Yüce Allah’ın nimetlendirdiği insanın dünyada bulunma amacının, sadece iyi bir iş sahibi olmak,  iyi bir kariyer yapmak, bir aileye sahip olmak ve mal-mülk edinmek olmadığı açıktır. Bunların hepsi Allah’ın verdiği nimetlerdir ancak insanın asıl hedefi olabilecek konular değildir. Bu istekler, insanın yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilmesi için birer araç olabilir. Dolayısıyla insanın, ölümü, yapayalnız Allah huzurunda sorgulanacağını, cennet ve cehennemi unutarak, dünya hayatının aldatıcı süsleri ardından adeta sürüklenmesi hatadır.

Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (Lokman Suresi, 33)

Allah’a kulluk, yaşamı Allah korkusu ve O’nun hoşnutluğu üzerine inşa etmektir ve "… Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır." (Enam Suresi, 162) ayetiyle dikkat çekildiği üzere insanın tüm yaşamını kapsar. Vicdanlı ve samimi bir insanın yapması gereken, yaratılış amacını düşünmesi, tüm yaşamını Yüce Rabb’imizin bildirdiği şekilde, O’nun sınırlarını koruyarak geçirmeye çalışmasıdır.

Şeytan insana imanı yaşamayı zor ve sıkıntılı gösterir. Oysa Yüce Allah samimi kullarına imanı sevdirmekte ve onları karanlıklardan Kendi dosdoğru, aydınlık yoluna iletmektedir. Bu gerçek Kuran’da, “…Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkârı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır.” (Hucurat Suresi, 7) ayetiyle bildirilir. Dolayısıyla sinsi karakterli şeytan, Allah’a kullukta samimi çaba içinde olan müminleri verdiği telkinlerle kandıramaz, yaşadıkları aydınlıktan sonunda azap bulunan kendi yoluna çekemez.

Gerçek sıkıntı ve eziyet, “…Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.” (Hac Suresi, 31) ayetiyle bildirildiği üzere, şirktedir. Sahte ilahlarını terk ederek Allah’a yönelen bir insan, boşlukta sürüklenmekten kurtulur, tek gerçek ilah olan Allah’a yönelerek, O’na sığınarak, yalnız O’na kulluk ederek huzur ve güven içinde yaşar. Yaşadığı karanlıktan –Allah’ın dilemesiyle- nura çıkar.

’Gönülden katıksız bağlılar’ olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)

Nefsinin bencil tutkuları peşinde sürüklenen insan, kulluk ettiği onlarca putu bırakıp yalnızca Allah’a kulluk etmediği sürece asla gerçek huzuru bulamaz. İnsanların dünyada özlemini duydukları huzur, mutluluk ve nimetler içinde yaşayabilmelerinin tek yolu, yalnızca Allah’a kulluk etme bilincini taşımalarıdır. Allah’ın buyruklarını terk edip dünyaya yönelmesi, kişiyi şeytanın bataklığına sürükler.

...De ki: "Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, Kendisi’ne katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir." (Rad Suresi, 27)

Ayetten anlaşılacağı gibi, Allah insanlar için katıksız bir imanı şart koşmuş ve onlara müşriklerden olmamayı emretmiştir. Aynı zamanda yalnızca Kendisi’ne yöneleni de dosdoğru yola yöneltip ileteceğini bildirmiştir. O hlade doğru yolu bulabilmek için şirk koşulmaması şarttır.

İnsan tek dost ve yardımcı olarak Allah’ı görmeli, sadece Allah’ın hoşnutluğunu esas amaç edinmelidir. Yalnızca Rabb’ine “rağbet” eden insan, tüm yaşamını Allah’ın belirlediği kıstaslara göre düzenler, O’nun emir ve yasaklarına göre hareket eder. İnsanın bu konudan kesin olarak emin olmaması, üzerinde derin düşünmesi ve ahlâkını daha mükemmel hale getirmeye çalışması gerekir.

Kendisine Allah’ın hoşnutluğu yerine farklı hedefler belirleyerek, istek ve tutkularının ardında sürüklenenler, ahirette de aşağılanarak sürükleneceklerdir. Ancak, "Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin."  (Duhan Suresi, 47) ifadesinden anlaşıldığı üzere, bu kez sürüklendikleri hedef bellidir.

Kapıları kilitlenmiş “cehennem ateşine, ’küçültücü bir sürüklenme ile ’ sürüklenecekleri gün” (Tur Suresi, 13) ise artık geri dönüş imkânsızdır.