Rabbin Seni Unutur mu?

26 Ağu 2014 In: İmani Konular

 

Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür.  (Ankebut Suresi, 45) diyor bize Kur’an. Ancak biz, zorlukta Allah’ı zikrediyor, kolaylıkta unutuyoruz. Oysa her durumda anmalı; hiçbir durumda unutmamalı.

 Kaldı ki Allah bize bir an bile nefes aldırmayı unutmuyor; kalbimizin atması bile O’nun kontrolünde.. Ama… unutuyoruz. 

 Çünkü insanı, Allah’ı anmaktan uzaklaştıracak birçok oyalanma konusu var.  Dünya nimetlerinden daha fazla yararlanabilmek için delice bir hırs ve yarış içinde, boş emeller peşinde koşuşturup duruyor insan.

Böylece, umut ettiğinin aksine hayat daha da zorlaşıyor. Zaman geliyor; sahip olduklarından zevk alamıyor, elindekiyle yetinemiyor ve zamanla tüm zevkleri tüketiyor.

Bu anlamsız koşuşturma sürerken, zaman da akıp gidiyor. Allah'ın buyruklarına karşı duyarlı olmayan kişi, zaman zaman öyle hatalar yapıyor ki, kendisini düzelttiğinde, nasıl yaptığına hayret ediyor. Bu olmadık hatalar, kişinin o an Allah’ı unuttuğunun işaretleri oluyor.

İnsan birçok eksik ve kusurları olan bir varlık; yaratılmış ve yaratılmışlara has acizliklere sahip. Eksiklikten ve kusurdan münezzeh olan, yalnızca Allah. İnsanın Allah karşısındaki acizliklerinin en önemlilerinden biri de unutması.

Allah ‘unutmak’ diye bir konu var ediyor, şeytanı da vesile ediyor. Şeytan insana her şeyi unutturabilir; imanı, sevgiyi, merhameti ve hatta kendini... Bütün bunları unuttuğunda ise bitki bile insandan daha vasıflıdır.

Yaşayabilmek için Allah'ın her an hafızamızda tuttuğu bilgilere ihtiyacımız var. Allah o bilgilerden bir tane bile eksiltme yaptığında, o bilgiye yeniden sahip olmaya güç yetiremeyiz. Her ‘şey’ gibi, unuttuğumuz şeyi hatırlayabilmemiz de yalnızca Allah'ın dilemesiyle mümkün.

Ruhlar âleminde Allah’ın varlığını kabul ettik, O’na söz verdik. Ama hepimiz ayrı bir yol tuttuk; çeşit çeşit yollara dağıldık.

O’nun sevgisiyle dolması gereken kalplerimize biz fânî sevgileri yerleştirdik. Rabbimiz; gerçek Sevgilimiz bize şah damarımızdan yakınken, biz sevgiliyi hep uzaklarda aradık. O’nu bulduğumuzda aslında her şeyi bulmuşken, biz anlayamadık.

Allah ise sonsuz merhametiyle sürekli bizi uyarıyor; “Tüm kâinatı, dünyayı, sizi Ben yarattım, Benim için yaşayın” buyuruyor. Ne kâinat ve dünya, ne bedenimiz, ne ruhumuz bize ait değilken, bu acip halimiz nedir? Her şeyin gerçek sahibi olan için yaşamaktan daha mâkul ne olabilir? Bütün varlığımızı Allah’a vermemiz gerekmiyor mu? Dünya O'nun, ruh O’nun, bedenimiz de O’nun. Bahşettiği bütün nimetler için O'na yönelmemiz gerekirken, unutmak, nankörlük etmek ne büyük vicdansızlık!

Biz unutuyoruz da, ya Rabbimiz bizi unutursa? Ya bizi terk eder, bize darılırsa?

 “Kendileri Allah'ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar”dan olmanın düşüncesi bile titretmeli bizi. Allah'ı sürekli akılda tutmalı, O'nun ayetlerini tefekkür etmeli; bu aklımızı ve şuurumuzu sürekli açık tutar. Allah'ı her an zikredersek, O'nun karşısındaki aczimizi ve güçsüzlüğümüzü daha iyi idrak ederiz. Yerden kesilen ayaklarımız, yeniden yere basar; daha sağlam basar. Böylece O’na daha halisâne teslim oluruz.

" Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.” (Duha Suresi, 3) buyuruyor Rabbimiz. Müjde veriyor.

Bu ne büyük müjde.

Bu müjde yeterli.

Başka hiçbir müjdenin olmadığı kadar yeterli.

Bu müjde bizi başarıya ulaştıracak, kalkmak için düştüğümüz yoldaki; hicret yolundaki engelleri kaldıracak, bizi O’na ulaştıracak.

Çok hatalar yaptık; insanız, aciziz, daha da yapacağız. Terk etme Rabbim, unutma bizi. Darılma bize…

Ne gücümüz var ki; tut elimizden götür bizi.

Ve elbette tüm nimetler gibi, bu da “Rabbimin fazlındandır,.. (Neml Suresi, 40)

 

 

 

 

Kimi insanlar, çarpık mantık örneği sapkın fikirlerine rağmen, doğru yolda olduklarını düşünür ve kendilerini hidayette zannederler.

Bu çelişkili düşüncenin sebebi, Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun "üzerini kabukla bağlattırırız"; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. (Zuhruf Suresi, 36-37) ayetinin haber verdiği gibi, şeytan ve onun organize ordusudur. 

 Şeytan bu kişileri kabuk gibi bağlamış ve telkinleriyle hareket eder duruma getirmiştir. İşte bu telkinler ile onları doğru yolda olduklarına inandırır:

Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar. (Araf Suresi, 30)

Kendisini çepeçevre kuşatmış olan bu kabuğun içinde, gerçeklerden habersiz yaşayan insan, kendisinin Allah yolunda olduğuna dair Allah adına yemin dahi eder. Hatta bu yemini, ahirette Allah'ın huzurunda da tekrarlayarak,  “Onların tümünü Allah'ın dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten onlar, yalan söyleyenlerin ta kendileridir.” (Mücadele Suresi, 18) ayetiyle de ifade edildiği gibi kendisini savunmaya çalışır.

Şeytan tarafından Allah’ın adıyla aldatıldıklarını anlamayan kişiler, dünyadaki şuursuz hayatlarının ardından, ancak ahirette gerçeklerin farkına varırlar.

Şeytanın fırkasının en azılı grubu münafıklardır. Dünya hayatında kendilerinin hak üzere olduklarını zanneden münafıklar, ahirette amellerinin rüzgârda savrulan kül yığını gibi kılındığına şahit olurlar, yapıp-ettiklerinin kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını görür, sapkınlıklarını anlarlar. Ve onlara, telafisi olmayan bu yanılgıyı bildirenler de –onlar adına ne acıdır ki-müminler olur:

 (Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu." (Hadid Suresi, 14)

Münafığı da müminleri de sonsuz güç sahibi Allah yaratır. Cehennemin en derin tabakasında münafıklar için özel yer hazırlanmıştır. Samimi müminlerin Allah’ın rızasını ve cennetini kazanmak için çaba göstermeleri gibi, onlar da kendileri için hazırlanmış o yeri kazanmak için gayret ederler ve kazanırlar.

Ayetlerde belirtildiği üzere, cehennemdeki ateş ehline cennet gösterilir ve bu onlara yürek acısı olur. Münafıklar, cehennem ehli arasında sonsuza kadar en şiddetli azabı görecek olan, en aşağılık, insanlığın yüz karası olan mahlûklardır.

Münafık, müminlere karşı açıkça tavır koymasıyla teşhis edilir; bu bir çeşit münafıklığını ilan etmektir. Dini düşman edinmiş inkârcılara müminler hakkında bilgiler aktaran münafık, müminlerin dağılmaları için gayret etmesi, onların içinde yaşayıp gerçekte dinsizlerle ittifak ederek saldırmasıyla deşifre olur. Ancak, Rabbimiz çok adildir ve şeytanın fırkası olan münafıkların ve Kendi fırkası olan müminlerin arasını ahirette sonsuza kadar ayırır:

 O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azap vardır. (Hadid Suresi, 13)

 

 

 

 

 Gökten yere her işi düzenleyip kontrolü altında tutan Allah, yaptığı her işte, yarattığı her olayda üstün aklını, hayranlık uyandıran benzersiz yaratma sanatını ve sonsuz gücünü sergiler. Bizler için tüm bunları görebilmek, dile getirmek, üzerlerinde tefekkür etmek büyük bir nimet ve ibadet. Allah’ı anmak kötülüklerden arındıran, kalbimizi yatıştırıp, mutmain kılan, içimize güven duygusu ve huzur indiren bir ibadet. Kur’an’ın haber verdiği gibi;

 "... Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür..."(Ankebut Suresi, 45)

İnsan günlük hayatının her aşamasında Allah’ı anmalı, O’nunla kesintisiz bağlantı ve dua halinde olmalı, cömertçe bahşettiği sayısız nimete şükretmeli ve Allah’ın adını yüceltmeli. Allah’a yakınlaştıracak ve O’nunla dost kılacak çok önemli bir ibadettir Allah’ı anmak.

 Bediüzzaman’ın ifadesiyle kâinat baştanbaşa Allah’ı zikretme ve Allah’a şükretme mescididir. Her şey Allah’ı anar, tesbih eder, zikreder. Allah’ı anmak ve adını yüceltmek Peygamberimiz(sav)’in ifadesiyle Allah’ın bizi sevdiğinin göstergesidir. O şöyle buyurur: “Allah’ın kulunu sevmesinin belirtisi, Allah’ı anmayı sevmektir. Allah’ın kula buğz etmesinin belirtisi ise, kulun Aziz ve Celil olan Allah’ı anmaktan hoşlanmamasıdır”.

 Allah’ı anmak amacıyla bir evde toplanmanın, Allah’ın Yüceliği ve Kur’an ayetleri üzerine konuşmanın, imanı artıran sohbetler yapmanın Allah katındaki değeri ise müthiştir. Şöyle buyuruyor Peygamberimiz(sav): “Bir topluluk Allah’ın evlerinden birinde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, mutlaka üzerlerine manevî bir huzur iner, kendilerini rahmet kaplar, melekler kuşatır. Allah da katındaki melekler arasında onları anar.” 

Gün içinde yaptığımız işi Allah rızasını gözeterek yapmak, gün boyu ibadet halinde olmaktır. Allah’ı razı etmek için yapılan her iş birer salih ameldir. Dünya hayatının kilit noktası Allah'ın rızasıdır. Ne paranın, ne mal-mülkün, ne köşe dönmenin, ne eğlencenin, ne rahatın, ne yeme içmenin peşinde olmak değil...  

Allah nurunun, adının zikredildiği evlerde bulunduğunu haber verir. “... Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir. (Bu nur,) Allah'ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler. (Nur Suresi, 35-36) buyurur. İçinde Allah'ın nurunun bulunduğu ve adının anılmasına izin verdiği bir evde yaşamayı istemez miyiz?..

Tevrat ve İncil’de Allah’ı Anmak

Tevrat ve İncil’in tahrif edilmiş kısımları temizlendiğinde, geriye şeytani müdahaleye uğramamış bölümler kalır. Bozulmamış kısımlar, Kur’an’ın Maide Suresi'nin 44. ayetinde bildirildiği gibi "hidayet ve nur" olan kısımlardır; okunduğunda kalbe şifa ve ferahlık verir. Her iki Kitaptan, Kur’an’a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uygun, Allah’ı anmanın önemini öğüt veren bazı bölümlere bakalım:

Tevrat’tan:

Bu sözlerimi aklınızda ve yüreğinizde tutun... Onları çocuklarınıza öğretin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. (Yasa'nın Tekrarı, 11:18-19)

Her zaman Rab'be övgüler sunacağım, övgüsü dilimden düşmeyecek. Rab'le övünürüm… Benimle birlikte Rab'bin büyüklüğünü duyurun, adını birlikte yüceltelim. (Mezmurlar, 31:1-3)

İncil’den:

Her gün mescidde toplanmaya devam eden imanlılar, kendi evlerinde de ekmek bölüp içten bir sevinç ve sadelikle yemek yiyor ve Allah'ı övüyorlardı. (Elçilerin İşleri, 2:46)

Unutmayalım; insan, Allah'ı anmada gösterdiği gevşeklikle orantılı olarak O'ndan uzaklaşır. Kur’an ahlâkını yaşamayan kimseler Allah'ı anmadıkları hatta akıllarına dahi getirmedikleri için Allah’ın sınırlarını aşar, emirlerinden yüz çevirerek yaşamayı hayat tarzı haline getirirler. Kur’an dışı sapkın davranışların altındaki neden, Allah'ı anma konusundaki gevşekliktir.

Kalpler yalnızca Allah’ı anmakla tatmin bulur. Huzur, müminlerin mescid edindikleri evlerindedir. Çünkü “Allah’ın nuru” bu evlerdedir. Orada arınmayı içten arzu eden insanlar yaşar. İnsan ruhu güzelliklerin, temizliğin, güzel ahlâkın yaşandığı ortamlardan haz alır. Kalp ve ruh böyle ferahlar, böyle şifa bulur.

Hz. Âişe (ra)’dan rivayetle Peygamberimiz(asm) şöyle buyurur: “İçinde Kur'ân okunan bir ev, yer ehline yıldızların parlak göründüğü gibi gök ahâlisine öylesine parlak görünür.” Camiü's-sağir - 3222

 

 

 

 

Bugün Bayram

1 Ağu 2014 In: İttihad-ı İslam, Toplum

 

 Bugün Bayram. Bugün bir bayram havası ile kalpler coşuyor. Sabah namazla başlayan Allah’a yakınlaşma ve kardeşlik ruhu, gün içinde yakınlar, akrabalar ve tanıdıklar ziyaret edilerek devam ediyor.

 

Belki eş-dostla sohbet sırasında dünyada yaşanan zulümlerden, Müslümanların kardeşliğinden ve bir şeyler yapılması gerektiğinden ya da yapılmadığından söz ediliyor. Nadir de olsa medyada sosyal dayanışma, barış, kardeşlik ve birlik mesajları veriliyor.

 

Ancak sonrasında -her zaman olduğu gibi- konuşulanlar sözde kalacak, unutulacak. Herkes öyle yoğun bir çalışma temposu içinde olacak ki birçok konu hatırlanmayacak bile.

 

Halbuki duyarlı olmalı her Müslüman; vicdanı diri olmalı, merhametli olmalı. Özellikle son dönemde internete düşen görüntüleri Allah bizim için, merhamet etmemiz için yaratıyor, imtihan ediyor bizi. "Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?" (Nisa Suresi, 75) diye soruyor Kur'an. "Merhamet etmeyene merhamet edilmez" buyuruyor Peygamber(asm). Biz ise zulümleri sadece izliyor, zalimlerle birlikte yol alıyoruz...

 

“Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var? İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye. Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.” (Kalem Suresi, 36-39) buyuruyor Allah. "İman ettim" diyorsak, diğer âyetleri göz ardı ederek, Kur'an'dan seçtiğimiz âyetlere uymak, belli emirlere itaat etmek,, bir ucundan ibadet etmek gibi bir lüksümüz olabilir mi?

 

Bediüzzaman da bizi, "ittihad âdet değil ibadettir" diyerek uyarırken, biz etrafımızda olup bitenlere kör, sağır, dilsiz mi olacağız? Yoksa yapabildiğimizin en fazlasını yapma gayreti içinde mi olacağız? Oturanlardan ve uyuyanlardan mı olacağız yoksa yürüyen, koşan ve yol alanlardan mı?

 

Bayram ruhu gerçek anlamda, Kur’ân ahlâkını, Mekke ve Medine’den insanlığa ulaştıran ruhtur. Peygamber(asm)’ın, “kim müminlerin dertleriyle ilgilenmezse onlardan değildir” hadisi karşısında vicdanen rahatsızlık hisseden ruhtur.

 

Aramızda mezhep, görüş ve uygulama anlamında çeşitli farklılıklar olsa da bu, “…birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. (Hucurat Suresi,13) ayetiyle bildirildiği gibi, bizim tanışıp kaynaşmamız içindir. Farklı olmamız, birbirimizin din kardeşi olduğumuz gerçeğini değiştirmez.

 

Filistin ve diğer İslam ülkelerindeki tüm sorunların çözümü, Allah'ın ipine hep birlikte sarılmaktır. Sorunlar deccali/şeytani yöntemlerle değil, rahmani yöntemlerle çözülür. Yeryüzünde Allah’ın sistemi, şeytanî sistemin yerini almadıkça ızdırabın, acının önüne geçmek mümkün değildir. Birlik olmak yalnızca Müslümanların değil, tüm insanlığın çektiği sıkıntılara -Allah'ın izniyle- son verecek, dünya barış, huzur ve mutluluğa kavuşacaktır. Böylece Kur'an ahlakının güzelliklerinin yaşanmadığı hiçbir yer kalmayacaktır.

İslam’ın kardeşlik ruhunu kıyamete kadar devam ettirecek olan İttihad-ı İslam’dır. Tüm Müslüman ülkelerde bayramla solunan kardeşlik duygusunu güçlendirecek, barış, huzur, dostluk mutluluk verecek, ruhumuzu coşkuya açacak, asıl sevinci yaşatacak olan bayram budur.

“Ruh-u canımızla mübarek bayramınızı tebrik ediyoruz. İnşaallah, âlem-i İslâmın (İslam aleminin) da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemahir-i müttefika-ı İslâmiyenin (birleşik İslam cumhuriyetlerinin) kudsî (mukaddes) kanun-u esasiyelerinin (anayasasının) menbaı olan (kaynağı olan) Kur'ân-ı Hakîm, istikbale (geleceğe) tam hâkim olup beşeriyete tam bir bayramı getireceğine çok emareler (işaretler-deliller) var.” (Emirdağ Lâhikası)

Evet inşaAllah asıl bayramımıza yetişiriz. Sevginin, dostluğun, barışın, kardeşliğin, huzurun bayramına…

… Hayırlı bayramlar dilerim.

 

 

 

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors