Kalbimiz Soma'da

20 May 2014 In: Toplum, Yaşam

Çok büyük bir felaket yaşadık. Bu defa Soma’da bir madenden, kömür yerine yaralı ve cansız bedenler çıkarıldı. Kendi derin mezarlarını kazdı şehitlerimiz. Soma’dan yükselen acı, ülkemizi ve ardından tüm dünyayı sardı.

Elbette canları Allah verir, Allah alır. Bazen tek tek bazen topluca ölür insanlar. Allah canları tek tek almak zorunda değil kuşkusuz. İnsanlar tek tek öldüğünde normal karşılayan insan, özellikle bir felaket sonucu topluca ölüm olduğunda da isyan etmemeli. Kendi iradesi dışında doğan insanın, yine Allah’ın dilemesiyle hayatı sona erer. O halde ölümler karşısında üzülmek, isyan etmek, direnmek yanılgıdır.

Elbette bu faciadan sorumlu olanlar kendilerini kurtaramayacak, gereken adımlar atılacaktır; buna inanıyorum. Savcılık olayı soruşturuyor, delilleri topluyor. Gereken araştırma ve tespitler yapılacak, her ayrıntı gün yüzüne çıkarılacaktır.

Maden ocağındaki patlamadan bu yana ise asparagas/yalan haber ve resimler bir kısım yazılı ve görsel medyada, sosyal paylaşım sitelerinde kasıtlı olarak yaygınlaştırılıyor. Medya, insanların acılarını ajite edip, facianın bütün sorumluluğunu hükümete ve Başbakan Erdoğan’ın üzerine yıkma gayreti içine girdi yazık ki. Bugün de tıpkı Gezi olayları sırasında olduğu gibi, küçük grupların yaptığı gösteri haberlerini bile, ‘Türkiye yangın yeri’ şeklinde provoke ederek servis ediyor. Görüyoruz ki kimilerinin yüzleri, işçilerimizin kömüre bulanmış yüzleriyle kıyaslanamayacak kadar siyah!

17 Ağustos’u hatırlayın. Yıkılan tüm binaların, kaybedilen tüm canların sorumlusu Veli Göçer ilan edilmişti. TV’lerde haberler Veli Göçer’le başlar onunla biterdi. Bugün Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan’ın adını ise medyada duyamıyoruz. Suçlamalar, ithamlar, küfürler bu faciada ihmali, kusuru olanları bile es geçip, Başbakan’a yöneliyor. Belli ki Soma’daki acı durumdan vazife çıkaranların asıl meselesi ne ağaç, ne kömür, ne de şehit olan canlar değil!..

Ülkemiz, provokatif ve yalan haberlerin yaygınlaştırılması, sinsi plânlar ve tuzaklar kurulması sonucu birçok kez acı olaylar yaşamıştı. Siyasi polemiklerle akılları karıştırmaya, insanları kışkırtmaya, sokaklara dökmeye çalışan kesimler yeniden iş başında. Bugün yine fitne ve fesat peşinde olanların kışkırtması ile insanlar sokaklarda kırıp döküyor, yakıp yıkıyorlar. Yaşananlar, Bediüzzaman’ın sözünü hatıra getiriyor: "...Tarafgirlik damarı ihlası kırar, hakikatı değiştirir." (Emirdağ Lahikası-1 ( 272 )

… Nihayet cuma günü Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan basın açıklaması yaptı. Gürkan’ın ardından konuşan İşletme müdürü, -o gün itibariyle- 284 canın şehit olduğu kazada hiçbir ihmallerinin olmadığını söyledi. Biz Enerji Bakanımız Sayın Taner Yıldız’ın; “bir kusur varsa kimsenin gözünün yaşına bakmayız. İdari olarak da adli olarak da soruşturma başlamıştır. Teftiş Kurulları görevlerinin başındadır. Bütün vatandaşlarımızın müsterih olmasını buradan istirham ediyorum” sözüne güveniyoruz. Ki değerli bakanımız Taner Yıldız, Soma’nın zifiri karanlığında yıldız oldu. Allah ondan razı olsun. Samimiyetini daha artırsın, kalbini daha da yumuşatsın.

Bir yıldız daha vardı Soma’da. Maden ocağından çıkarılıp bindirildiği ambulansta, çizmeleriyle sedyeyi kirletmek istemeyen işçi. Kimilerinin kendince küçümsediği ’dağdaki çoban’ gibi vicdanlı has Anadolu delikanlısı idi o.

Onlar Şehitlerimiz

Peygamberimiz(asm) hadis-i şerifinde göçük altında kalanın şehit olduğunu müjdeliyor. (Buhârî, Cihâd: 30) Soma’da vefat eden kardeşlerimiz şehittir inşaAllah. Onları “sakın ’ölüler’ saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. (Ali İmran Suresi, 169)

Ölüm sebebi ya da şekli ne olursa olsun, müminlerin canları ölüm melekleri tarafından "Selam" ile ve güzellikle alınır. Ölen kişinin görünüşte zorlukla can vermesi ya da ani bir kalp kriziyle uykuda bir anda can vermiş olması bir kıstas değil. Dolayısıyla yanarak, boğularak, beton ya da göçük altında ezilerek de can verse, iman sahibi insan acı çekerek ölmez.

Ölümler karşısında yapmamız gereken Allah’a boyun eğmek, gönülden dua etmek, umudumuzu yitirmemek. Ölümle Rabb’ine kavuşanlar için Allah’ın hepsine rahmet etmesi ve sonsuz yaşamda güzellik ve nimetler içinde bir hayat nasip etmesi için dua etmek. Ölüm, işçi kardeşlerimizi Rablerine kavuşturan bir köprü oldu. Unutmayalım; Allah kullarına zulmedici değildir.

Son Olarak;

Madencilik sektöründe robot kullanımı konusu dile getirilince ufak bir araştırma yaptım. Robotik kontrol konusunda ülkemiz maden mühendislerince hazırlanmış detaylı bir dökümana ulaştım.(*)

Belgede şu ifadeler vardı; “Madencilik sektöründe yapay zeka ve robotik kontrol tekniklerinin gittikçe artan bir şekilde kullanımı, yakın gelecekte maden mühendislerinin, alışılagelmiş madencilik eğitimine ek olarak, bu konularda da bilgi sahibi olmalarını gerektirmektedir.”

“İnsan müdahalesine ihtiyaç duyulan çok dar damarlar ve cevher kütleleri haricinde, yüzde yüz otonom bir maden işletmesi, yakın gelecekte görülebilecek, hatta faaliyetteki pek çok maden işletmesi, tamamen robotik kontrol altına alınacaktır.”

Belgede ayrıca bu konuda yapılan çalışmalar sonucunda önümüzdeki yıllarda madenlerde robotik kontrolün yaygınlaşacağı ve madenciliğin tüm aşamalarının bilgisayar denetimine geçeceği öngörülüyor. Çalışmaların hızlanmasını ve bu felaketlerin artık son bulmasına vesile olmasını diliyorum

Şimdi bize düşen; şehitlerimizin ailelerine güzel bir hayat sunmak, onları koruyup kollamak. Bölgeye yiyecek- giyecek göndermek, ihtiyaçlarını giderip, onların hayatlarını kolaylaştırmak. Eşlerine, çocuklarına, anne babalarına şehitlik makamını anlatmak ve böylece kalplerine sevinç koymak…

Allah şehit kardeşlerimizi rahmetiyle sarsın. Yakınlarının kalplerine sabrı raptetsin. Yaralı kardeşlerimize acil şifa nasip etsin.

Dipnot: Yeni bir gelişme AK Parti’nin, Soma’daki maden faciasının araştırılması için TBMM Başkanlığı’na Meclis Araştırma Önergesi sunmuş olması. Bu felaketin meydana gelmesinde ihmal, kusur ya da dikkatsizlik; sebep her ne ise ortaya çıkarılmasını ve elim kazanın tüm boyutlarıyla araştırılıp, her yönüyle aydınlatılmasını bekliyoruz.



(*) www.maden.org.tr/resimler/ekler/0c66082c124f8af_ek.pdf

 

 

“Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda katî ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum:

Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum. Ezcümle: Meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimi olan şefkat etmek ve Risale-i Nur’un da en büyük hakikati olan acımak ve merhamet etmeyi, o validemin şefkatli fiil ve halinden ve o mânevî derslerinden aldığımı yakînen görüyorum.” (Lem’alar, Yirmi Dördüncü Lem’a)

Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi annesi, çocuğun güzel ahlâk kazanabilmesine yardımcı olacak ilk öğretmendir. He anne, evladının kendisine ve toplumdaki insanlara yararlı bir insan olabilmesi için büyük çaba harcar. Yıllar boyu bu amaçla maddi manevi pek çok özveride bulunur. İnsan da verilen emeği takdir etmeli ve bu özveriye sevgi, saygı ve hürmetle karşılık vermeli.

Anne çocuğunu dünyaya getirebilmek ve büyütebilmek için büyük zorluklar göğüsler. Rabbimiz bunu hatırlatır ve annenin çocuğu üzerindeki emeğine dikkat çeker: "… Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır." (Lokman Suresi, 14)

Allah, kullarından, anne babaya karşı her zaman hoşgörülü, anlayışlı, şefkatli ve saygılı davranışlar sergilemelerini ister; "Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) emrettik..." (Ankebut Suresi, 8)

"Anne cennet kapılarının ortasındadır." (İbn Hanbel, V, 198) buyuran Peygamberimiz(asm)’ın annelere nasıl davranılması gerektiği konusundaki bir başka hadis-i şerifi şöyle rivayet edilir:

Bir adam, Peygamberimiz(asm)’a gelip, şöyle der: “Ey Allah’ın Resulü! Kendisine iyilik yapmaya kim daha layıktır?”

Allah Resulu; “Annen, annen, sonra annen, sonra baban, sonra yakınlık derecelerine göre diğer yakınların,” buyurur. (Ebu Hureyre (ra), Buhari)

İnanan insanlar, anne ve babalarının maddi yönden de en ufak bir eksiklik hissetmemeleri ve sıkıntısız, rahat bir yaşam sürmeleri için tüm imkânlarını kullanırlar. "Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir." (Bakara Suresi, 215) buyruğu gereği, hayır olarak infak edecekleri mallarında anne ve babalarının da hakkı olduğunu bilir, Kur’an’a uygun davranırlar. İhtiyaç içerisinde olan anne babalarının ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamaya, onların huzur ve güven içinde yaşamalarını sağlamaya çaba gösterirler.

İnsanlar yaşlandıkça çocuklaşır. Yüce Allah da özellikle çocukluk dönemine işaret ederek kişiye, anne babasının gösterdikleri sevgiyi, şefkati ve özveriyi unutmamasını emreder. Onlar yaşlandıkları ya da muhtaç duruma geldiklerinde de alçakgönüllü davranmalı ve güzel söz söylenmelidir.

"Rabbin, O’ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge." (İsra Suresi, 23-24)

Üstad bu konuda şöyle bir örnek verir; “Âhiret kardeşlerimden Mustafa Çavuş isminde bir zat vardı. Dininde, dünyasında muvaffakiyetli görüyordum, sırrını bilmezdim. Sonra anladım ki, o muvaffakiyetin sebebi: O zat ise, ihtiyar peder ve validelerinin haklarını anlamış ve o hukuka tam riayet etmiş ve onların yüzünden rahat ve rahmet bulmuş, inşaAllah âhiretini de tamir etmiş. Bahtiyar olmak isteyen, ona benzemeli.” (Mektubat, Yirmi Birinci Mektub)

Annelerine sevgi ve saygı gösteren, davranışları ve konuşmaları ile çocuklarına örnek olan anne babalar da -Allah’ın izniyle- sevgi, saygı ve dayanışma içinde birbirine bağlı aileler oluşturur. Kur’an ahlâkının yaşandığı evlerde, anne babaya itaatli, Allah’ın buyruğu gereği onlara "öf" bile demeyen, kötülüklerden uzak duran vicdanlı çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları, çocuklarının hayırlı insanlar olmaları için çaba harcayan, birbirlerine de sevgi ve saygı gösteren, davranışları ile örnek insanlardır.

"Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Nisa Suresi, 36)

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors