Türkiye bugün 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişiminin verdiği hasarları onarıyor. O 15 Temmuz gecesi, korkunç işgal girişimini engelleyen korkusuz halkımızın cesur çabasıyla hiç bir zaman unutulmayacak bir milat oldu.

 

Diğer Ortadoğu ülkeleri gibi, 150 senedir kurulan plânlar dahilinde dış ve iç müdahalelere maruz kalıyoruz. İngiliz Derin Devleti ve piyonları darbe, iç savaş, işgal gibi karanlık plânlarla ülkemizi zayıflatma çabasında. O gece de birlikte hareket ettikleri FETÖ’cü bir grup asker tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminden büyük bir başarı bekliyorlardı ancak o zafer gerçekleşmedi. Türk askeri, Türk polisi ve Türk halkı, o gece sergiledikleri büyük bir cesaretle o alçakça girişimi durdurdular. Dünya tarihinde ilk defa böyle büyük çaplı bir darbe girişimi, sivil halkın gayreti ve desteği ile engellendi.

 

Devletin emanet verdiği silahları kendi halkına doğrultarak emanete hıyanet eden asker üniformalı teröristler sadece silahlardan değil, tanklardan ve helikopterlerden de silahsız halka kahpece kurşun yağdırdılar. Sivil halkı acımasızca tanklarla ezdiler. Her darbe korkunç ve ürkütücüdür ancak hiçbir darbe, ülkenin halkını nefretle katledecek böyle bir zulüm ve cinnet hali sergilemedi.

 

Halkımız o gece Allah ve vatan aşkıyla yiğitliğini, kararlılığını, ne denli gözü kara olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Korkmadı, çekinmedi, geriye dönmeyi düşünmedi, direndi. Türkiye’nin bir darbe ülkesi olmadığını sokaklarda kimi şehadet, kimi gazilik bedeli ödeyerek gösterdi.

 

"Millî egemenlik uğrunda canımı vermek benim için vicdan ve namus borcu olsun" demişti M. Kemal Atatürk... Bedeninde 30 kurşunla şehit edilen Ömer Halisdemir ve diğer tüm şehitlerimiz de öyle yaptı.

 

15 Temmuz gecesi kalkışmanın saati ve seyrinden başlayarak, kader dahilinde müthiş kırılma noktaları yaşandı. Bunu hesaba katmadıkları için olacak ki yaşananlara “kontrollü darbe”, “sahte darbe”, “tiyatro” diyenler var. Eğer bu darbe girişimi başarılı olsaydı, gerçek olduğunu söylemeyecekler miydi? 15 Temmuz gecesi NATO gemileri Karadeniz’de, İngiliz gemileri İzmir yakınında Türkiye’yi kuşatmıştı. Güney Kıbrıs’taki İngiliz Üssü de İngiliz askerleri ile doldurulmuştu. Büyükada’da ‘esrarengiz’ toplantılar düzenleniyordu. Asıl amaç Irak’ta, Suriye’de, Libya’da olduğu gibi iç savaş çıkarmaktı. Üniformalı teröristlerin "Her yere ateş edin, her yeri bombalayın" emirleri halka rağmen uygulanabilseydi tüm ülkeyi denizden ve karadan cehenneme çevireceklerdi. Başarısız olunca, olayı hükümete yıkmaya kalkmak ise bir başka alçaklıktır. “Darbe tiyatroydu”, “darbe kontrollüydü” ifadeleri hezeyandır. Diyenlerin anlayamadıkları, Allah'ın korumasıdır;

 

... Onlar aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır. Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. 'Yardım ve zafer' ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın Katındandır. (Al-i İmran, 125-126)

 

O gece yaşananlar, demokrasinin, darbecilere karşı mücadele veren askerin, polisin ve sivil halkın gurur verici zaferidir.

 

“Şu sözleri, darbe rejimlerini destekleyen, hatta darbeleri organize eden her ülke ve kurum dikkatle dinlemelidir. Darbeler, aşağılık ve kalleş mahiyetleri nedeniyle sadece sinsi ve zalim karakterli insanların başvurduğu bir dayatmadır. Böyle insanların, 15 Temmuz akşamı gördüğümüz gibi, halkını soğukkanlılıkla katletmekte hiçbir tereddüdü olmamaktadır. Onlar için katledilen canlar, tanklar altında parçalanan bedenler hiçbir değer ve önem ifade etmemektedir. Onlar, sadece demokrasiyi öldüren, halka zulüm saçan bu dayatma rejiminin lideri olma peşindedirler. Bu korkunç zihniyet, daima millete ve demokrasiye zarar vermiştir. Darbelerin kalleş mahiyetini gayet iyi tanıyan Türk milleti, işte bu yüzden, 15 Temmuz akşamı canı pahasına böylesine büyük bir destan yazmıştır. Allah’ın bize lütfettiği demokrasiyi, hiçbir zorbanın bizden almaya gücü yetmeyecektir.”

 

Peki, bundan sonra ne olacak? Türkiye zor ve sürekli olarak dikkatli ve uyanık olması gereken günlerden geçiyor. Ancak kararsızlığa kapılıp, ümitsizliğe düşmek için hiçbir sebep yok. Her geçen gün zorlukla beraber kolaylıklara ve umut verici yeni gelişmelere şahitlik ediyoruz. Zorluk ve sıkıntılar daha güçlü, daha huzurlu, daha müreffeh, daha maneviyatlı, daha kaynaşmış, daha modern bir Türkiye’nin kapılarını açacaktır. (*)

 

Olası bir işgal/savaş durumunda Türkiye direnir mi direnmez mi, bunu denediler 15 Temmuz'da. Âdeta ön tatbikat yapıp korkup korkmadığımızı, irademizi, işgale müsait olup olmadığımızı denediler. Anladılar ki müsait değilmişiz… Sonuna kadar özgürlüğümüze ve demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz. Ve yeniden denemeye kalkışırlarsa bilsinler ki artık acemi de değiliz, tecrübeliyiz. Bilsinler ki daha fazla kaynaşırız; bir oluruz, iri oluruz, diri oluruz. Hepimizin canı Allah'a feda. Ne yapabilirler en fazla? Şehit edebilirler. Ki o da bizim duamızdır;

 

"Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.” (Tevbe Suresi, 52)

 

Cumhurbaşkanımızın 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü mitingindeki konuşmasında ifade ettiği gibi “Geri dön öleceksin' diyenlere, bugün ölmeyeceğiz de ne zaman öleceğiz diyen millete kim zincir vurabilir?"

 

Güçlü ve istikrarlı bir Türkiye’nin varlığı tüm dünya için önemlidir. Türkiye Ortadoğu’da insan hakları, sosyal adalet, demokrasi, özgürlük, laiklik gibi değerlerin garantisidir. Modernliğin, bilimin, sanatın ve kadına değerin ön planda tutulduğu ve İslam ruhu ile iç içe yaşandığı bir Türkiye, kaçınılmaz olarak darbelere de kapalı olacaktır. Böylece bir 3. dünya geleneği olan darbeler, yaşam alanı bulamayacaklardır.

 

İhanet içindekiler artık anlasınlar ki bu halka rağmen darbe olmaz. Artık anlasınlar ki gece yarısı tankların üstüne çıkan bu halk, oynanan oyunu daha başında bitirdiği gibi, bir daha olursa yine bitirecektir. Bu ülkede bir tane bile hain kalmayana kadar milletçe mücadelemiz sürecektir.

 

Ülkemiz sürekli olarak dikkatli ve uyanık olunması gereken zorlu günlerden geçiyor. Ama ümitsizlik asla yok. Zorluk ve sıkıntılar daha güçlü, daha huzurlu, daha kaynaşmış, daha modern bir Türkiye’nin kapılarını açacak. Güçlü ve istikrarlı bir Türkiye’nin varlığı tüm dünya için gerekli. Allah’ın izniyle öyle de olacak.

 

 

(*) http://www.nst.com.my/

 

 

 

Gün gün şahit olduğumuz olaylar Deccalî tuzakların büyüklüğünün ve fitnesinin boyutlarını gösteriyor. Ancak biz gaflet içinde, nefsâni tartışma ve çekişmelerle vakit öldürüyoruz. Oysa dünyanın her yanında akan her damla kandan, zulme uğrayan, yaralanan ya da hayatını yitiren her insandan sorumluyuz. 

Suçluyuz da biz; hakkı, hakikati, iyiliği, barışı hâkim kılmak için birleşmek ve "kurşunla kaynatılmış" gibi birlikte mücadele etmeyi sorumluluk olarak kabul etmediğimiz için! Birlik olmayı önemsemediğimiz için!

Yüce Allah buyuruyor: “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katın-dan bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

Umursamaz, kayıtsız, kendini kurtarma peşindeki bir yaklaşım Müslümana yakışmıyor. Kesinlikle herkesin acı içindeki masum insanlar ve çocuklar için yapabileceği bir şey vardır.

 Bu hafta Kudüs’de zaman zaman olduğu gibi yine İngiliz Derin Devleti düğmeye bastı, kaos fitilini ateşledi, provokatif eylemler yaşandı. İntifada çağrıları yapıldı, İsrail ve Filistin kışkırtıldı, Müslümanlar sokaklara döküldü. İsrail protesto ve tepkileri sert yöntemlerle bastırdı, böylece zulüm yeniden başladı. 

Bakın her provokasyon sonrası Filistin toprak kaybediyor.  Allah esirgesin ama sonunda Filistin diye bir ülke kalmayacak. Bu açıkça ortada olduğu halde, “İsrail’e saldırın, savaş açın” demek akılsızlıktır. Her saldırı sonrasında batı ülkelerinin İsrail’in arkasında olduğunu unutuyor muyuz? Bunun sonuçlarının Müslümanlar için daha çok acı, daha çok kan ve daha çok yıkım olacağını göremiyor muyuz?

 Birçok İslam ülkesi kendi aralarında savaşırken intifadadan medet ummak, taşlarla füzelerin alt edileceğini zannetmek sadece yanılgıdır. Bu, kalan Filistin yerleşimlerini de kaybetmek olur.

 “Filistin’in haklı mücadelesi’ denilen şey, İsrail’le Filistin’in barışıp, kardeşlik içinde yaşamasıdır. Yoksa bölgeden İsrail’in yok edilmesi, haritadan silinmesi değil. Filistinliler, İsrail’e barış, kardeşlik içinde yaklaşsalar, orayı bir barış yurduna çevirseler o zaman esir konumları da kalmaz. Oralar Filistinlilerin de olur zaten. O sınırlara da gerek kalmaz, o duvarlara da gerek kalmaz. Hepsini yıkarlar, barış içinde kardeşçe yaşarlar, gayet de güzel olur. Kimse de Filistinlilere bir şey diyemez. Hiçbir ülke de aleyhlerinde olmaz.” (*)

Nefretle, öfkeyle, kindarlıkla hiçbir yere varılmaz, hiçbir sorun çözülmez. İsrail Filistin sorunu da aslında toprak değil sevgisizlik sorunu. Nefret yerine, Allah sevgisinden kaynaklanan sevgi ve kardeşlik ruhu oluşursa barış gerçekleşir. Her sorun sevgiyle çözülür.

Müslüman, Hıristiyan ya da Musevi Allah’a iman etmiş vicdan sahibi herkes dünyada yaşanan zulümlere "hayır" diyor. Bizim canımızın daha fazla acıması lazım. Birbirimize kin ve nefretle baktığımız, sevgiyi, şefkati esas almadığımız, bir ve birlik olmadığımız için!

Her zulmün vebali hepimizin boynuna. Çünkü zulmün en önemli sebebi bizim parçalanmışlığımız. Asıl suçlu biziz. Bizi, birlik olmaktan engelleyen ve zorlayıcı gücü olmayan şeytana yenik düştük. Deccalin kıskacına girdik.

En çok ihtiyacımız olan şeyin Allah’ın ipine hep birlikte sarılmak, zorluklara birlikte göğüs germek, saflar halinde zulme karşı durmak olduğunun şuuruna varamadık. Ağladık, slogan attık, zalimlere beddua ederek tepki koyduk. Sonuç?

Parçalandık, dağıldık, güç kaybettik. Gücümüzü ancak birlik olarak kazanabileceğimizin bilincine varalım artık. Körelen kalplerimizi, kasılan vicdanlarımızı diriltelim. Bir olmadan diri olamayız. 

 

(*) http://gundemanaliz.com/

 

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors