Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O’na (olan)dır. Onların Allah’tan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevab veremezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. İnkar edenlerin duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir. (Ra’d Suresi, 14)

Bütün insanların, yaşamında tüm isteklerine kavuştuğunu düşünen insanın dahi duaya ihtiyacı vardır. İnsanın duaya ihtiyacı olmadığını düşünmesi, dua etmesinin tek nedeninin dünyevi arzularının tatmini olduğu anlamına gelir. Müminler ise hem dünyadaki yaşamları için, hem de ahiretleri için dua ederler. Dua eden insan, zor ya da kolay her türlü durumu ve olayları, tüm evrenin Yaratıcısı ve Hakimi olan Allah’ın takdirine bırakır, yani tevekkül eder. Bütün yolların evrendeki tüm kudretin sahibi olan Allah’a dayandığını bilmek, yalnızca O’na dua etmek, mümin için bir büyük ferahlık ve güven kaynağıdır.

Peygamberimiz’in(sav) duayla ilgili bir hadisini Ebu Hureyre şöyle rivayet eder: "Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah’ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta Allah’a çok dua etsin.”

Dua etmek, Allah’la bağlantı kurmanın en kolay yoludur. Allah, insana şah damarından daha yakın olan, insanın içindekini bilen, işitendir... İnsanın içinde gizlediği tek bir düşünce bile Allah’tan gizli kalmaz. İnsanın duasının samimiyeti ve içtenliği, Allah’tan istediği şeye karşı hissettiği ihtiyacın şiddeti ile ilgilidir. İnsan, şeytanın telkin ettiği olumsuz düşüncelerle oyalanacağı yerde dua etse, Rabb’i icabet edecek ve sorun çözülecektir.

İnsanın samimiyetle Allah’tan bir istekte bulunması için düşünmesi bile yetebilir. İşte Allah’a ulaşmak bu denli kolaydır. Dolayısıyla ihtiyacıyla ilgili olarak o an aklından geçen düşünceler de kişinin duasıdır. “Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir…” (İsra Suresi, 25) ayetiyle bildirildiği gibi, içimizdekini bizden daha iyi bilen Allah, kulunun aklından geçirdiğine de cevap verir.

Dua, her insan için çok değerli bir ibadet ve büyük bir nimettir. Çünkü Allah, insana duası aracılığı ile hayırlı ve güzel gördüğü her şeye ulaşabilme imkanı verir. Yüzeysel bakan insan gördüğüne inanır. Mümin ise inandığını görür. İnandığı şey onun duası olur ve Rabb’i duasına icabet eder…

İnsanların büyük çoğunluğu yaşamları boyunca tüm olayların, kendilerinin ve çevrelerindeki insanların kontrolünde meydana geldiğini düşünürler. Bu düşüncenin ardında "Allah’tan bağımsız, kendiliğinden işleyen bir dünya" olabileceği telkini vardır. Bu yüzden çok büyük bir felaketle ya da ölümle karşılaşmadan Allah’a dua etmezler. Oysa dua, yaşamın geneline yayılması gereken çok önemli ve tek başına bir ibadettir.

İnsanların bir başka kesimi için ise dua, küçük yaşlarda genellikle ailenin yaşlı bir bireyinden öğrendiği ve anlamını bilmediği sözlerdir. Oysa Kur’an surelerini ya da Kur’an’daki duaları anlamını bilmeden ezberden okuyarak değil, ruhen yaşayarak, içten dua etmek önemlidir. Önceden ezberlediği dua kalıplarını anlamadan tekrarlayıp duran kişi, Rabb’inden -icabet edeceğini umarak- neyi istediğini dahi bilmez. Bu şekilde dua eden birçok insan dualarında, Allah’ın varlığı, birliği, büyüklüğü, kudreti, kendisini sürekli olarak görüp-işittiği gibi hayati konuları pek düşünmez.

Duada samimiyet çok önemlidir. Gerçek anlamda samimi dua, gerçekleşmesi imkansız gibi görünüyor olsa da, Allah’ın sonsuz güç sahibi olduğuna ve dualara icabet ettiğine kesin bilgiyle inanarak istemektir.

"Bence gerçekleşmesi zor ama yine de dua edeyim; Allah belki kabul eder" diyerek sebeplere bağlı olarak dua etmek yanlıştır. (Rabb’imi tenzih eder, yüceltirim.) Allah, insanın kendi öngörüsüyle gerçekleşmesini imkansız gibi gördüğü her şeyi sonsuz gücüyle yaratabilir. Allah sebeplerden münezzehtir ve O, dilerse sebepsiz yaratmaya gücü yetendir.

Bazı insanların "ben Allah’a çok dua ettim duamı kabul etmedi" dediklerini işitiriz. (Rabb’imi tenzih eder, yüceltirim.) Oysa ibadet de kulluk da sürekli olmalıdır. İnsan sabırda, duada, şükürde, kısacası her ibadetinde "... O’na ibadette kararlı ol... (Meryem Suresi, 65) buyruğu gereği kararlılığını korumalıdır.

Öte yandan insan, Kur’an’da da belirtildiği gibi hayra da şerre de dua eder. Kendisi için hayırlı olanı bilemez; onun bilgisi Allah’a aittir. Ancak kulu bilmeden şerre de dua etse, Rabb’i onun için en hayırlı sonucu yaratır.

Veya duası kabul olunmuştur ancak kişi sonucu belli bir zaman sonra görecektir. Allah zamandan münezzehtir; zamana bağlı olan bizleriz. Dua ettiğimiz zaman ile sonuca şahit olacağımız zaman arasındaki süreç, sabır ve tevekkül sergileyeceğimiz süredir; onunla deneniriz.

Peygamber’imiz(sav), "Allah bir kulun dua etmesine izin vermişse, mutlaka kabulünü de murad etmiştir." (Ebu Nuaym, Hılye) buyurur. O halde insanın dua ediyor olması duasının kabul edileceği anlamındadır.

Şimdi düşünelim... Dualarımız zorluk zamanlarında mı güçleniyor? Allah’a yalnızca bir musibetle karşılaştığımızda mı gönülden yöneliyoruz? Dularımız zorluk yaşarken mi hep daha samimi oluyor? Kolaylık yaşarken Allah’ı daha mı az anıyor, daha mı az hatırlıyoruz? Sorulara tevilde bulunmadan samimiyetle cevap vererek, kendimizi gözden geçirelim.


Allah’a, sıfatlarının üzerimizde tecelli etmesi için dua edelim. O verecektir; yeter ki içten, yalvararak isteyelim. Dua çok güçlüdür; istediğimiz şey üzerinde düşünerek kafamızı yorarız yalnızca… Oysa Rabb’imize yönelip dua ettiğimizde konu çok kolaylaşacaktır.
Kur’an’da,“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (Tekvir Suresi, 29) buyrulur. Allah’tan dileyebiliyor olmamız, O’nun dilemiş olduğunun işaretidir. O dilememiş olmasaydı biz aciz kullar da dileyemezdik.

"Vermek istemeseydi, istemek vermezdi." Bediüzzaman