İnsan, çocukluk döneminde gördüğü, duyduğu ve okuduğu her yeni şeyden heyecan duyar. Ancak zamanla bu araştırma isteği yerini alışkanlıklara, aile bireylerinden aldığı hazır bilgilere, kulaktan dolma gelenek ve göreneklere bırakır.

Koşulsuz kabullendiği bu bilgilerin sonucunda da araştırma ve düşünme hevesini yitirmiş, gördüklerinin ve duyduklarının doğru olduğunu düşünen/uygulayan bir insan haline gelir. Bu kimse için doğru, yanlış, iyi, kötü gibi kavramlar içinde yaşadığı toplumun ’doğruları, yanlışları, iyileri ve kötüleri’dir.

İnsanı en büyük zarara sokacak olan da, eskilerden kalan kalıplaşmış bilgilere körü körüne bağlılığın din konusunda yaşanmasıdır. İnsanların büyük çoğunluğu, Allah’ın dini yerine, gelenek, adet ve atalarından kalma hatalı uygulamalarla birleştirdikleri kendi dinlerini yaşarlar.

Bu din, Kur’an’da ve Peygamberimiz’in (sav) sünnetinde yeri olmayan pek çok kuralı, yasağı ve ahlâk anlayışını da beraberinde getirmiştir. Bu din anlayışı nedeniyle insanlar arasında hak dine karşı ön yargı oluşması kaçınılmazdır.

Çok sayıda insan sahip oldukları ön yargılar ve yanlış bilgilerin sonucu olarak gerçek dinden uzaklaşır. Hatta kimi zaman bu kimseler, Allah’ın adının anılmasına, Kur’an ayetlerinin okunmasına dahi tahammül edemezler. Ön yargılı davranışları olumsuz eleştiren, araştırma yapan, açık görüşlü ve tarafsız kişiler dahi, ’din’ konusunda tutucu ve ön yargılı bir tutum takınırlar.

Bu kimseler, atalarının yolu dışında bir yol izlemez, atalarından kalma kitaplar dışında başka kitap okumazlar. Atalarının yolunun en doğrusu olduğuna inanır, onların yaşam tarzlarını örnek alırlar. Gittikleri yolun yanlış olduğu konusunda uyaran kişileri, "...atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz." (Hud Suresi, 62) ayetiyle de bildirildiği gibi kendilerinin en büyük düşmanı olarak görürler. Bu dogmatik bağlılık nedeniyle Kur’an’ın mesajını ve Allah’ın buyruklarını göz ardı ederler.

Bu bağnaz kimselerin gelenek ve görenekleri, yaşam ve düşünce tarzları, hayata bakış açıları öylesine kemikleşmiştir ki, değişikliğe ya da yeniliğe asla açık değillerdir. Bu saplantıları nedeniyle gerçekler konusunda uyaran kişilere karşı saldırgan ve öfkeli davranışlar sergilerler.

Kur’an’daki, "Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz." (Fussilet Suresi, 5) ifadesinden bu kişilerin adeta bir perdeyle insanlardan ve gerçeklerden engellendiklerini anlaşılmaktadır.

Allah’ın mesajından uzak yaşayan bu kişiler, "Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar " (Zuhruf Suresi, 37) ayetiyle de bildirildiği gibi yollarının doğru olduğunu zannederler. Ancak gerçekler farklıdır ve Rabb’leri huzurunda sorgulanacakları gün, gerçekler konusunda uyarıları dinlememiş insanlar için sonuç hüsran olacaktır.