İnsanlık son yıllarda inkâra teslim oldu ve şeytanî/deccalî sistem, insanlara çağdaşlık ve özgürlük söylemleriyle gerçekte ürkütücü bir dünya sundu. Çözüm farklı yerlerde aranıyor ancak bu belâyı kaldıracak olan yalnızca inançtır.

Yazılı ve görsel medya, bilinçli bir sistemle sorumsuz bir hayata özendiriyor. İnsanlar medyanın örnek gösterdiği marjinal kişileri kendilerine örnek alıyor, giyimlerini, yaşam felsefelerini, konuşma tarzlarını taklit etmeye yönlendiriliyorlar. Adeta büyülenmiş gibi akıl kullanamıyor ve gerçeği göremiyorlar. 

Ayrıca materyalist güçlerin denetimindeki medya ve akademik kaynakların telkinleri öylesine etkili ki, yaratılış göz önünde apaçık bir gerçek olduğu ve bilimsel hiçbir değeri olmadığı açıkça kanıtlandığı halde evrim teorisi eleştirilemiyor, bir tabu gibi görülüyor.

İnsanlığı adetâ bir büyü gibi sarmış ve sadece Allah'ın varlığını ve yaratışını inkâr üzerine kurulmuş olan evrim teorisi, Rabbine karşı sorumlu olduğunu insana unutturmak ister. Tesadüflerin eseri olan bir çeşit hayvan olduğunu telkin eder, ‘orman kanunları’na göre yaşamaya ve insanları kıyasıya bir menfaat mücadelesi sürdürmeye yönlendirir.

Basit beklenti ve çıkarlar için her türlü acımasızlığı, haksızlığı ve adaletsizliği yapmayı mâzur gösteren bu ahlâk sonucu, toplumda şiddet, hırsızlık, yolsuzluk gibi suçlar giderek artıyor.

Okullarda ders kitaplarında evrim bilime ‘rağmen’ anlatılmaya devam ediliyor. Evrimi savunmak adına 30-40 yıl önce bilimsel literatürden çıkarılmış olan 19. Yüzyılın dogmatik iddiaları çocuklara ve gençlere bilim gibi anlatılıyor.

Yaratılış konusuna ise birçok ders kitabında yalnızca dini kaynaklara dayalı bir görüş gibi, ‘hayatın başlangıcına dair farklı görüşler’ başlığı altında kısaca değiniliyor.

Ünlü İngiliz bilim adamı Chandra Wickramasinghe, Allah'ın inkâr edilmesi için insanların beyinlerinin nasıl yıkandığını şöyle açıklıyor;

“Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması gerekiyordu. Ama şu anda, Tanrı'ya inanmayı gerektiren açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir argüman bulamıyorum…”

Allah'ı ve tüm kâinatı saran muhteşem sıfatlarını takdir edememek, insanlardaki ümidi, neşeyi ve iyimserliği yok ediyor. Zorluk yükleyeceğini zannederek dini yaşamaktan kaçınıyor ancak birçok insan daha dünyada iken azap içinde yaşıyor.

Din, insanın fıtratındadır, ruhsal yapısına uygundur. Önyargısız batılı psikologların, ‘doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel’ adını verdikleri kavramlar, İslam inancındaki fıtrat prensibiyle açıklanabilir. Hayatın lezzeti, ancak fıtratı üzere yaşamaktadır. İnsan fıtratına uygun olmayan hayat endişe, korku, panik ve depresyon içinde yaşanan bir hayattır.

Mümin, tüm kuvvet ve kudret sahiplerinin üzerinde olan Allah’a hissettiği güven sebebiyle, en zor zamanlarda bile umudunu güçlü tutar. Hep umutlu olabilmek, stres ve sıkıntıdan uzak, mutlu bir hayat demektir. İnanan insan, sahip olduğu nimetlerin Allah Katından bir lütuf olduğunu bilincinde, şükürle yaşar. Müminin mutlu olmak için dünyevi nimetlere ihtiyacı yoktur.

Bediüzzaman, hayatı lezzetli kılanın iman olduğunu şöyle ifade ediyor: "Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki, hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imândadır ve imân hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır..."

İslamiyet pırıl pırıl aydınlık bir dindir. Kur’an ışıl ışıl aydınlıktır; insanı karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnsana sevgiyi, şefkati, özveriyi, merhameti, dostluğu, vicdan kullanmayı, adil olmayı öğretir.

Bu sebeplerle vicdan sahibi dindar bir nesil için, çocuk ve gençlere Allah'ın beğendiği güzel ahlâk tanıtılmalı. İnsanlar boş konular yerine hem kendilerine hem de çevrelerine ve topluma yarar sağlayacak konularla meşgul olmalı. Beyinleri berraklaştıran, insanları izledikleri karelere daha duyarlı hale getiren, yalnızca inançtır çünkü.

Dini yaşamaktan kaçınarak, nefsin bencil tutkuları peşinde koşmak azaptır. Nefis asla tatmin olmayan bir mekanizmadır; insanı batağa sürükler. Ruh ve beden, Allah tarafından dini yaşamak üzere yaratılmıştır. Dinin yaşandığı sisteme göre ayarlanmış ruh ve beden, fıtratına ters kullanıldığında insan maddi-manevi tahribata uğrar, telafisi ise zordur. Elbette benzinle çalışan otomobile mazot konmaz.

Gazete ve dergilerde genç görünmek ve sağlıklı olmak için karamsar olmamak, öfkelenmemek, hoşgörülü olmak, stres ve depresyondan uzak kalmak gibi tavsiyeler verilir. Genelde tavsiyeler arasında yoktur ama bunlar ancak dinin gerçek anlamda yaşanmasıyla mümkündür.

Dinsizlik insanı vicdansızlığa yönlendirir. İnancı olmayan insanın vicdanı boğulur. Kur'an'ın tarif ettiği güzel ahlâk modeli yaşanmadığı içindir ki bugün yeryüzüne kötülük, karamsarlık, bireysel ve toplumsal huzursuzluk, olumsuzluk, maddi-manevi kayıp hâkim olmuştur.

Bu sebeple dinsizlikle mücadele konusunda Müslümanların çaba harcamaları, tüm imkânlarını birleştirerek insanlığı bu tehlikeden korumaları son derece önemlidir. Her insan bu fikri mücadelede ne kadar çok hizmet ederse, dinsizliğin yeryüzünden silinmesi ve böylece "yeryüzünde fitne kalmaması" da –Allah’ın dilemesiyle- o kadar hızlı olacaktır.

"Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan dinsizliğe, anarşistliğe, maddeciliğe karşı yalnız tek bir çare var: O da Kur'an'ın hakikatlerine sarılmaktır. Yoksa koca Çin'i, az bir zamanda komünistliğe çeviren bela, siyasi, maddi kuvvetler ile susmaz. Onu yalnızca Kur'an gerçekleri susturabilir.” (Risale-i Nur)

 

 

 

 

 

 

Kimi "Müslümanım" diyenlerin, bugün halâ, liderinin, -HAŞA- “yukarıda Tanrı olsaydı, beni yine yanlış yola sevk edecekti. Allah da Kürtler için değildir, Kürtleri şaşırtıyor. Kürtlerin Allah'ı da onları yanlış yola sevk ediyor. Bunun için ben kendi kendimin tanrısıyım" [1] dediği pislik kahpe kalleşlerin peşinden gidiyor olmaları acaip bir durum.

Ve “tek tanrılı din ideolojileri, baştan sona siyaset ideolojileridir. Dini söylem, Allah, peygamber ve melek gibi kavramlar dönemin siyasi literatürüdür” diyen bölücübaşının… [2]

Görmezden gelenler olsa da, halkımızın büyük kesimi, deşifre olan ateist, komünist tehlikenin bilincinde. Ancak cehaletten ya da bilinçli olarak kabullenmeyenlerin sayısı da oldukça fazla.

Adı her ne olursa olsun, komünizmi ideoloji olarak benimsemiş her hareket tehlikedir. Komünist zulüm 150 yıl boyunca dünyaya kan kusturmuştu. Charles Darwin’in, "şiddet ve çatışma değişmez doğa yasasıdır" görüşünü kıstas almış, milyonlarca masum insanın ölümüne zemin hazırlamıştı.

Marx'a göre, insanlık tarihi bir çatışmadan ibaretti, mevcut çatışma işçiler ve kapitalistler arasında geçiyordu ve yakında işçiler ayaklanıp komünist bir devrim yapacaklardı. Toplumun, tarih içinde çeşitli evrelerden geçtiğini ve bu evreleri belirleyen faktörün de üretim araçlarıyla üretim ilişkilerindeki değişim olduğunu iddia ediyordu. Onlara göre diğer her şeyin belirleyicisi ekonomiydi. Her toplum ekonomik etkenlere göre bir gelişim süreci izlemişti. Köleci toplum feodal topluma, feodal toplum kapitalist topluma dönüşmüştü; sonunda bir devrim ile sosyalist toplum kurulacak ve tarihin en ileri seviyesine varılacaktı. [3]

Komünist ve anarşistler çatışma, şiddet ve teröre olan bağlılıklarını Darwinizm'in şu felsefesi ile desteklerler; Darwinizm'e göre, şiddet, çatışma ve kanlı mücadeleler doğa kanunlarına uygun bir "gelişme" yöntemidir. Darwin, doğada kanlı bir yaşam mücadelesi olduğunu ve aynısı toplum içinde uygulandığında insanın evriminde ilerleme sağlanacağını öne sürmüştür.

Darwinizm, terörü meşru ve doğal bir yöntem olarak gören ideolojilere fikirsel zemin sağlar. Terör örgütlerinin verdiği eğitimler sonunda insanlar-özellikle gençler- toplum için son derece tehlikeli ölüm makineleri haline gelirler. Böylece Allah'ı, dinini, devletini ve değerlerini reddeden, insanları kolayca katledilebilecek birer hayvan olarak gören kişiler ortaya çıkar.

İnsan elbetteki düşüncelerinde özgürdür. Düşüncelerini ifade etmede de özgürdür. Ancak komünizmin sosyal adalet getireceğini zannetmek yanılgıdır; komünizm şiddet ve anarşiden beslenir. Lenin, Stalin ve Mao’nun takipçisi olmak zulmü gerektirir; aksi, ‘Marksist prensipleri uygulamamak’ demektir.

"Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz." [4]

Yukarıdaki şu ifadeler, sosyal adalet ve özgürlük söylemleriyle insanları aldatan terör örgütünün son günlerde düzenlediği kahpe ve kalleş saldırılarla ne kadar da örtüşüyor. PKK, nizami orduya karşı kahpece pusu kurarak, kalleşçe sırttan vurarak varlığını devam ettiren ve milletimizi hedef alan bir terör örgütüdür.

Şehitlerimizden, PKK’yı Kürt milliyetçisi örgüt gibi-hatta Müslüman-gösterenler, Darwinist, Komünist olduğunu gizleyenler sorumludur.

Ne zaman bu pislik kahpe kalleşlerle ilgili yazsam, paylaşım yapsam küfre maruz kalıyorum, tehdit alıyorum. Bugün yine muhtemelen öyle olacak da kim korkar hain Kürt'ten!?.. Akıl yetiremeyen ahmaklara tekrar söylüyorum ki; söz ettiklerim eli kanlı, şerefsiz vahşi pisliklerdir. Samimi Kürt kardeşlerimiz bizim canımızdır.

Kürt halkı bu konuda bilinçlendiğinde, kendilerini inkâra sürüklemeye çalışan bu kanlı örgüte yaşam hakkı tanımama mücadelesine gönülden destek verecektir.

Bugün yaşanan zulmün, terörün, bölücülüğün, din ve devlet düşmanlığının arkasında Darwinizm ve materyalizm eğitiminden geçmiş anarşistler vardır. Bugün, Komünizmin ‘kan dökme kuyuları’nın kurutulma zamandır.

Pislik, kahpe, kalleşlerin barınakları darmadağın edilsin, kan dökme kuyuları kurutulsun istiyoruz. Allah devletimize ve teşkilatlanma, askerlik sanatı, disiplinli orduları, savaş teknikleri ile diğer devletler için rol model olan ordumuza zeval vermesin. Sonunda elbette huzur ve barışa kavuşacağımız bu zor süreçte hepimizin yardımcısı olsun.

İnsanların kalplerinden sevgiyi söküp alan, karanlık ideolojisi ve eylemleriyle dünyasını karartan Darwinist Komünist zihniyet ortadan kalktığı ve takipçileri de gerçekleri gördüğünde, Allah’ın izniyle sevgi, neşe, huzur, barış ve güvenlik insanlığın yeni hayat şekli olacaktır. 

 

 Dipnotlar:

[1] A. Öcalan, Sanat ve Edebiyatta Kürt Aydınlanması, syf;153

[2] A. Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, syf; 204

[3] http://evrimteorisi.info

[4] Lenin, Pravda Gazetesi, 29-10- 1918

 

 

 

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors