İnsanlar arasında bugün sevgi ve muhabbet kalmamış, insanlar birbirlerine daha da yabancı olmuştur. Derin ve samimi sevgi insanların ellerinden alınmış durumda ki bu, insanın ruhunun alınmış olması gibi bir şeydir. Çünkü insan sevgiyi yitirdiğinde geriye ne kalır?... Bu, insanın içinin boşaldığı, manevi anlamda tükendiği anlamına gelir. Oysa her yerde, her ortamda sevgi, hoşgörü, şefkat ve merhametin esas alınması gereklidir.

İnsan din ahlakını yaşamayınca, kalbinde Allah aşkı olmayınca, çevresine de Allah aşkıyla bakamaz. Dolayısıyla içindeki sevgiyi; o muhteşem gücü yitirir. Sevgi ve aşkı yitirdiğinde, insanın içinde korkunç bir boşluk meydana gelir ve artık yitirilenlerin yerini sıkıntı, azap, korku, gerginlik, kuşku ve panik alır.

Hem ruhsal, hem bedensel, hem de maddi yönden çöken bu insanlar, sürekli hata yapar, suç işler ve şeytanın bataklığa benzer karanlık sisteminde yaşarlar. Bu nedenle inanan insanların çok ciddi bir tavır sergilemesi gerekir. İnsanları güzel ahlaka davet etmek, Allah sevgisinin o kucaklayıcı sıcaklığına insanları yaklaştırmak, gerçek sevginin ve aşkın güzelliğini insanlara anlatmak, inanan her insanın sorumluluğudur. Her şeye Allah aşkıyla bakmak, dünyadaki güzel ve mutlu yaşam için esastır. İnsan ancak iman ettiğinde gerçek anlamda mutlu olabilir.

Diğer yandan, inanmayan kişi ise para, yiyecek, içecek, zenginlik, kısacası her şeye sahip de olsa bir türlü mutlu olamaz. Elde ettiği her şeyi bir gün yitirebileceği korkusu içinde huzursuz bir yaşam sürer. Ekonomik yönden çıkmaza girmek ve her şeyini kaybetmek, hastalanmak, çocukları için endişelenmek gibi korkulardan bir türlü kendisini kurtaramaz. Her gün yeni bir endişe ve acı içerisindedir. Dolayısıyla sinirleri de çok bozuktur.

Sonunda yaşamın her anı kişi için adeta cehenneme döner. Boğulacağı endişesiyle, su içmekten dahi korkacak duruma gelir; korkuları sayılacak olursa binlere ulaşır. Deprem, yangın, terör, hastalık korkusu…İnsan zayıf bir varlıktır ve bu kadar korkuyu kaldıramaz. Böylece toplumda sağlıksız yaşayan bireylerin sayısı artar.

Oysa insan, Allah’a güvenip dayandığında yani tevekkül ettiğinde; bereket, bolluk, huzur, mutluluk ve güzellikler içerisinde yaşar. Allah’ın koruması altında olduğunu bilmek, Allah’a imanın önemli bir şartıdır. İnsan Allah’a güvenmiyorsa zaten inanmıyor demektir.

İnsanlar Allah’a güvenip tevekkül etseler, O’nun yarattığı her şeyde hayır görseler, merhametli olsalar, komşularını kendilerinden daha çok koruyup kollasalar, Peygamberimiz(sav)’in “komşusu açken tok olan bizden değildir” sözünü güzel bir ahlak kuralı olarak yaşamlarına uygulasalar bambaşka bir ortam olur.

Yıllardır inkarcı felsefeler toplumda bencillik ruhunu, egoizmi yerleştirdiler. Egoizm çok rahatsız edici, korkunç bir özelliktir. Bencil insan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığındadır. Bu karakterdeki kişilerin oluşturduğu toplumda hak, hukuk tanınmaz; sevgi, şefkat, merhamet ve saygı gibi duygular gereksiz görülür.

Böyle bir ortamda yetişen bencil kişi, insanlara saygı ve sevgi göstermez; yaşlılara yardımcı olmaz. Oysa insan birine yardım ettiğinde sevinç duyar ve Allah o zaman güç, kuvvet ve mutluluk verir. Kurnazlık yaptığını zanneden kişi ise bu güç ve huzuru kaybederek, o zalimce egoizminin karşılığını hemen orada almış olur.

İnsanın Allah’a olan imanı arttıkça, sevgi gücü de artar. Allah imanında samimi olan her kulunun kalbine bu duyguyu ilham eder. Mümin ise, bu nimeti elde edebilmek için samimi olarak dua eder, bunu Allah’tan sürekli ister. Allah’a herkesten ve her şeyden çok daha derin bir aşk duymasına rağmen, bununla yetinmez. Allah’ı çok daha fazla sevmek için yine O’na yalvarır. Allah’a olan sevgisi arttıkça, Allah’ın yarattığı güzelliklere olan sevgisi de artar. Sonsuz güzellikleri sanatının içinde yaratan Sani olan Allah’ın sergilediği güzellikleri sevmede bir sınırı yoktur.

Allah’ın hoşnutluğunu amaç edinmeyenler ve emrettiği güzel ahlakı yaşamayanlar, gerçek sevgi gibi bir nimete asla ulaşamazlar. İnsanların birçoğu sevginin taklidini yapar ve gerçek sevgiyi yaşıyormuş gibi görünmeye çalışır. Ancak sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya layık tek varlık olan Yüce Allah, iman etmeyenlere bu sevgiyi vermeyeceğini, yalnızca iman edenler için bir sevgi kılacağını Kuran’da haber verir:

“İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.” (Meryem Suresi, 96)