İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler." (Müminun Suresi, 61)

Hidayet lütfeden, doğru yola ulaştıran Yüce Allah’ın Kuran’da, "... Artık hayırlarda yarışınız ..." (Maide Suresi, 48) buyruğuyla bildirdiği yarış, inanan insanların güzellikleri artırma yarışıdır; bu rahmani bir yarıştır. Kuran ahlakından uzak toplumlardaki bireylerin ‘birbirini ezme, diğerinin üstüne basarak yükselme’ yarışı değil, hayırları artırma ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanma yarışıdır. Müminlerin bu yarışta hedefledikleri, dünyevi bir çıkar elde etmek ya da insanların gözünde üstün bir konuma sahip olmak değildir. Onlar yalnızca Allah’ın buyruklarını yerine getirmek, O’nun tavsiye ettiği ahlâkı yaşamak ve Rabb’imizi hoşnut etmek amacıyla yarışırlar. Allah Katında üstünlük takva iledir; öne geçenler de hayırlarda yarışma çabası içindeki samimi müminlerdir.

Kuran’da emredilen güzel ahlakın yeryüzünde hakim olması için tüm imkânları ile çaba gösteren müminler, bütün yaşamlarını bu şerefli sorumluluğun bilincinde, yararlı işler yapmak üzerine kurmuşlardır. Yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla çalışır ve yalnızca Rabb’leri için yaşarlar. Salih amelleriyle O’na yakınlaşmayı umut ederler.

“Bizim Katımız’da sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler.” (Sebe Suresi, 37)

Müminler yaşamın her anını kapsayan sabırda da, "Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz." (Al-i İmran Suresi, 200) ayeti gereği yarışırlar. Sabır, Rabb’i için sabreden mümine acı değil haz veren bir ibadettir.

“Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?  (Ali İmran Suresi, 142) ayetiyle bildirildiği üzere, müminler, Allah yolundaki fikir mücadelesinin ve sabretmenin cennetin anahtarı olduğunun bilincindedirler.

Müminler Allah’a, elçilerine ve mümin kardeşlerine sevgi duyar, birbirlerine şefkatle yaklaşır, bu konuda yarışırlar. Dünyevi geçici değerler peşinde koşturan, din ahlakından uzak kimselerin cimri ve bencil tutkularına karşılık müminler, diğer mümin kardeşlerinin ihtiyaçlarını kendi nefislerinden daha önde tutarlar.

Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ’cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

Yüce Allah’ın beğendiği Kuran ahlakını yaşamayan kimseler affedicilik, hoşgörü, sabır, sevgi gibi üstün ahlak özelliklerinden de uzak bir yaşam sürerken, samimi müminlerin yaşam boyu süren yarışları aynı zamanda affetmenin, kin ve öfkeyi kalplerinden arındırmanın yarışıdır.

Müminler kibirden titizlikle sakınır ve Allah Katında beğenilen bir özellik olan alçak gönüllülüğe sahip olmak için yarışırlar. Samimi müminlerin sahip olduğu bu ahlak Kur’an’da, "O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler…" (Furkan Suresi, 63) ayetiyle bildirilir. Allah’ın gücünü gereği gibi takdir edebilen şuur sahibi bir insan, Rabb’i karşısındaki aczinin farkındadır. Bu nedenle büyüklenmek son derece yersiz ve nefsani bir davranıştır.

Din ahlakından uzak yaşayan insanların sohbetlerinde sürekli bir rekabet gözlenir. Bu kişiler, iğneleyici sözler söyler, seslerini yükseltir ve birbirlerine sözle üstün gelme yarışı yaparlar. Oysa Allah Kuran’da " Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle." (İsra Suresi, 53) ayetiyle insanlara her zaman güzel söz söylemeyi emreder.

Müminler Allah’ın bu hükmünü uygulamakta yarışır, konuşurken en güzel sözleri kullanırlar. Bilirler ki; “Güzel söz O’na yükselir, salih amel de onu yükseltir…”( Fatır Suresi, 10)

“Öne Geçenler”

Müminler, dünya hayatının çok kısa, ölümün her an gelebileceğinin ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmakta yeterli çaba göstermeme nedeniyle ahirette yaşanabilecek pişmanlığın bilincindedirler. Sonsuz yaşama geçtikten sonra tekrar dünyaya dönüp hayırlarda yarışmak mümkün değildir. Bu yüzden samimi müminler, daha fazla salih amelde bulunma konusunda adeta zamana karşı yarışırlar. Kısacık dünya hayatına iyilikten yana olabildiğince çok şey sığdırmaya çalışırlar.

Yüce Allah insanlara verdiği nimetlere bir sınır koymaz, sayılamayacak kadar fazla güzellik ve nimeti, inanan inanmayan herkese ikram eder. Samimi müminler de bu nedenle yaptıkları salih amellere bir sınır koymaz, "Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et." (İnşirah Suresi, 7) buyruğu gereğince şevkle çaba gösterirler. Allah’ın hoşnutluğunu kazanma konusunda kendilerini yeterli görmez, en fazlasını arar ve bu istekle hayırlarda yarışırlar. Dünyada durmaksızın çaba harcayan ve yarışıp öne geçenlerin alacakları karşılık; Allah’ın dilemesiyle, sonsuza kadar en güzel mekânlarda, nimetler içinde ağırlanmak olacaktır.

"Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir. İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır. Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde; Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden, Birazı da sonrakilerden. ’Özenle işlenmiş mücevher’ tahtlar üzerindedirler. Karşılıklı yaslanmışlardır." (Vakıa Suresi,10-16)