Bu Hedef Göstermedir!

24 Nis 2015 In: Darwinizm, Evrim ve Yaratılış, Toplum

 


 Darwinizm ve materyalist ideoloji hakkında bilgi sahibi olmayan insanlar, bu görüşlerin içerdiği tehlikenin farkında olamayabilirler. Darwinizm'in sosyal ve ahlaki yönden getirdiği büyük felaketleri bilmedikleri için de yapılan fikir mücadelesinin ne kadar hayati olduğunu anlamayabilirler. Ortaya çıktığı dönemde de insanların birçoğu evrim teorisinin iddialarının sonuçlarını tahmin edememişti. Ancak 20. yüzyılda bu, çok acı deneyimlerle yaşandı. İnsanların gelişmiş birer hayvan olduğunu düşünenler, zayıf olanları ezerek yükselmekten, hasta ve güçsüz olanları bir şekilde ortadan kaldırmaktan, farklı ve aşağı gördükleri ırkları yok etmek için katliamlar yapmaktan çekinmediler.

Allah'ın varlığını ve insanların Allah'a karşı sorumlu olduğu gerçeğini reddeden Darwinizm, insanlara kör rastlantılar sonucu evrimleşerek gelişmiş sözde bir tür hayvan oldukları telkinlerini yapmış ve büyük yıkımlara zemin hazırlamıştır.  Darwinizm'le bilimsel mücadele çok önemli ve çok acildir. Bu mücadele gereklidir,  önemlidir ve evet bir hedef göstermedir! Ancak bu mücadele bazı kişilerin anladığı anlamda "bomba patlatmak", "kan dökmek" ya da "kılıç sallamak" gibi Kur'an ahlakına tamamen aykırı bir yolla olmayacaktır. Çözüm, Darwinizm'i kendi silahıyla yenmektir: bilim ile.

Toplumda başta gençler arasında olmak üzere ahlaki dejenerasyonun ve suç oranlarının artmasının ardında yatan gerçek, Darwinizm'in telkinleridir. Gençlere sözde değersiz ve amaçsız bir hayvan türü oldukları ve çatışmanın yaşam kanunu olduğu telkin edilip, daha sonra da "ne olacak bu gençliğin hali?" sorusunu sormak samimiyetsizliktir. Dejenerasyonun çözümü Darwinist telkinlere son vermek, Darwinizm'in fikren etkisiz hale getirilmesi ve Kur'an ahlâkının anlatılması ile mümkündür.

 20. yüzyılda yaşanan savaşlara, çatışmalara, anarşik olaylara baktığımızda kaynağında hep Darwinizm'i görürüz.

 Hitler 

Hitler Almanların asli unsurunu oluşturan ari ırkın, diğer tüm ırklardan üstün olduğuna inanıyordu. Bu ırkın, bir dünya imparatorluğu kuracağını hayal ediyordu. Irkçı görüşlerine bulduğu sözde bilimsel dayanak ise evrim teorisiydi. Kitabı Kavgam'ın adını koyarken, Darwin'in doğada bulunduğunu iddia ettiği "yaşam mücadelesi" yanılgısından esinlenmişti. Hitler de, tıpkı Darwin gibi, Avrupalı olmayan ırkları maymunlarla aynı statüde görüyordu. Öncelikle yapılması gereken, aşağı ırkları, üstün ırk olduğuna inandıkları Aryan ırkından ayırmaktı. Naziler bu aşamada, Darwinizm'i uygulamaya geçirdiler ve yine Darwinizm'den kaynaklanan "öjeni teorisi"yürürlüğe kondu.

Hitler'in, Darwinizm'i kullanarak politikasını belirlemesi gibi, müttefiki B. Mussolini de İtalya'yı emperyalist ve faşist temeller üzerine oturtmak için aynı Darwinist kavramlardan yararlandı. Savaşın devrim getireceğine inanan Mussolini tam bir Darwinistti. İmparatorluğun zayıflamasını, sözde "evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına" bağlıyordu.

Faşist ideologlar da Darwinizm'e dayanarak, savaşı bir zorunluluk olarak görmüş ve II. Dünya Savaşı ile hem kendi halklarına, hem dünya halklarına acılar yaşatmışlardı. Kuşkusuz Darwinizm'den önce de dünyada savaşlar yaşanmıştır. Ancak, bu teorinin etkisiyle savaş ilk kez, bilim tarafından onaylanmıştı(!) Max Nordau, Amerika'da geniş bir yankı uyandıran "The Philosophy and Morals of War" (Savaşın Felsefesi ve Ahlakı) isimli makalesinde Darwin'in savaşlar konusunda oynadığı kötü role şöyle dikkat çekiyordu:

"Tüm savaş taraftarlarının en büyük otoritesi Darwin'dir. Evrim teorisi ilan edildiğinden beri doğal barbarlıklarını Darwin ismiyle kapatarak, sahip oldukları zalim içgüdülerinin bilimin son sözü olduğunu iddia etmektedirler."

Marx, Engels ve Mao

Darwinizm, komünizm için müthiş önemliydi. Engels, Darwin'in kitabı yayınlanır yayınlanmaz Marx'a şunları yazdı: "Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin, tek kelimeyle muhteşem". Marx ise 19 Aralık 1860'da Engels'e cevap olarak şöyle yazıyordu: "Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap, işte budur." Marx, bir başka sosyalist dostu Lasalle'a yazdığı mektupta, "Darwin'in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor” diyerek, evrim teorisinin komünizm için çok önemli olduğunu açıklıyordu.

Marx, Darwin'e olan hayranlığını ise en önemli eseri olan Das Kapital'i Darwin'e ithaf ederek gösteriyordu. Kitabın Almanca baskısına el yazısıyla şunları yazmıştı: "Charles Darwin'e, gerçek bir hayranı olan Karl Marx'tan.”

İnsanlık tarihinin en azılı katillerinden Mao da tam bir Darwinistti. Mao'nun emirleri, 10 milyona yakın insanın doğrudan öldürülmesine yol açtı. İtaatsizlik eden yaklaşık 20 milyon insan da cezaevlerinde yaşamlarını yitirdi. Mao, kurduğu düzenin felsefi kaynağını, "Çin sosyalizminin temeli, Darwin'e ve Evrim Teorisi'ne dayanmaktadır" diyerek açıkça belirtmişti.

Darwinizm Kitle Hipnozudur

Tüm bu bilgiler, Darwinizm karşısında pasif ve aciz bir yaklaşım sergilemenin, bu sapkın teoriyle fikir mücadelesini gereksiz görmenin ne büyük bir yanılgı olduğunun göstergesidir. Darwin'in dogması, genç beyinlere aslında bir hayvan olduklarını ve hayvanlar nasıl yaşam mücadelesi içinde iseler kendilerinin de öyle davranmaları gerektiğini öğretir.

P.J. Darlington -ki bir evrimcidir- Evolution For Naturalists (Natüralistler İçin Evrim) isimli kitabında vahşetin, evrim teorisinin doğal bir sonucu olduğunu ve hatta bunun meşru görülmesi gerektiğini düşündüğünü itiraf eder:

Birinci nokta bencillik ve vahşet içimizdeki doğal bir şeydir, en uzak atamızdan bize miras kalmıştır… O zaman vahşilik insanlar için normaldir; evrimin bir ürünüdür.

Darwinizm topla, tüfekle, silahla değil bilimse mücadeleyle fikren ortadan kaldırılmalıdır. Darwinist eğitimden vazgeçmek, insanlara sorumsuz bir hayvan olmadıklarını, Allah'ın yarattığı, ruha sahip ve bir gün sorgulanacak insanlar olduklarını anlatmak gereklidir... Darwinist-materyalist eğitim verip, sonra da bu zihniyetin ürünü olan eylemlerinden dolayı insanları sorgulamak büyük çelişkidir.

Zararlı ideolojilerin kaynağı olan Darwinizm'in fikren tam anlamıyla çökertildiğinde, ortada yalnızca tek bir gerçek kalacaktır. O da, tüm insanları ve tüm kainatı Allah'ın yarattığı gerçeğidir. İnsanları yıllarca küçük ve aşağılık gören bu sahte fikir sistemi, yüzyılın en büyük deccali sistemidir. Ancak günümüzde bu teorinin bilimsel bir gerçek olmadığı, yalnızca yaratılışa bir alternatif ve materyalizme dayanak olması amacıyla savunulduğu ortaya çıkmıştır. Evrim teorisi bilime dayanmayan, bilime “rağmen” savunulan adeta bir kitle hipnozudur. Ancak artık insanlar bilinçlenmiştir ve bugün bu aldatmaca Darwinistlerin şaşkın bakışları altında enkaz haline gelmektedir. Yeniden inşası Allah'ın dilemesiyle artık mümkün olmayacaktır.

 

 

Ömrümüz Üç Buçuk Yıl

24 Nis 2015 In: İmani Konular, Yaşam

 

 Hayatımızı sürdürmek için her gün belli bir zamanı uyuyarak geçirmek zorundayız. Ne kadar çok işimiz de olsa uyumamız, dinlenmemiz gerekli.

 Uykunun ise bir alternatifi yok. Öyle aciziz ki gün uyumasak istesek de istemesek de sonunda yenik düşeriz uykuya. Gözlerimiz kapanır, kendimizi birdenbire uykuya dalmış olarak buluruz.

Uykuda vücudumuz adeta ölür gibi duyarsızlaşır. Sesleri algılayan kulaklarımız duyamaz, işlevlerini yerine getiremezler. Bedensel faaliyetlerimiz minimum seviyeye iner. Bir tür ölümdür uyku; ruhumuz bedenden ayrılmıştır. Soğuk bir kış gecesinde sıcak yatağımızda yatarız ama o anda ruhumuzla denizin serin sularında hissederiz kendimizi. Değişik mekânlarda, çok değişik olaylar yaşadığımızı zannederiz.

Ölüm de benzer etkiyi yapar: bizi dünyadaki bedenimizden ayırır ve yeni bedenimizle yeni bir dünyaya taşır.

Kur'an uyku ile ölüm arasındaki bu benzerliğe, "sizi geceleyin öldüren ve gündüzün 'güç yetirip etkilemekte olduklarınızı' bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten O'dur" (Enam Suresi, 60) ifadesiyle dikkat çeker.

Allah'ın, ölecekleri zaman canlarımızı aldığını, ölmeyeni de uykusunda bir tür ölüme soktuğunu, hakkında ölüm kararı verilmiş olanı tutarak, öbürünü adı konulmuş bir ecele kadar salıverdiğini haber verir. Zümer Suresi, 42. ayetin devamında ise, "Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır" buyrulur.

Allah'ın her yaratması bir ayet, bir mucizedir. Ancak hayatımızın dörtte birini adeta 'ölü' olarak yaşadığımız halde, bunun üzerinde pek düşünmeyiz. Uyku halinde iken bizim için önemli olan ne varsa bir kenardadır oysa. Ne kazanacağımız para, ne yeni aldığımız otomobil, ne o 'hayatımızın dönüm noktası' olacak sınav; hiçbirinin bir önemi ve anlamı yoktur.

Gezip dolaştığımız, eğlendiğimiz, dilediklerimizi yapabildiğimiz zamanlar hayatımızın sadece bir çeyreğidir. Zorunlu ihtiyaçlarımız olan beslenme, giyinme, temizlenme, uyuma ve çalışmaya harcanan zamanlarımız ise hayatımızın dörtte biri olan oldukça uzun yılları kapsar.

Ömrü 60 yıl olan insanın yaklaşık 15-20 yılı kesin olarak uykuda geçer. Kalan 40-45 yılın ise ilk 5-10 yılında insan çocuktur; şuursuz yaşar. O halde hayatın yarısı uyku ve çocukluktan kaynaklanan şuursuzluk dönemidir. Arda kalan 30 yıl ise yemek hazırlamak ve yemek, bedenini ve etrafını temizlemek, hatta bir şeyleri beklemekle geçer. Yani o 'koca' 60 yıldan geriye 3-5 yıl kadar bir zaman kalır.

İnsanı bekleyen sonsuz bir hayat varken bu kısacık sürenin ne kadar değeri olabilir?

Bu soru üzerinde düşünebilen insan, hayatının yalnızca bu dünyada yaşadığı yıllardan ibaret olmadığının bilincindedir. "Göz açıp kapayıncaya kadar" geçen dünyanın kendince "tadını çıkarmaya" çalışıp boşuna yorulanların aksine, dünya hayatının hem çok kısa hem de çok sayıda eksikliklerle dolu olduğunu bilir; dünyaya bağlanmaz. Çünkü zaman ölüme doğru akmaktadır ve mutlak varlığına inanılan dünya hayatı yavaş yavaş sona ermektedir.

Dünya saatte 1600 km değil de 3000 km hızla dönse gündemimiz değişir. Buna benzer trilyonlarca konu varken, insan adeta büyülenmiş gibi gaflet ve ülfet içinde yaşar. Kimileri, ‘Carpe Diem’ mantığıyla yalnızca anı yaşamaya çalışsa da gerçekte bilinçaltında bir 'yok olma' korkusu taşır. Bu düşünce ise korkunçtur; yok olma düşüncesi gerçek anlamda dehşete düşürücüdür. Allah'a güvenip dayanmamak dünyanın bütün sıkıntılarının, endişe ve korkularının acısını çekmektir.

Hayatını Allah'ın rızasını kazanmak için çalışarak geçiren, Allah'a teslim olmanın huzurunu yaşayan insan, korku ve hüzünlerinden kurtulur, sonunda ise sonsuz mutluluğu kazanır. "En bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın." (Mesnevi-i Nuriye)

Allah insanlara dünya hayatında belli bir süre verir. Kuşkusuz bu süre sonsuza dek sürmeyecektir. İnsanın, bu sürenin bir gün –belki aniden- biteceğini, Allah’ın tanıdığı her fırsatın son fırsat olabileceğini düşünerek öğüt alması ve yaşadıklarından ders çıkarması en doğru olandır.

Kendi ölüm anını bilmemesi ise insanın dünyadaki imtihanının bir sırrıdır. Bu sırrı düşünüp, gerçeği çözebilmeli insan. Aksi halde sarhoşluktan gerçeklere geçiş anında, dünya hayatının gerçekten kısa olduğunu, artık geriye dönüşün de mümkün olmadığını anladığında pişmanlıklar başlar. Ancak artık telafisi de yoktur.

“Dünya hayatı bir rüyadan ibarettir. Dünyada servet sahibi olmak rüyada define bulmaya benzer. Dünya malı nesilden nesile aktarılır ama hep dünyada kalır... Daha ne kadar ihtiyaçlar içinde çırpınan canı düşüneceksin? Ne vakte kadar sıkıntılarla, kavgalarla dolu dünya için tasalanıp duracaksın?..” (Mevlânâ Celaleddin)

 

 

 

 

 

Kadın… Bugün

15 Nis 2015 In: Aile ve Çocuk, Kadın, Kur'an Ahlakı, Yaşam

 

 Günümüzde birlikteliklerin temeli genellikle karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanıyor. Sevgi, kaynağını Allah sevgisinden almadığı için evlilikler, zamanla hem kadın hem de erkek için ıstırap haline geliyor, birbirleri olmadan yaşayamayacaklarını söyleyen çiftlerin sevgisi, bir süre sonra, şiddetli kavgalarla, karşılıklı suçlama ve hakaretlerle sona eriyor.

Eşi kendisini ütü yapan, bulaşık yıkayan bir makine gibi görüyorsa, kadında sevgi, saygı ve aşk kalmaz, hatta gizli bir nefret meydana gelir. Başlangıçta birbirlerine çekici gelen yakışıklılığı, güzelliği artık göremezler. Evlilik karşılıklı azaba dönüşür. Kavgalar, lâf sokmalar, aşağılama ve hakaretler yaşanır.

Kadın ve erkek arasında, fiziksel farklılıklar nedeniyle- örneğin kadının güç gerektiren işler yapamaması gibi- bazı farklı sorumluluk paylaşımları olabilir. Ancak bunlar toplumun öngördüğü yemek, çamaşır, bulaşık gibi çok bilinen sorumluluklar değildir. Saydığım bu işleri erkekler de yapabilir. Dinin, bu anlamda, kadına erkekten farklı olarak yüklediği bir görev yoktur.

Diğer yandan anne, çocuğunu bedensel yönden beslediği gibi, ruhsal açıdan eğitmekle de yükümlüdür. Çocukların ilk öğretmeni olan anneye oldukça önemli görevler düşer. Gelecek nesillerin iyi yetişmesi kendini yetiştirmiş annelerle mümkündür. Anneler, kişiliklerini, davranışlarını, konuşma biçimlerini Kur’an’da bildirilen üstün ahlaka yakışır bir hale getirmeye gayret ettikleri kadar, bilime dair konularda da kendilerini eğitmelidirler. Bütün bu özellikler, çocuklarına verecekleri eğitimde onlara yardımcı olacaktır.

Deccalî fitnenin son derece azgınlaştığı bugün Müslüman kadınlar da, erkekler gibi Kur’an ahlâkını yaygınlaştırmak için, Allah’ın emrettiği fikir mücadelesinin içinde olmalı. Allah’ın emri olan fitne kalmayıncaya kadar mücadele, erkek ya da kadın tüm müminlerin sorumluluğudur. Bu sebeple yaşanan dönem, Müslüman kadın için de yalnızca günlük işlerle uğraşan ev kızı olma zamanı değildir. Kadınlar için örnek olan sahabe hanımlar, Müslümanlar arasında yiğitçe mücadele vermişlerdi. Tebliğ faaliyetleri, sohbetler yapmışlardı. Kısacası Müslüman kadının görevi yalnızca eş ve annelikle sınırlanamaz. Müslüman kadın dini anlatmada pasif durumda kalmamalı, kişilik sahibi, cesur ve atak bir tavır içerisinde olmalı.

Muhammed’in Hatice’sindeki Güzel Örnek

Hz. Hatice(ra); Resulullah(asm)’ın ilk ve en sevdiği eşi. İçinde oluşan yalnızlık isteği ile, sık sık Mekke yakınlarında Hira mağarasına gittiğinde de eşine destek olan, ilgisini eksik etmeyen kutlu annemiz. O, gençlerin bile zorlukla tırmanabildiği mağaraya, yaşına, sıcağa, baskı ve sıkıntılara rağmen tırmanıp, sevgili eşine yemek ve su taşıyarak derin sevgi, saygı ve bağlılığını ispatlıyordu.

Hatice(ra) ilmi merak, kâinatı okuma ve hayatı anlamlandırma azmi içindeydi. O, her dönem nesne değil özneydi. Resulullah(asm)'a ilk emirler olan "Oku" ve "Uyar"ı muhatap alan ve uygulayan ilk kadın öğretmendi aynı zamanda. Bugün toplumun sisteminin koyduğu yalnızca “evlen”, “doğur”, “büyüt”, “pişir”, “yıka”, “temizle” gibi emirlerin muhatabı olan ve arta kalan zamanlarını ‘harcayan’, arkadaşlarıyla boş sohbetler yapan, geceler boyu dizi film izleyen ve saatlerce üzerine konuşan kimi Müslüman kadınlar için de örnek olmalı Hatice(ra)… O, İslam’a hizmet için yaşın, işin ve uğraşların mazeret olmayacağı mesajını veriyor, Muhammed’i gibi Allah için yaşayarak, O’nun “mümin müminin aynasıdır” hadisinin ne kadar doğru olduğunu kanıtlıyordu.

Hz. Hatice(ra) Resûlullah’ın yükünü hafifletiyor, dilinden hoşlanmayıp karşı çıkılacak bir söz dökülmüyordu. Onun hissettiklerini hissediyor, onu tutkuyla seviyor, şefkatle koruyor ve onunla aynı mekânı ve yalnızca onu yaşıyordu. Kuşkusuz onun güzellikleri, Peygamberimiz (asm)’da da aynı incelik, fedakârlık ve vefa ile karşılık buluyordu. Kimi zaman içi coşkun bir nehir gibi akarken, huzur veren bir dinginlikle, adeta emerek O’nun üzüntüsünü gidermeye çalışıyordu. Hz. Hatice’nin bu özelliğini şu sözlerle dile getiriyordu Peygamberimiz(asm):

“Onun gönlünde hiç kimsede olmayan bir özellik vardı. İnsanın gönlündeki hüznü bir vakum gibi çeker alırdı.”

Bizler evliliğe, eşlerin birlikteliğine bakış açımızın nasıl olması gerektiğini, Kur'an’dan, Peygamberimiz(asm)’ın ve kutlu annelerimizin hayatından öğrenmeliyiz. Evlilik,  Allah sevgisi ve hoşnutluğu üzerine kurulmalı; insan samimi olarak takvayı aramalı. Aksinde Allah mutluluk vermez, huzur vermez.

 

 

 

 

 

 

 

 

“Ey arkadaş! Bütün lezzetler imanda olduğu gibi, bütün elemler de dalâlettedir. Bunun izahı ise:

Bir şahıs, kudret-i Ezeliye tarafından, adem zulümatından(yokluk karanlığından) şu korkunç dünya sahrasına atılırken gözünü açar, bakar. Bir lütuf beklediği zaman, birden bire, düşmanlar gibi, hastalıklar, elemler, belâlar hücum etmeye başlarlar. Bir medet, bir yardım için müsterhimâne(merhamet dileyerek) tabiata ve anâsıra(unsurlara) baktığı vakit, kasavet-i kalble(kalp katılığı ile), merhametsizikle karşılaşır. Ecram-ı semaviyeden(gök cisimlerinden) istimdat etmek üzere başını havaya kaldırır. O ecram(gök cisimleri, gezegenler, yıldızlar), atom bombaları gibi dehşetli ve heybetli halleriyle gözüne görünür. Hemen gözünü yumar, başını eğer, düşünmeye başlar. Bakar ki, hayatî hâcetleri bağırıp çağırmaya başlarlar. Bütün bütün tevahhuş ederek(korkarak, ürkerek) hemen kulaklarını tıkar, vicdanına iltica eder.”

Bakar ki, vicdanı, binler âmâl (emeller) ve emanî(temenniler) ile dolu gürültülerinden cinnet getirecek bir hale gelir. Acaba, hiçbir cihetten hiçbir tesellî çaresini bulamayan o zavallı şahıs, mebde ile meâdı(başlangıç ile sonucu), Sâni ile haşri itikad etmezse, onun o vaziyetinden Cehennem daha serin olmaz mı?” (1) 

Canlı ve cansız tüm varlıkların kaderi, sonsuz ilim sahibi Allah tarafından yaratılıp belirlenir. Oturduğumuz koltuktan önünüzde duran bilgisayara, buzdolabımızdaki sebzelerden masamızdaki çay bardağına kadar her varlık bir kaderle yaratılır.                                                                                                  

İzlediğimiz her görüntü, muhatap olduğumuz her şey, dünya hayatımızdaki kaderimizin bir parçasıdır. Kâinatta meydana gelen büyük ya da küçük hiçbir olayda tesadüflerin asla rolü ve etkisi yoktur. Hiçbir ağaç tesadüfen meyve vermez. Hiçbir meyve tesadüfen çürümez. Hiç kimse tesadüfen doğmaz, hiç kimse tesadüfen ölmez. Hiçbir olay başımıza tesadüfen gelmez. Hepimiz, Allah’ın hikmet ve hayırla özel olarak belirlediği ve hayatımızda yerini almış ya da alacak hadiseleri yaşarız.

 "Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır." (2)

Karada ve denizde olanların tümünü Allah bilir. Yerin karanlıklarındaki, denizin derinliklerindeki her şey, gaybın anahtarları elinde olan Allah’ın yaratmasıdır.

Dünyada ve tüm kâinatta hiçbir şey tesadüf değildir. Allah "Her işi evirip düzenler”,Göklerde ve yerde olan ne varsa O'ndan ister. O, her gün bir iştedir”, "halkı sürekli yaratmakta olan"dır, "gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan"dır. Ve  "... O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez"

Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “en cüz'î hâdisat (en küçük bir olay) vukua gelmeden (meydana gelmeden) evvel hem mukayyeddir (kayıtlıdır), hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hâdisat (olaylar) başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir”.

Bütün insanlığı kendince alaya alan,  âdeta büyü gibi etkileyen bir ideoloji olan Darwinizm, tesadüfü adeta ilahî bir akıl gibi takdim eder. Bir Darwinist'e göre milyonlarca harfi caddeye serpsek, bu harflerin hepsi bir gazete sayfasındaki gibi anlamlı yazılar oluşturabilir(!) Bu çarpık ideolojiye göre tesadüf, müthiş bir akla sahip bir deha imiş gibi dayatılır.

Bedeninden kâinata kadar var olan tüm sistemlerin tesadüfen oluştuğuna inanan insan için-Üstad’ın hikmetli ifadesiyle- Cehennem daha serindir. İnsanın tesadüfen çalışan beynine, tesadüfen atan kalbine ve tesadüfen çalışan tüm diğer organlarına güvenerek rahatça hayatına devam etmesi mümkün müdür?.. Çağırıp yardım istese, yardımına gelen yok. Her şeyi düşman, her şeyi garip görür. Dünyaya geldiğine bin defa nedamet eder, lânet okur.”

İman ehli insan ise altında bir elmanın kabuğuna oranı kadar incelikte yerkabuğuyla korunduğu gürül gürül ateşten mağma, üzerinde 1980 yılından itibaren sayıları kırkbeş kat artmış olan göktaşlarına rağmen, hayatına güven içinde devam eder.

İşte insanın hayatını huzur içinde sürdürebilme sebebi, kendisine ve kâinata can veren Yaratıcının, tüm sistemleri kontrolü altında tutuyor olmasıdır. 

İnsan, “sırat-ı müstakime girmekle kalbi ve ruhu nur-u imanla ışıklanırsa, o zulmetli evvelki vaziyeti nuranî bir hâlete inkılâp eder. Şöyle ki: O şahıs, hücum eden belâları, musibetleri gördüğü zaman, Cenâb-ı Hakka istinad eder, müsterih olur.

İmanı vesilesiyledir ki insan, “kalbindeki emellerini teskin eder, her şeyle ünsiyet peyda eder”. Gökyüzündeki cisimlere bakar; onların hareketlerinden dehşet değil, güven hisseder. Hangi cisme bakarsa baksın, o cisimlerden “Ey arkadaş, bizden tevahhuş etme(dehşete kapılma). Hareketlerimizden korkma. Hepimiz bir Hâlıkın memurlarıyız” seslerini kalbi ve vicdanı ile işitir.

“Ruhunda yüksek lezzetleri ve saadetleri hisseder; kalbini ikaz, vicdanını tahrik edip ruhunu ihsas ettikçe o saadetler ziyadeleşir ve ona mânevî cennetlerin kapıları açılır. (3)

Zahiren bize iyi ya da kötü gibi gelen her olayı Allah yaratır. Elhamdulillah ki tüm kâinat, Rahman, Rahim ve Hakim olan Allah’ın kontrolündedir. O’nun yaratması kusursuz, mükemmel, hikmetlidir, hayırla doludur. Bize düşen Rabbimizin kudretini hakkıyla takdir etmek, O’nun en mükemmelini yaratacağına iman edip, teslim olmak, her olayın sonucundaki hayrı ve hikmeti görmeye çalışmaktır. Umulur ki bunun karşılığı dünyada da ahirette de hep hayır olacaktır.

"Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (4)

 

Dipnotlar:

(1): İşâratu’l- İ’caz

(2): Hadid Suresi, 22

(3): İşâratu’l- İ’caz

(4): Tevbe Suresi, 51

 

 

 

 

 

 

 

 

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors