Atomdaki Mûcizevî Yaratılış

16 Tem 2014 In: Bilim, Tefekkür

 

  Atomdaki tasarım Allah’ın sonsuz ilmini ve gücünü gösteren önemli bir delildir. Mucizevî küçük yapısına rağmen atomun içinde, kâinatta gördüğümüz sistemle kıyaslanabilecek kadar kusursuz ve benzersiz bir sistem vardır.

Her atom, bir çekirdek ve çekirdeğin çok uzağındaki yörüngelerde dönüp-dolaşan elektronlardan oluşur. Çekirdekte ise proton ve nötron adlı parçacıklar vardır.

Çekirdeği, atomun tam merkezinde bulunur ve atomun niteliğine göre belirli sayılarda proton ve nötrondan oluşur. Hacmi ise atomun hacminin 10 milyarda biri kadardır.

Ancak boyutları atomun 10 milyarda biri olmasına rağmen, çekirdeğin kütlesi atomun kütlesinin % 99.95'ini oluşturmaktadır. Bir şeyin, bir kütlenin tamamını oluştururken, neredeyse hiç yer kaplamıyor olması aklı hayrete düşüren bir durumdur.

Bunun sebebi ise şudur: Atomun kütlesini oluşturan yoğunluk tüm atoma eşit olarak dağılmamıştır, yani atomun bütün kütlesi atomun çekirdeğinde birikmiştir. Atomun çekirdeğini bir arada tutan, onun dağılmasını engelleyen, tabiattaki kuvvetlerin en güçlüsü olan 'Güçlü Nükleer Kuvvet'tir.  Çekirdekteki protonların hepsi pozitif yüklüdür ve elektromanyetik kuvvet sebebiyle birbirlerini iterler. Ancak güçlü nükleer kuvvet onların itme gücünden yüz kat daha büyüktür ve böylece elektromanyetik kuvvet etkisiz hale gelir ve protonlar bir arada tutunabilirler.

Kısacası gözle göremeyeceğimiz kadar küçük bir atomun içinde, birbiriyle etkileşim halinde iki büyük kuvvet bulunur. Bu kuvvetlerin hassas değerleri sayesinde çekirdek bir bütün olarak kalabilir. [1]

İki zıt kuvvetin atom çekirdeğinde bir arada bulunması ve gözle görülemeyen bu ufacık mekândaki uyum, her şeyi sebepler mantığı ile açıklayan maddeci bakış açısına son derece aykırı bir durumdur. Açıktır ki burada sebeplerden bağımsız bir güç ve irade vardır. Allah kudret kalemiyle imkânsızı mümkün hâle getirmektedir.

Atomun hayret verici özelliklerinden biri de çekirdeğinin çevresindeki yedi ayrı yörüngede, saniyede 1.000 km. gibi muhteşem bir hızla sürekli dönen elektronlardır. Bu mucizevî hıza rağmen hiçbir elektron birbiri ile çarpışmaz. Rabbimiz İlâhi sanatı ile orada da kusursuz bir sistem kurmuştur. Allah'ın benzersiz yaratmasına apaçık bir delildir atom ve burada tesadüfe asla yer yoktur. Bediüzzaman'ın da ifade ettiği gibi;

 “… Herbir zerre(atom), eğer memur-u İlâhî olmazsa ve Onun izni ve tasarrufuyla hareket etmezse ve ilim ve kudretiyle tahavvül etmezse (değişip dönüşmezse), o vakit herbir zerrenin nihayetsiz bir ilmi, hadsiz bir kudreti, herşeyi görür bir gözü, herşeye bakar bir yüzü, herşeye geçer bir sözü bulunmak lâzım gelir. Çünkü, anâsırın(unsurların, elementlerin) herbir zerresi, herbir cism-i zîhayatta(canlı bedeninde) muntazaman işler veya işleyebilir. Eşyanın intizamatı(düzenleri) ve kavânin-i teşekkülâtı (oluşum kanunları) birbirine muhaliftir. Onların nizamatı bilinmezse işlenilmez, işlenilse de yanlışsız yapılmaz. Halbuki yanlışsız yapılıyor. Öyle ise, o hizmet eden zerreler, ya bir ilm-i muhit (her şeyi kuşatan ilim) sahibinin izin ve emriyle ve ilim ve iradesiyle işliyorlar; veyahut kendilerinde öyle bir muhit ilim ve kudret bulunmak lâzım geliyor.” [2]

Ayrıca burada göz ardı edilemeyecek çok önemli bir durum vardır. Her şeyin tesadüfler sonucu ve evrim süreci ile meydana geldiğini iddia edenler, atomun içinde, hiç ivme almadan, bir anda saniyede 1000 km. hızla dönmeye başlayan elektronların durumunu asla açıklayamazlar!

Eğer tesadüfleri ilâh edinmiş evrimci iddiaya göre elektronlar ivme alarak meydana gelmiş olsaydı canlı ve cansız- hiçbir 'şey' olamazdı. Dahası atom da olamazdı. Çünkü her şeyin yapıtaşı olan atom ancak elektronların saniyede 1000 km. gibi bir hızla dönmesi ile oluşur.

Bediüzzaman bu muhteşem yaratmayı da şöyle açıklıyor: "Maahaza, esbab-ı maddiyede(maddî sebeplerde) esas ittihaz edilen(kabul edilen) kuvve-i câzibeyle(çekim gücüyle) kuvve-i dâfianın(itme gücünün) inkısama(bölünme) kabiliyeti olmayan bir cüzde(parçada) birlikte içtimaları(bir araya gelmeleri) iltizam edilmiştir(gerekli kılınmıştır). Halbuki bunlar birbirlerine zıt olduklarından, içtimaları(bir araya gelmeleri) caiz(doğru) değildir. Fakat, câzibe(çekim) ve dâfia(itme) kanunlarından maksat, "âdetullah" ile tâbir edilen kavanin-i İlâhiye(İlâhî kanunlar) ise ve tabiatla tesmiye edilen(isimlendirilen) şeriat-ı fıtriye(yaratılışın kanunları) ise, câizdir. Lâkin, kanunluktan tabiata, vücud-u zihnîden(zihinsel varlıktan) vücud-u haricîye(görünen varlığa), umur-u itibariyeden(varsayılan işlerden) umur-u hakikiyeye(hakîkî işlere) âlet olmaktan müessir(gerçek tesir sahibi) olmaya çıkmamak şartıyla makbuldür. Aksi takdirde caiz(doğru) değildir."[3]

Bediüzzaman, kâinatın bu zıtlıklar ile idare edildiğini söylüyor. Bundaki hikmet ise acz içindeki sebeplerin kusursuz ve mükemmel sonuçlarının ve ardındaki İlâhî kudretin görülmesidir.

1960'lı yıllarda, maddenin en küçük yapı taşının atomun sırlarla dolu olağanüstü detayları ortaya çıktı. Çekirdekteki protonun derinliklerinde küçük parçacıklar keşfedildi. Protonun artı yükünün ve nötronun yüksüzlüğünün sebebi, işte kuark adı verilen bu olağanüstü küçük parçacıklardı. Günümüze kadar yapılan araştırmalar sonucu, atomun 0.0000001'ini oluşturan hacmin içinde muhteşem bir dünya olduğu anlaşıldı.

Bilimsel gelişmeler materyalistleri teorilerini geliştirmeye zorladı. Evrenin, iddia ettikleri gibi bilinçsizce ve tesadüflerle ortaya çıkması için, sadece atomların değil, bu kez atom altı parçacıklarının hareketlerine de açıklama getirmeleri gerekliydi.

“Karanlık madde, sicim teorileri, küçük karadelikler, anti madde ve uzayın diğer boyutları var mı?” gibi fizik problemler çözümlendiğinde ise materyalist zihinlerdeki problemlerin sayısının oldukça artacağı açıktır.

Kuşkusuz zaman ve tesadüfleri ilâh edinen, Allah'ın sonsuz gücünü ve gerçekleri kendince görmezden gelen, acizliklerini unutup Rabbine karşı büyüklenenlerin kayba uğrayacakları da...

 “Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen fa’al ve kudretli bir Zâtın hârika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi, bu hadiseler de başıboş olamazlar.” [4]

…Rabbim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 80)

 

 

Dipnotlar:

[1] http://evrimteorisi.info

[2] 30. Söz, 2. Maksat

[3] İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi 21 ve 22. Ayetlerin Tefsiri.

[4] Şualar syf:109

 

Kalp Özürlüyüz!

2 Tem 2014 In: Kadın, Kur'an Ahlakı, Toplum

 

 Özürlüyüz. Zihin ve bedenden öte kalp özürlüyüz. İşte o özrümüz de kabul değil!

Bizler, Kur'an'a ve Peygamberimiz (asm)'ın sünnetine uygun yaşamakla sorumluyuz. Kıstasımız Kur'an olmalı.

Ancak Kur'an'ın ruhuna tamamen ters bir zihniyet içinde yaşıyoruz. Böylece İslam hakkında yanlış kanaate yol açıyoruz.

Kimimiz dini samimi yaşamayı amaçladığımız, Allah’ı gönülden sevdiğimiz halde cehalet ya da edindiğimiz yanlış bilgiler sebebiyle dinimizde bulunmayan görüşlere sahibiz.

Kur'an'ın tanıttığı dinle hiçbir ilgisi olmayan düşmanlık, kan dökücülük, zulüm, sevgisizlik, vicdansızlık, acımasızlık ve merhametsizlik dolu vahşi birsistemde yaşıyoruz.

Ancak karanlık bir zihniyet var ki yapıp-ettiklerinin faturası Kur'an'a çıkarılıyor; dine en büyük zararı veriyor. Bu sevgi yoksunu, anlayışsız, güzelliğe, sanata, bilime, neşe ve mutluluğa düşman zihniyet gerçekte İslam dışıdır.

Bu zihniyetteki kişide sevgi, şefkat, merhamet duyguları yoktur, kültür yoktur, bilim ve sanat ise Allah muhafaza. Derin düşünemez bu kişiler; hurafelerle besledikleri kendi dinlerini yaşarlar.

Ruhları boşluk içindedir; güzel bakamaz, güzel göremezler. Çocuklara, kadınlara, çiçeklere, hayvanlara, kısacası hiçbir şeye karşı derin ve samimi sevgi hissetmezler. Allah'ın en güzel tecellileri olan çiçeklere, çocuklara, kadınlara, güzelliklere Allah aşkıyla bakamaz, o aşkla sevemezler.

Özellikle, Hz Adem'i eşinin kandırdığı iftirası ile daha ilk kadından başlayarak, kadını potansiyel günahkâr gören bu karanlık zihniyet, sert ve kaba-hatta insanlık dışı-tedbirlerle kadını kendince 'terbiye etme'ye çalışır. Koruma adı altında, kadına üçüncü sınıf muamelesi yapar. Bu yüzden İslam'a düşmanlıkla bakan kimselerin, İslam'a sözlü saldırılarına tanık oluruz. Oysa kadın düşmanlığı, kadını yücelten İslam'ın değil, bu bağnaz görüşlü karanlık beyinlerin özelliğidir.

Onlar gerçek anlamda ne sever ne de sevilirler. Hatta birbirlerini bile sevmezler. Kafaları ve ruhları gibi hayatları da zifiri karanlıktır. Işığın kaynağını bilmezler ki karanlıklardan aydınlığa çıkabilsinler.

Her dinde bağnaz bulunabilir. Dini özünden uzaklaştırmaya çalışan, imanın getirdiği coşkulu sevgi yerine karanlığı yaşayan kişiler her dinde vardır. Onlar mensup oldukları dini değil, kirli ve sapkın görüşlerini temsil ederler. Bu hastalıklı ruhların çirkin davranışlarının sebebi karakterleridir, mensup oldukları dinin emirleri değil.

İslam adına ortaya çıkan, gerçek dindarlara ve diğer dinlerin mensuplarına düşman olan, kan dökmeyi savunan, içi kin ve nefretle dolu kişiler, kesin olarak İslam'ın temsilcileri olamazlar. İslam'a karşı önyargılı olan insanların, bu gerici zihniyeti gerçek İslam'dan çok iyi ayırt etmeleri gerekir.

Söz ettiğim kişiler, Kur'an’da olmayan şeyleri dine ilave etmeye çalışır, Kur'an’da kendi bağnaz inançlarına uymayan şeyleri de reddederler. Kur'an sevgiyi, şefkati, kardeşliği, birliği, barışı öğütler, tüm güzelliklerin takdir edilmesini ister, sanatı, bilimi teşvik ederken, onlar için bu öğütler öfke sebebi olur. Kur'an'ın tarif ettiği mümindeki ruh kalitesi, derinlik, akılcılık, modern ve sevgi dolu özellikler, onların inançlarına terstir.

Bu zihniyet aynı zamanda müşriktir; şirk içinde yaşar. Kur'an’ı yeterli görmez, Peygamberimiz (asm)'ın hadislerini yeterli görmez. Kur'an'ın bazı ayetlerini görmezden gelir, bazı ayetlerini ise kendi çarpık görüşlerine delil göstermeye çalışır.

Kuran’ı –haşa-yeterli bulmadıkları için bu kimseler haddi aşar, ölçüyü taşırır, Allah'ın sınırlarını ihlal ederler. Haksız yere zulmeder, suçsuz insanların kanını dökmekte yanlışlık görmezler. 

Söz konusu zihniyetin din adına yaptığı uygulamalara şahit oldukça, bunun İslam olduğunu zanneden insanların kalpleri dinden soğur. Birçok insan da büyük bir yanılgıya düşerek İslam’a karşı düşmanlık besler. Bağnazlık ortamı hazırlar, kimi çevreler de kasıtlı olarak, “işte Müslümanlar böyledir, size hayat hakkı tanımazlar, onlar sizi yok etmeden siz onları yok edin” gibi hipnoz yöntemleri uygularlar.

Bu müşrik sisteme çözüm; Kur'an’ı ve gerçek Müslümanlığı ön plana çıkarmaktır. Kur'an bize zorluk yüklemiyor; bize sevinç, özgürlük, rahatlık, barış ve dostluk getiriyor. Üzerimizdeki zincirleri indiriyor, yollarımızı açıyor. Bizi barış yurduna, kardeşliğe ve sevgiye davet ediyor.

Bizler kendi içimizde sevgiyi beslemediğimiz sürece, sevgi bekleyemeyiz. Aldanırız, yanılırız.

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors