Kim Allah’a ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır. (Nisa Suresi, 14)

İsyanı ve küstahlığı yüzünden Allah’ın huzurundan kovulduktan sonra İblis, kıyamete kadar sürecek olan mücadelesine başladı. İnsanları telkin ve taktikleriyle aldatarak saptırmak için onlara sokuldu; tuzaklar kurdu. İlk büyük tuzağı, cennette yaşayan Hz. Adem’i(as) ve eşini kandırarak onları Allah’ın buyruğuna isyana sürüklemesiydi. Allah’ın yaklaşmalarını yasakladığı ağaç konusunda onlara vesvese verdi. İnsanlık tarihindeki ilk isyan Kur’an’da şöyle bildirilir:

... Ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir. Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti. Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim? Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız. (Allah) Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır. Dedi ki: "Orda yaşayacak, orda ölecek ve ordan çıkarılacaksınız." (Araf Suresi, 19-25)

Ardından Hz. Adem(as) büyük pişmanlık duydu; Allah’a tevbe etti ve Rabb’i onu bağışladı. Ancak İblis, gurur ve enaniyeti, zeki ama akılsız oluşu yüzünden bağışlanma dilemedi ve insanların aleyhine yürüttüğü mücadelesine devam etti.

O tarihten sonra da İblis pek çok insanı kandırdı ve kendi fırkasına kattı. Diğer yandan cinlerden de pek çok taraftarı oldu. İblis’in yolunu izleyen insanlar ve cinler, tıpkı onun gibi insanları saptırmak için onlara sokulmaya/aldatmaya başladılar. İblis’in itaatli birer askeri haline gelen insanlar ve cinler de onun sahip olduğu "şeytan" sıfatını kazandılar.

Şeytanın en büyük amacı, kendisi gibi, tüm insanların Allah’a isyan etmelerini sağlamaktır. Bu hedefine ulaşmak için elinden gelen herşeyi yapar, sürekli bir çaba harcar. Ancak bu yoğun çabasının yanı sıra çok ilginç bir mantığa da sahiptir:

Ancak şeytanın durumu gibi; çünkü insana "İnkar et" dedi, inkar edince de: "Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım" dedi. (Haşr Suresi, 16)

Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi şeytan, insanları isyana sürüklediği halde, Allah’tan korktuğunu söyler. Bu, onun çarpık mantığının göstergesidir. Kuşkusuz bu ifadeler, akıl sahibi birinin söyleyeceği sözler değildir. Şeytan zeki ama aptal bir varlıktır.

Enaniyet, şeytanın en önemli özelliklerinden biridir ve Allah’ın huzurundan kovulmasının, itaatsizlikle birlikte en önemli nedenidir. Şeytanın tuzağına yakalanan kişinin de şeytan gibi aklı örtülür, şuuru kapanır ve Allah’ın yolundan ayrılır. Böylece Allah’ın sonsuz gücü karşısında kendi aczinin bilincine varması ve Allah’tan içi titreyerek korkması imkansızlaşır. Böylece kişi, kendisini sonsuz azaba götürecek olan isyan yolunu seçmiş olur.

Yeryüzünde iki topluluk vardır: Allah’ın fırkası ve şeytanın fırkası. Şeytanın fırkası, Allah’a nankörlük ve isyan içerisinde yaşayan ve şeytanın ’adımlarını izleyen’ bir topluluktur.

İnanan insanlar, Allah’ı dost edinir ve her işlerinde O’na yönelirler; isyan eden şeytan taraftarları şeytanı dost ve veli edinirler. Şeytan onları Kur’an’daki ifadesiyle bir kabuk gibi bağlar; örtülen vicdanlarının sesi duyulmaz olur. Kalplerine Allah zikri girmez; kararır, taş gibi kaskatı hale gelir. Bu kimseler, ne denli azap dolu bir sona doğru sürüklendiklerini göremez, yaşamları boyunca şeytanın hizmetkarı olurlar. Akıllarını, vicdanlarını, düşüncelerini, her şeylerini şeytan tutsak almıştır.

Unutulmamalıdır ki Allah’a itaate dayanan ve insana O’nun rızasını, rahmetini ve cennetini kazandıracak olan iman yolu terk edildiğinde, dünyada da ahirette de horluk, aşağılık ve cehennemde son bulacak bir yol seçilmiş olunur. İsyan, hem Allah’ın rahmetini ve cennetini, hem de inkarcılara karşı kazanılacak zaferin anahtarını yitirmenin sebebidir.

Ancak Rabb’ine isyanı değil, teslimiyeti seçmiş olan, yeryüzündeki her olayın, her varlığın - şeytan dahil- Allah’ın kontrolünde olduğunu bilen ve samimiyetle Rabb’ine yönelen müminler üzerinde şeytanın hileleri etkisizdir. İçinde Allah aşkı ve Allah korkusu taşıyan Allah taraftarları şeytanın oyunlarına gelmez, telkinlerine kanmazlar.

"... Şüphesiz ben, Rabbime isyan edersem o büyük günün azabından korkarım." (En’am Suresi, 15)