Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor; “Fitne uykudadır. Uyandırana lânet olsun!”

Ahir zamanın en önemli özelliği ümmetin perişanlığıdır, Müslümanların perişanlığıdır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle Allah’ın kudret ‘eli’, Celalle asrı çalkalamış, şiddetle tahrik edip çevirmiştir.

Bugün ülkemizde yaşanan da–imtihanımız gereği-budur. Müslümanların arasına sokulan fitne Müslümanları birbirine düşman tanıtıyor, adeta birbirine kırdırıyor, sevgilerine engel koyuyor. Yaşanan olayların en acı yanı da Müslümanların birçoğunun bu düşmanlığa inanıyor olması. Burada anormal bir durum var. Allah, “Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever”, “Allah’ın ipine birlikte sımsıkı sarılın, dağılıp-ayrılmayın ve “mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin” buyururken, Müslümanlar bu emirleri göz ardı ediyorlar.

Bunu yapmadıkları, Allah’a itaat etmedikleri için küfrün fitneleriyle sürekli bozguna uğruyor ve sürekli eziliyorlar.

Bugün fitne uyanmıştır ama elbette Allah’ın da bir plânı vardır. Allah kendi işine gücüne bakan, menfaatlerini gözeten, bencillik eden Müslümanları bu şekilde sarsarak daldıkları uykudan -adeta silkelercesine- uyandırır, ayağa kaldırır. Allah’ın uyandırmada kullandığı yöntemlerden biri de budur. İsabet eden bela ve musibet sonucunda insanlar kendilerine gelir, çeki-düzen verir, ıslah olurlar. Allah ıslah edicidir. Celal ismiyle asrı çalkalar, Cebbar ismiyle insanları uyandırır ve ıslah eder.

Bugün Müslümanları şevklendirecek, onların İslam’ı koruma duygularını artıracak, küfre karşı mücadele azimlerini harekete geçirecek büyük olaylar meydana geliyor. Şimdi tam da Müslümanların birlik olmasına, bir ve bütün olarak hareket etmesine en çok ihtiyaç duyulan dönemdir.

“İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73)

Müslüman kendisini tam anlamıyla Allah’a teslim etmeli. Nefsiyle Allah’ın rızası karşı karşıya geldiğinde, nefsini terk edip Allah’ın rızasını istemeli. Para kazanıp çok zengin olma imkânı varken o parasını Allah yolunda harcamalı. Ki bunun anlamı nefsini devreden çıkarmak, nefsini satmaktır. Kendi çıkarları için değil, İslam’ın çıkarları için her türlü riski göze almaktır. Allah’ın rızasını gözeten Müslümanların böyle yaşaması gerekir.

Elbette bu, fitne ve kargaşa çıkarmak, kanunlarla çatışmak anlamında değildir. Ancak hayrı, iyiliği ve güzelliği savunurken sonuna kadar hakkın arkasında durmalıdır. Müslüman hakkı ve doğruyu savunmaktan korkmamalı. Bu da insanın nefsini ezmesidir. Onun için Allah buyuruyor ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 24) Demek ki Müslüman, Allah rızası için gerektiğinde bütün bunlardan vazgeçebilmelidir.

Hucurat Suresi 13. ayet ise 7 milyarlık İslam âlemine ve şimdi tam da bize bakıyor:

Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

Biz Müslümanlar, birbirimizi Allah sevgisinden kaynak bulan derin sevgiyle sevmeliyiz. Bu sevgiyle kalplerimizi doldurmalı, kardeşlik bağlarımızı daha da güçlendirmeye çaba harcayarak, birlik ruhunu yaşayarak, Allah’ın emri gereği birlikte “saf bağlayarak” mücadele etmeliyiz. Yaşadığımız ahir zamanda, bozgunculuk çıkaran, huzuru bozan, barışı engelleyen fitnenin beynini yok etmek için birbirimize karşı değil, küfre karşı mücadele etmeliyiz!..

İslam’ın gelişmesini, Allahın dininin bütün dünyada nurunu tamamlamasını arzu eden Müslümanların sevgiyi, merhameti, fedakârlığı esas almaları, dünyevi çıkarlardan kaçınmaları gereklidir. Allahın yardımı ancak o zaman üzerlerinde olur.

Dileğim, “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın…”(Al-i İmran Suresi, 103) hükmü gereği Müslümanların kardeşlik ve tesanüd bağlarıyla birlik olması, ülkemin ve tüm dünyanın huzur ve güvenliğe kavuşmasıdır.

Allah, saf bağlamayı sadece camide namaz sırasında yan yana durmak olarak anlayan Müslümanların şuurunu açsın. Camide safları sıklaştırıp yan yana namaz kıldıktan sonra, cami bahçesinden çıkınca sağa sola dağılan, Halıkı, dini, Peygamberi, kıblesi bir ama yolları ayrı ayrı olan kalplerde birlik ruhunu yaşatsın. Her birinin ’kendi evi’ne çıkan yolunu ‘Allah’ın evi’nde kesiştirsin. Oradan yükselen "Allahuekber" sadâlarının gerçek anlamda ittihadını nasip etsin.

“Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizâı(çekişmeyi) aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka(dinsizlik) cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek(kullanacak). Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti(vasıtayı) de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti(kardeşliği) ve ittihadı(birlik olmayı) emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mâbeyninizde(aranızdaki mukaddes bağlar) varken, iftirakı iktiza eden(ayrılığı gerektiren) cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir.” (4. Lem’a)