Hidayet lütfeden, doğru yola ulaştıran Yüce Allah elçilerini hep insanların arasından seçmiştir. Tarih boyunca tüm insanlar, Allah’ın elçilerine uyup uymamaları ile denenmişlerdir. Bu nedenle elçiye itaat, önemli bir ibadettir.

“Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik...” (Nisa Suresi, 64)

Akledemeyen bazı kimseler ise kendi aralarından çıkan veya fazla zengin olmayan bir insana itaat etmeyi kavrayamamışlardır. Oysa Allah elçilerini seçmiş, Kendi Katından her yönüyle güçlendirmiş, onlara ilim ve hikmet vermiştir.

Kur’an’da anlatılan kıssalardan, Peygamberlerin ve elçilerin son derece güvenilir, asla kendi çıkarını gözetmeyen, yalnızca Allah’ın rızasını hedefleyen ve O’nun emriyle hareket eden insanlar olduklarını anlıyoruz. Kavimlerini Allah’a kulluk etmeye davet ederken öncelikli olarak güvenilirliklerini vurguladıklarını görmekteyiz. Örneğin, Ad kavmine gönderilen Hz. Hud, kavmine şu sözlerle seslenir:

“...Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz. Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?” (Hud Suresi, 50-51)

Hz. Nuh ise, kendisine “… Biz sizi yalancılar sanıyoruz...” (Hud Suresi, 27) diyen kavmine ,“…Ey Kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet vermiş de (bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız? Ey Kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah’a aittir...” (Hud Suresi, 28-29) sözlerini söyler.

İnsanlar, içinde yaşadıkları cahiliye toplumunda, çok fazla sayıda ‘zararlı’ ve ‘tehlikeli’ kişilerin bulunması nedeniyle, karşılarındaki her insana kuşkucu bir bakış açısıyla bakar ve mesafeli davranırlar. Bu nedenle, uyaran elçinin kendilerine zarar verebileceği gibi çok yersiz bir düşünceye kapılabilirler. Oysa Rabbimiz bir Kuran ayetinde, “Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir.” (Yasin Suresi 21) buyurarak, uyarıcı ve müjdeci olarak yolladığı elçilere uyulmasını emretmektedir. Ve elçiler, Şuara Suresinin 107,125,143,162,178. ayetlerinde, “Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”   şeklinde ifade edildiği gibi güvenilir insanlardır. Bir başka ayette elçinin üstün ahlak özellikleri, “(Bu elçi,) Bir güç sahibidir, arşın sahibi katında şereflidir. Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir.” (Tekvir Suresi, 20- 21) ayetiyle açıklanmaktadır.

İnkarcıların kavrayamadıkları önemli gerçek, seçimin Allah’a ait olduğudur. İnkarlarının nedeni de genellikle, “Bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?..” (Tegabün Suresi, 6) diye düşünmeleri olmaktadır.

Oysa samimi bir kişi, Allah’ın seçtiği insana gönülden itaat eder, ona gönülden bağlanır ve saygı duyar. Elçinin sözüne uyan mümin, aslında Allah’a uyarak itaat ettiğini bilir, elçilerin aldıkları her kararı, yaptıkları her işi hayır ve hikmet gözüyle değerlendirir. Allah’a ve dine teslim olanlar, Allah’ın elçisine de teslim olur itaat ederler. Allah’ın ayetlerinde de bildirdiği gibi, elçiye itaat edenler hidayet bulacaklardır. 

De ki: “Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık onun (peygamberin) sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.” (Nur Suresi, 54)

Kur’an’da Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssası ile peygamber ve elçilere uymanın önemi bir kez daha haber verilir. Kıssanın anlatıldığı ayetlerde Hz. Musa ilim sahibi olan Hz. Hızır’a tabi olmuş ve ilminden yararlanmak için onunla uzun bir yolculuğa çıkmıştır. Hz.Hızır’ın ayette geçen, “…Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.” (Kehf Suresi, 70) şeklindeki sözleriyle, elçilere itaat sırasında saygılı bir tavır göstermenin önemine dikkat çekilir.

Elçilere itaat edenler aslında Allah’a itaat eder; elçilere başkaldıranlar da, gerçekte Allah’a karşı gelirler.

“Kim Resul’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.” (Nisa Suresi, 80)

“Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.” (Fetih Suresi, 10)

Tüm alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Peygamberimiz(sav) bir hadisinde itaatin önemini şöyle hatırlatır:

“Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allah’a isyan etmiştir.” (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 482)

Müminlerin dostu olan ve onlara hayır yolları açan Rabbimiz, Kuran’da Peygamberimiz (sav)’in müminler için bir koruyucu ve yönetici olduğunu bildirir. Bu nedenle Müslümanlar her konuda Peygamberimiz (sav)’e danışır, onun fikrini ve rızasını alarak bir işe başlarlardı. Ayrıca aralarında anlaşmazlığa düştükleri konularda, Peygamberimiz (sav)in önerdiği çözüm veya yöntemleri uygularlardı. Bu, Allah’ın birçok hayrı ve hikmeti olan önemli bir emridir. Örneğin, Yüce Allah bir ayetinde, tüm haberlerin peygambere veya onun kendisine vekil kıldığı kişilere iletilmesini emreder.

“Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan ’sonuç-çıkarabilenler’ onu bilirlerdi. Allah’ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.” (Nisa Suresi, 83)

Allah’ın elçilerinin her emri Allah’ın koruması altındadır. Elçilerin her sözü, her kararı, müminlere ve tüm insanlara hayır ve güzellik getirir.

İnanan insan, Allah’ın ve elçisinin emirlerini gönülden boyun eğerek uygular; onun sözlerine itaat ederken kalbinde en küçük bir sıkıntı da duymaz. Allah’ın ve elçisinin hükmettiği her şeyin en doğru ve en hayırlısı olduğunu bilir. Kimi zaman şeytan, elçinin söylediğinden daha farklı bir şey yapmasını fısıldasa da, mümin en hayırlı yolun elçinin gösterdiği yol olduğunun bilincinde olarak hareket eder. Bu davranış ise inanan bir insanın samimi imanından kaynaklanır.

Elçinin verdiği hükme kalpte tam bir teslimiyetin bulunmaması durumu ise, ayetlerde belirtildiğine göre o kişinin gerçekte iman etmemiş olduğunun bir kanıtıdır:

“Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” (Nisa Suresi, 65)

Bir insan, görünürde itaatli bir tavır gösterebilir, söylenenleri eksiksiz olarak yerine getirebilir. Ancak o kişi, kalbi tam anlamıyla tatmin bulmuş olarak itaat etmediği sürece gerçekten iman etmiş sayılmaz. Çünkü böyle bir davranış, o kişinin kalbinde Allah ve elçisi hakkında birtakım şüphe ve kuruntular taşıdığını gösterir. İçten bir itaate sahip olmaması, yalnızca fiziksel bir teslimiyet gösteriyor olması, kişinin yaptığı işlerin de boşa gitmesine sebep olabilir. Görünüşte itaat etmiştir ama ahirette bunlardan dolayı karşılık görmeyebilir. İtaat, görünür yani zahiri değil, ‘batıni’ olmalıdır. Bu yüzden mümin, kendi dünyevi çıkarlarına ters düşse bile, Allah’ın elçisinden gelen bir hükmü içten bir sevinç ile karşılamalı, teslimiyeti kalbinde hissetmelidir. Hak olan bir karar karşısında üzülüp sıkıntı duymak, imanla çelişen bir tavırdır ve isyan anlamındadır.

“Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği zaman mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse artık gerçekten o apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” (Ahzab Suresi, 36)

Allah’ın elçisi tüm insanlığı kendilerine hayat verecek şeylere çağırır. Ancak yalnızca icabet ve itaat edenler rahmete kavuşturulurlar.

“Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız.” (Enfal Suresi, 24)

“Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz.” (Nur Suresi, 56)