Big Bang(Büyük Patlama), kâinatın yaratılışından itibaren her anın mükemmel bir şekilde tasarlandığının delilidir. Büyük Patlama’dan önce madde diye bir şey yoktu. Metafizik olarak tanımlanabilecek bir yokluk ortamında kâinatı oluşturan tüm madde, yokluktan ortaya çıkmış ve Allah'ın varlığının bir delilini ortaya koymuştur.

 Büyük Patlama'nın ardından ise henüz 1 saniye bile geçmeden atomun yapıtaşları yoktan var olmuştur. Bu parçacıklardaki denge ve düzen hayret vericidir.

Başlangıçta birbirinden ışık hızıyla kopup uzaklaşan parçacıklardan, kâinattaki bütün muazzam sistemler, gezegenler, güneşler, güneş sistemleri, galaksiler, kuasarlar, kısacası her 'şey' kusursuz bir plan, hassas bir ölçü ve denge içinde sırayla meydana gelmişlerdir. Yalnızca bir atomun oluşması için gereken parçacıkların tesadüfen bir araya gelmeleri dahi imkânsız iken, kâinattaki işleyişi sağlayan sistemlerin ‘şans eseri’ olarak teker teker ve denge içinde oluştuğunu iddia etmek akılsızcadır, mantık çöküntüsüdür.

Bilim, materyalist bilim adamlarının önüne isteseler de istemeseler de tek bir gerçeği koyar: Tüm kâinat, madde ve zaman, sonsuz güç sahibi olan, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri kusursuzca var eden, her şeye kadir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

Big Bang gerçeği karşısında, önceleri ateist olan fakat sonradan Allah'ın varlığını kabul eden tanınmış felsefeci Anthony Flew, şöyle diyor:

“İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını.” (1)

Materyalist fizikçi H. P. Lipson ise Big Bang teorisini kabul etmek zorunda olduğunu şu sözlerle itiraf ediyor:

“Bence, bu noktadan daha da ileri gitmek ve tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu onaylamak zorundayız. Bunun ben dahil çoğu fizikçi için son derece itici olduğunun farkındayım, ama eğer deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz.” (2)

Big Bang’i ilginç bir şekilde “kâinatın evrimi” olarak tanımlayan evrimci görüş, Big Bang konusunda bilimsel bilgiler verdiği detaylı bir yazının sonunda yine kendisiyle büyük çelişkiye düşüyor. Yazının son paragrafı şöyle:

“Bununla birlikte Big Bang teorisi yaratılışçıların lehine görünen sonuçlara varmış bulunuyordu. Örneğin ABD'li astrofizikçi Hugh Ross konuya ilişkin şu açıklamada bulunmuştur:

"Zaman, olayların meydana geldiği boyut olduğuna göre, eğer madde, Big Bang'la ortaya çıkmışsa, o halde evreni ortaya çıkaran sebebin evrendeki zaman ve mekândan tümüyle bağımsız olması gerekir. Bu da bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu göstermektedir." (3)

Bilim, Big Bang'i sıfır hacimde ve sonsuz yoğunluktaki bir noktada meydana gelen patlama diye izah etse de sıfır hacim yokluktu ve evren yok iken ‘var’ olmuştu. O halde evrenin bir başlangıcı vardı. İşte bu delil,  materyalizmin "evren sonsuzdan beri vardır" tezini geçersiz kıldı. Oysa bu bilimsel gerçek, Yüce Allah’ın 1400 yıl önce gönderdiği Mesaj’ında vardı:

“O gökleri ve yeri yoktan var edendir...” (4)

 "Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz." (5)

Bediüzzaman ise tek bir tohumun/çekirdeğin yarılmasıyla bir ağacın meydana gelmesi gibi, bu büyük kâinat ağacının da bir çekirdeğin yarılmasıyla yaratıldığına işaret ediyor;

“Hem, öyle bir çekirdek ki, âlem-i cismânîden başka, sâir âlemlerin numûnesini ve esâsâtını câmi’ olsun" ifadesiyle nazarları madde âleminden görünmeyen âleme çeviriyor.” Şöyle devam ediyor Üstad:

“Ve bu çekirdeğin mahiyetinde hem kâinatın görünen yüzündeki âlemlerin numuneleri, hem de görünmeyen yüzündeki âlemlerin numûneleri vardır” (6)

Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını Bana gösterin. Hayır, zulmedenler, açıkça bir sapıklık içindedirler(7)

 

Dipnotlar:

(1) Henry Margenau, Roy Abraham Vargesse. Cosmos, Bios, Theos. La Salla IL: OpeN Court Publishing, 1992, s. 241

(2) H. P. Lipson, "A Physicist Looks at Evolution", Physics Bulletin, vol. 138, 1980, s. 138

(3) Hugh Ross, The Creator and the Cosmos: How Greatest Scientific Discoveries of The Century Reveal God, Colorado: NavPress, revised edition, 1995, s. 76

(4) Enam Suresi, 101

(5) Zariyat Suresi, 47

(6) Sözler, s. 532

(7) Lokman Suresi, 11

 

 

 

 

PKK'nın Kirli Amacı

18 Ara 2014 In: İttihad-ı İslam, Toplum, Yaşam

 

Komünizm insanlığa zulüm, kan, gözyaşı ve acılar yaşatmış bir ideolojidir. Geçtiğimiz yüzyılda 120 milyon insan komünizm nedeniyle öldürülmüştür. Dahası, hayatını yitiren bu insanlar savaşta ölen askerler değil, komünist devletlerin kendi sivil halklarıdır.

Ölenler dışında, komünist rejimlerce hak ve özgürlükleri ellerinden alınan, göç etmeye zorlanan, bilinçli ve sistemli olarak kıtlık çektirilen, hapsedilen, çalışma kamplarında köle gibi kullanılan on milyonlarca insan olmuştur. Korku içinde yaşayan milyonlarca insanı da ilave edersek, bu soğuk, katı ideolojinin insanlığa verdiği zararın boyutlarını görebiliriz. PKK’nın ülkemizin doğusunda öngördüğü korku yapılanması da budur.

Komünist hareketin engellenemediği ülkelerde bugüne kadar bölünmeler gerçekleşmiştir. Birçok örneği olan bu bölünmelerde etnik unsurlar etken olmamış, yalnızca komünist ideoloji rol oynamıştır.

PKK, “Kürt milliyetçisi gerilla örgütü” gibi gösterilmeye çalışılsa da gerçekte Darwinist- Marksist- Leninist bir örgüttür. Kuruluş kongresinde yer alan ve örgütün internet sitesinde dikkati çeken bazı ifadeler, PKK’nın Marksizm’e olan güçlü bağlılığını açık bir şekilde ortaya koyar:

“Marksist-Leninist teori çok iyi özümsenmelidir. Önder kadrolar sık sık Marksizm’e müracaat etmeli, Marksizm’in uygulanmasını başlangıç şekli yapmak için bu öğretiyi gerçekten özümsemeliler. ... Biz sosyalizmi siyasal sorunun çözümlenmesinde daha çok bir eylem kılavuzu olarak ele alacağız. Mutlaka böyle bir öğretinin temsilcisi olarak, böyle bir öğretinin savunucusu olarak, bunun en önemli koşulu olarak bulunulan ülkenin siyasal iktidar meselesine uygulayarak, mevcut iktidarı parçalamada bir araç olarak, bir eylem kılavuzu olarak kullanarak üzerimize düşeni yapacağız.”

Marksizm ve Leninizm'in kökeninde terör vardır. Hedefe ancak şiddet ve terörle ulaşılabilir. PKK, son dönemde komünist-Marksist kimliği deşifre olunca paniğe kapıldı. Örtbas edebilmek amacıyla yeni stratejisi gereği ‘din’i kullanarak, dindar doğu halkını kendi tarafına çekmeye gayret etti. Marksist- Leninist- ateist çizgideki örgüt, bu tür bazı taktiklerle hem halk arasında, hem de kendi içinde farklı bir propaganda yöntemi geliştirmeye çalıştı. Ancak bu hiç de inandırıcı olmadı.  İşte bugün bu paniğin yansımasına tanık oluyoruz

Son günlerde ise PKK güven tazelemek amacıyla ve adeta şımarıklıkla yaptığı eylemlerle gündeme gelyor. Başka ülkelerde sarfedemediği sözleri, yapamadığı gösterileri Türkiye’de demokrasi, sevgi ve merhamet olduğu için küstahça sergileyebiliyor.

PKK korku politikasıyla, silahla saygınlık kazanmayı amaçlayan bir terör örgütüdür. Silah bırakması söz konusu olmaz. Özellikle son dönemde bazı kişilerin örgüte dair özenli, saygılı ve övgü içeren sözlerinin sebebi, PKK’nın silahıdır. Silahını bıraktığı an müthiş aşağılanır, gücünü yitirir. Bu durumda öfke ve bıkkınlık içindeki Kürt kardeşlerimiz bölgede barınmalarına asla izin vermez.

PKK saldırganlıktan, komünist ideolojisinden ve ideallerinden vazgeçmeyecektir. Türkiye'yi bölme planı karşısında birlikte hareket edilmesi gerekli. Vatanını, milletini, bayrağını seven her vatandaş bu oyuna dikkat etmeli.

Bu kirli oyun ve yaşananlar sebebiyle gerilime düşülmemeli. kimse paniğe kapılmamalı. Devlet bu kahpe yapılanmaya karşı vatandaşlarını daha etkili korumalı. Yazılı ve görsel medya, bu kanlı örgütü övücü üsluptan ve kimi partililerin ve kimi ‘görevliler’in düzdüğü methiye dolu sözleri servis ederek gerilim oluşturmaktan kaçınmalı. Bu geçici bir oyundur. Bu gibi olaylarda soğukkanlılığı korumak çok önemlidir.

PKK’nın amacı demokrat ve özgür bir bölge oluşturmak değil, ülkeyi parçalayacak bir tuzağa sürüklemektir. Şiddet asla başarıya ulaşamaz. Şiddet asla galip gelmez. Hâkim olacak olan sevgidir. Bunun için izlenecek yol da kin ve nefret değil, sevgi politikasıdır.

Kalleş ve kahpe terör örgütü mensupları ile terör mağduru insanları çok iyi ayırt etmeliyiz. Doğulu vatandaşlarımızı şefkatle koruyup kollamak güzel ahlâkın gereğidir. Aksi ise terör örgütünün ekmeğine yağ sürmek olur. Bizler kin, nefret ve öfkeyi hakim kılmayı amaçlayanların pis ve sinsi oyununu dostluk, kardeşlik, birlik, sevgi, saygı ve güzel ahlâkı yaygınlaştırarak bozmak için daha fazla çaba gösterelim inşaAllah. 

 

 

 

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors