Tevbe, insanın işlediği bir günah için Allah’a sığınması, bir daha o günahı işlememek için Allah’a söz vermesi ve bunun için O’ndan yardım dilemesidir. Tevbenin kelime anlamı ‘dönmek’tir. Kısaca tevbe, kesin bir kararlılıkla bir günahtan dönmek, hatasından pişmanlık duyup vazgeçmektir.

"Ey iman edenler, Allah’a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar..." (Tahrim Suresi, 8) ayetindeki ‘nasuh tevbe’, tevbenin o günahı bir daha asla işlememek niyetiyle yapılması anlamındadır. Nasuh tevbe, pişmanlığı kalpte hissetmek, dille bağışlanma dilemek, bedenen de günahı terk etmek ve ondan uzak durmaktır.

Kuşkusuz bu bilgi, her günah için yalnızca bir kez tevbe edileceği anlamında değildir. Kişi işlediği bir günah için tevbe edebilir, ardından gaflete kapılıp aynı günahı tekrar işleyebilir. Ancak Yüce Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Bu kucaklayıcı rahmeti nedeniyle defalarca tevbesini bozmuş da olsa, insan gerçekten nasuh bir tevbe ile Rabb’ine sığınabilir.

De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. (Zümer Suresi, 53-54)

Allah sonsuz merhamet sahibidir ancak kabul etmeyeceği bir tevbe vardır. Ölüm anı geldiğinde samimiyetsizce yapılan tevbeyi, Allah kabul etmeyeceğini haber verir.

Allah’ın üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 17-18)

Kur’an’da, Firavun’un, Hz. Musa ve yanındaki müminleri öldürmek için peşlerine düştüğü ve tam denizde boğulmak üzereyken tevbe etmek istediği anlatılır. “Sular onu boğacak düzeye erişince ’İsrailoğullarının kendisine inandığından başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım" der. (Yunus Suresi, 90) Ancak ona "Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın." (Yunus Suresi, 91) cevabı verilir.

İnsan cehalet nedeniyle günah işlemiş de olsa Allah’ın rahmeti çok geniştir. "…Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Enam Suresi, 54) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah samimi tevbenin karşılığını sonsuz bağışlamasıyla verir.

Rahman-Rahim olan Allah, Kendisine ve elçisine savaş açan kafir ve münafıkları bile, şayet samimi bir tevbe ile O’na yönelirlerse, bağışlayacağını haber verir.

Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sadıkları sadakatlerinden dolayı mükafatlandıracak, münafıkları da dilerse azaplandıracak veya tevbe (nasib edip tevbe)lerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Ahzab Suresi, 24)

Ancak tevbe konusunda verilen bilgilerin samimiyetsiz ve yanlış yorumlanması insanı büyük yıkıma sürükleyebilir. Kişinin, "nasıl olsa sonra tevbe ederim" gibi sahtekârca bir hesap içinde, bile bile işlediği günahı Allah asla bağışlamaz.

Doğrusu, imanlarından sonra inkâr edenler, sonra inkârlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir. (Al-i İmran Suresi, 90)

Büyük ya da küçük tüm günahlar için yapılan tevbelerin, pişmanlığın getirdiği içli bir ruh haliyle yapılması gerekir. Bağışlanma dilemek ve Allah’a tevbe etmek, kulluğun en katıksız ifadelerindendir. Mümin, hata yapmaktan ve günah işlemekten müstağni olmadığının bilincinde, Rabb’inin şefkatine sığınır. Tevbe, insanın sonsuz kurtuluşu için kapanmayan bir kapıdır.

Eğer Allah’ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)? (Nur Suresi, 10)