Para konuları, dinden uzak insanları en çok meşgul eden, onları en çok endişelendiren konuların başındadır. Paralarının yetip yetmeyeceği, ya da biteceği konusu hem günlük yaşamlarındaki hem de geleceğe yönelik en önemli korkularından biridir. Taşıdıkları dünyevi hırs nedeniyle kısıtlı imkanlara sahip olmak istemezler. Bu nedenle de imkanları olsa dahi paralarını harcamaktan kaçınırlar, ihtiyacı olanlara vermezler, insanlara yardım etmezler. Bu kişilerden, parası çok olan da az olan da aynı korkuyu duyar. Oysa, “Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah’tır. (Zariyat Suresi, 58) ayetiyle bildirildiği üzere, insanlara rızkı verip onları besleyen tek güç Rabb’imizdir. Allah’a tam anlamıyla güvenseler bu kişiler hiçbir zorluk yaşamazlar. Ancak “rızkı Allah’ın Katında arayın, O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Siz O’na döndürüleceksiniz." (Ankebut Suresi, 17) ayetindeki buyruğu göz ardı eden bu kişiler, Allah’a güven ve teslimiyeti yaşamadıkları için böyle bir kolaylıktan da mahrum kalırlar.

Rabb’imiz, insanlara verdiği mallarla onları imtihan eder ve verdiklerini Kendi yolunda kullanmalarını ister. Ancak geleceğe ilişkin bu cahilce korkuları nedeniyle pek çok insan maddi imkanlarını Allah’ın hoşnutluğunu gözeterek kullanmaz ve bencilce davranır. Allah pek çok konuda olduğu gibi, geleceğe dair vesveseleri verenin de şeytan olduğuna bir ayette şöyle dikkat çeker:

"Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin-hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir." (Bakara Suresi, 268)

Olayları yalnızca dış görünüşüyle değerlendiren bazı kimseler, verilen herhangi bir şey azalabildiğinden şeytanın bu aldatmacasına kolaylıkla aldanabilirler. Ancak Yüce Allah Zülcelal-i Ve’l İkram’dır; büyüklük ve ikram sahibidir ve dilediği kişiye kat kat arttırır.
“Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir.“ (Bakara Suresi, 261)

Sahip olduğu maddi serveti kendi kazandığını düşünen ve Allah’ın kudretini hakkıyla takdir edemeyen kişi, Kuran’daki bir sırdan da habersizdir. Yüce Allah nimetlere şükredip, ihtiyacı olana veren kuluna malını artacağını vaad eder:

"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, benim azabım pek şiddetlidir." (İbrahim Suresi, 7)

Bediüzzaman Said Nursi de, "Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise vesile-i rahmettir” sözleriyle, hırs duymanın hiçbir şeye yararı olmadığını, tevekkül etmenin ise Kur’an ahlakına en uygun davranış olduğunu belirtir…

Allah, infak etmedeki ölçüyü, “ihtiyaçtan artakalan” olarak bildirir. İhtiyaca ayrılan ve artakalan miktar konusunda, insanın vicdanı devreye girer. Tüm ibadetler gibi infak etmenin, muhtaç olana yardımda bulunmanın kökeninde de samimiyet vardır.

İnsanın nefsini tatmin etmek amacıyla mal yığıp biriktirmesi kendisine bir yarar sağlamaz. Her insan mutlaka ölecek ve bu dünyadan, kendi bedeni de dahil, yanında hiçbir şeyi götüremeyecektir. Hesap günü herkes Rabb’i huzurunda yapayalnız Allah’a hesap verecek ve herkese takvasından sorulacaktır. Zenginliğinin, dünya hayatında sahip olduğu malların ise hiçbir değeri olmayacaktır.

“Gerçekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah’tan yana birşey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır.” (Al-i İmran Suresi, 116)