Ölüm Kendini Sürekli Hatırlatıyor

5 Mar 2013 In: Tefekkür, Yaşam

Ünlü bir sanatçı -haşa-"tamam bu yıl bu kadar yeter, ölümler dursun" demişti ama Allah, sonsuz merhametiyle ölümü sürekli hatırlatıyor. Her ne kadar ölenler ünlü olsa da Allah ölenlere değil, aslında ölüme dikkat çekiyor.


İnsan hayatındaki tek kesin gerçek ölümdür. Bütün insanlar Allah’ın belirlediği bir süreye kadar ömür sürer ve yine O’nun belirlediği bir zamanda ölürler. Her insan, o gün geldiğinde kuşkusuz ölüm gerçeğiyle buluşur. Dünyaya gözlerini açan bir bebeğin doğmasında ve dünyaya gözlerini kapayan bir insanın ölümünde, kendilerinin hiçbir rolleri yoktur. Canı veren de alan da yalnızca tek ve üstün güç olan Allah’tır.


Birçok insan ölümden söz etmekten ve ölüm düşüncesinden kaçınır. Çünkü ölümü kendilerinden uzak görür ve kendilerince ‘iç karartıcı’ olan bu konu açıldığında sözü değiştirirler. Günlük işleri ve geleceğe dair planları öncelikleridir; gündemleri bu konulardan oluşur, onlara göre hayat bunlardan ibarettir. Oysa kişinin yaşamayı düşündüğü gelecek, onun için hiç gelmeyebilir. Bir saniye sonra bile aniden hayatı sona erebilir. Genç ya da yaşlı, hasta ya da sağlıklı her insan ölüme aynı yakınlıktadır.

Bu kimseler, her gün gazetelerde, televizyonlarda ölüm haberleri gördükleri ve yakınlarının ölümlerine şahit oldukları halde, kendilerinin de aynı sona uğrayacaklarını düşünmezler. Sevdikleri birinin ölümü karşısında da birkaç gün ölümden söz eder, sonra gaflet içinde sürdürdükleri hayatlarına geri dönerler.

Ölüm, insana hayatı boyunca kendini hatırlatır. Bazı insanlar için bu hatırlatmalar fayda verir; kendisini tekrar gözden geçirerek, yaşamını ve önceliklerini yeniden düzenlemesi gerektiğini düşünür. Bazı kişiler ise, kalplerinin ve gözlerinin önündeki gaflet perdesi nedeniyle, bu hatırlatmalardan ders çıkarıp öğüt almaz.

Söz ettiğim gaflet perdesi, bu kişilerin yaşlanıp ölüme iyice yaklaştıkları halde, hiç telaşa kapılmadan, akılsızca bir rahatlıkla ölümü beklemelerine sebep olur. Çok doğal bir şey olduğunu düşündükleri ölüm, onlara yalnızca güzel bir uykuyu, huzur ve sakinliği, sonsuz rahatlığı çağrıştırır.

Uyarılara kulak vermeyen kişiler, tam da ebedi uykuya dalacaklarını zannettikleri anda gerçekleri görürler. Ölümün bir son olmadığını, aksine kendileri için azapla dolu bir hayatın başlangıcı olduğunu anlarlar. Canlarını almak için gelen ölüm melekleri azabın ilk habercileridir. Ölümü tatmalarıyla birlikte, pişmanlıklar başlar:

"… Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (Secde Suresi, 12)

Bediüzzaman, gaflet halinden kurtulmanın, ihlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin yolunun, ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desîselerinden kurtulmak olduğunu ifade eder. [21. Lem’a]

"Ey Allah’ın Resulü! “Müminlerin en akıllısı kimdir?” diye sorusunu ise Hz. Peygamber (asm) şöyle cevaplar: “Ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonraki hayata en iyi hazırlık yapandır. İşte bunlar en akıllı kimselerdir.”[Kütüb-i Sitte Terc. 17/598)]

Yaşımız kaç olursa olsun, hepimiz ölüme aynı yakınlıktayız. İnsanların bir taraftan ölürken, diğer taraftan yenilerinin dünyaya geliyor olması bizi gaflete düşürmemeli. Hiç doğan olmasa, sürekli ölümlere şahit olsak ve çevremizdeki insanların sayısı gittikçe azalsaydı, nasıl panik olurduk. İşte bu ruh haliyle yaşayalım, ölümü sıkça düşünelim. Geriye dönüp baktığımızda, yaşadığımız yılların ne kadar da çabuk geçtiğini düşünürüz. Yaşayacağımız yıllar da aynı hızla geçecek unutmayalım. Ki yavaş da geçse ölüm sonunda bizi bulacak...

Bir Kur’an ayetinde, "Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi. (Hakka Suresi, 27) buyrulur. Ölüm, yalnızca dünyaya ve dünyadaki hayata dair her tür ‘gerçeği’ kesip bitirecektir. Gerçekte ise her şey yeni başlamaktadır…

“Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin.” (Bediüzzaman, Mektûbat)

Rabbim Edeblendirdi

2 Mar 2013 In: Kur'an Ahlakı

“Beni Rabbim edeblendirdi… Ne de güzel edeblendirdi.” (Münâvî, Feyzü’l Kadir, 1: 224)

En güzel edebi, en büyük ahlâkı yaşayan Peygamber(asm)’ı Kur’an, "Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi, 4) ayetiyle över.

“Din güzel ahlâktır” buyurur Peygamber(asm). Öyle ya belli zamanlarda değil yirmidört saat yaşanır çünkü. O’nun Kur’an’dan sonra bize bıraktığı en değerli mirâsı, Kur’an ahlâkını yaşama konusundaki özenidir.

Muhammed(asm) peygamberlikle şereflendirildiğinde yaşadığı şaşkınlığı ve korkuyu paylaştığı sevgili Hatice’si(ra), O’na sıcaklığını hissettirir ve O’nu şöyle sakinleştirir;

“Endişelenme! Allah seni kötülükle yüz yüze getirmez" der. "O seni daima hayırla karşılaştıracaktır. Çünkü sen her zaman akrabana yardım ediyor, ailene bakıyor, geçimini şeref ve namusunla kazanıyor, insanların doğruluktan ayrılmamalarını sağlamaya çalışıyorsun. Yetimlere sığınak olan sensin. Sözünde sadık, emanete hıyanet etmeyen bir insansın. Hiçbir dayanağı olmayanlar sana koşmakta, muhtaçlara yardım elini sen uzatmaktasın. Herkes senden nezaket ve yardım görmekte.”

Hatice’sinin, o en fazla ihtiyacı olduğu anda, titreyen bedenini örtüp sarar ve kalbini yatıştırırken söylediği sözler, Peygamber’in üstün ahlâkının da tarifidir.

Hz. Aişe(ra) de, Peygamberimiz (asm)’ın güzel ahlâkından "…Resullullah başkalarını nefsine tercih ederdi." ifadesiyle söz eder. (Terğib, V/148; Beyhaki Hz. Aişe’den)

Peygamber(asm)’ın nezaketini ise "kendi eliyle ne bir hizmetçiye, ne de bir kadına vurmadığı gibi—Allah yolunda savaşmaktan başka—elini sertçe herhangi bir şeye vurduğunu da görmedim” diyerek anlatır.

Peygamberimizin vahiy kâtibi Zeyd bin Sabit ise “O’nun hal, hareket ve sözlerinden bize haber verir misiniz?" sorusuna şöyle cevap verir;

"O Yüce Resulden size ne haber vereyim? Siz eğer onun bütün hal, tavır ve sözlerinden sual ederseniz, o öyle bir denizdir ki, sahili yoktur. Fakat bazı hallerinden size bahsedeyim: "Ben Resul-i Ekremin komşusu idim. Kendisine bir vahiy geldiği zaman bana birisini gönderirdi. Ben de huzuruna gider, indirilen vahyi yazardım. Biz huzurlarında dünya işlerinden bahsetsek, kendisi de bizimle beraber dünya işlerinden bahsederdi. Biz âhiret işlerinden bahsetsek, bizimle beraber âhiretle alâkalı meselelerden konuşurdu. Biz yemeğe dair konuşmaya başlasak, bizimle beraber yemek hususundaki bu sözlere katılırdı."

Kur’an, insanların sıkıntıya düşmeleri gücüne giden, müminlere pek düşkün, şefkatli ve esirgeyici bir elçi olarak söz eder Resûlûllah’dan. O, üstün ahlâk özellikleri ile, müminlerin üzerlerinden yüklerini almış, zincirleri kaldırmış, Kur’an ahlâkının gerekleri konusunda kendi yaşantısı ile örnek olmuş ve onlara kurtuluş yollarını göstermiştir.

Peygamberimiz(asm) birkaç yıl içerisinde o geniş coğrafyadaki vahşi, âdetlerine bağlı ve inatçı kavmin kendi doğrularını kökünden kazıyıp, onları güzel ahlâk sahibi ve medeni milletlere öncü bir toplum haline getirmiştir.

Allah, O’nun değerli mirasını devralanları, diğer insanları Kur’an ahlâkına davetleri sırasında yardımıyla destekler ve onlara zafer verir. Ona uyan müminler, “... Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Al-i İmran Suresi, 31) ayetiyle haber verildiği üzere Allah’ın dilemesiyle kurtuluş yollarına ulaşırlar.

Bize düşen, Peygamberimiz (asm)’ın aydınlattığı yolda güzel ahlâk göstererek örnek olmak, insanları güzel ahlâka davet etmek, uyarmak, hatırlatmak ve müjde vermektir. Şevk ve coşku içinde, Allah’ın hoşnutluğu için inkâra karşı mücadele etmek yalnızca Peygamberimiz(asm) ve döneminde yaşayanların değil, tüm Müslümanların görevidir. Böylece Rabbimizin rızasını ve rahmetini kazanabilmeyi umut edebiliriz.

"Allah’ım! Rahmetine muhtacım, halimi arzediyorum. (İhtiyacım ve fakrim sebebiyledir ki) ey işlere hükmedip yerine getiren, kalplerin ihtiyacını görüp şifâyâb (şifa veren) kılan Rabbim! Denizlerin aralarını ayırdığın gibi benimle cehennem azabının arasını da ayırmanı, helâke (yok olmaya) dâvetten, kabir azabından korumanı diliyorum." Hz. Muhammed (Tirmizi, Daavât 30)

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors