yardımıyla destekleyeceğini bilmek onların şevklerini artırır.

Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü’minlerle; "Allah’ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)

İftira karşılıksız kalmaz. Atan iftirayı unutsa dahi Allah unutmaz. Ve hiçbir iftira, baskı, alay ve saldırı müminleri yıldırmaz; onları Kur’an ahlakını yaşamaktan ve yaşatmaya çalışmaktan asla alıkoyamaz.