Allah’ın Kur’an’da erkek ve kadın için emrettiği üstün ahlak özellikleri aynıdır. Mümin kadının yaşamı Allah sevgisi ve korkusu üzerine kurulmuştur ve öncelikli hedefi Rabb’inin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Sahip olduğu Kur’an ahlakı, Allah’ın Kur’an’da koyduğu emir ve yasaklara uygun yaşayan mümin kadına güçlü ve sağlam bir kişilik kazandırır. "... Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz..." (Müminun Suresi, 71) ayetiyle haber verildiği gibi, Kur’an ahlakının getirdiği ’şan ve şeref’ nedeniyle, inanan kadının onurlu bir karakteri vardır. İnanan insanlar, toplumun ve ailelerinin telkinlerini kıstas olarak kabullenmez ve Allah’ın beğendiği mümin karakterini yaşarlar.

Şerefi Seçen Kadınlar

Rabb’imiz Kur’an’da, Hz. Meryem’i seçtiğini ve onu tüm kadınlara üstün kıldığını, "Hani melekler: ’Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı’ demişti." (Al-i İmran Suresi, 42) ayetiyle bildirir.

Hz. Meryem, Cebrail aracılığıyla Hz. İsa(as) ile müjdelenir. Allah’ın bir mucizesi olarak, insan eli değmeden hamile kalır ve böylece Hz. İsa(as) doğar.

Allah’ın yarattığı kadere içten boyun eğen Hz. Meryem, kavminin tüm iftiralarına karşı Allah’a teslim olur. "… ’Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi." (Meryem Suresi, 27-28) şeklindeki ağır sözlere rağmen insanların düşüncelerini önemsemez. Tevekkülünün ve sabrının karşılığı olarak Rabb’imiz, Hz. İsa’yı beşikte konuşturur ve Hz. Meryem’i iftiralardan temizler.

Allah Kur’an’da, Firavun’un karısının üstün ahlakını da örnek gösterir. Firavun, Mısır’da zalimliği ve halkına uyguladığı şiddetle tanınır. Karısı da, Firavun’un bu zorbalığına ve inkarına en yakın tanıktır; o, erkek çocukları öldürmekte ve halka işkence yapmaktadı.

Rabb’imiz, Firavun’u uyarmak amacıyla Hz. Musa’yı gönderir. Hz. Musa’ya çok az sayıda insan iman eder. İnsanlar Firavun’un zulmünden korktuklarından iman etmezken, Firavun’un karısı korkusuzca Allah’ın yakınlığını kazanmayı seçer. Onun samimi imanı "... Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar." (Tahrim Suresi, 11) ayetiyle haber verilir.

Kur’an’da, Hz.Musa(as)’ın annesinden ve yaşadığı imtihandan da bahsedilir. Allah, Firavun’un zulmünden korumak için Hz. Musa’yı bir sandıkla nehre bırakmasını ona vahyeder. Allah’a teslimiyetini kanıtlayan Hz. Musa’nın annesi, bu zor imtihandan sonra, Allah’ın vaadi sonucu çocuğuna kavuşur:

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 13)

Kur’an’da Sebe Melikesinden de söz edilir. Onun kıssasında sanat ve estetiğin kadınları nasıl etkilediğini görürüz. Hz. Süleyman’ın muhteşem sarayındaki etkileyici cam zemini gördüğünde, Sebe Melikesinin, “…zaten biz Müslüman olmuştuk” (Neml Suresi, 42) şeklindeki sözlerinden bunu anlamaktayız.

Azabı Seçen 2 Kadın

Kur’an, inkârı seçen ve bu yüzden azapla karşılık gören kadınlar hakkında da bilgi verir. Dikkat çekilen kadınlardan ikisinin en önemli ve ortak özellikleri ise peygamberlerin eşleri olmalarıdır.

Peygamberler Allah’ın seçtiği, şereflendirdiği, ilimlerini ve kuvvetlerini artırdığı, üstün kılınmış güzel ahlaklı insanlardır. Eşleri, onların üstün ahlaklarına, hikmetli davranışlarına ve Allah’a itaatlerine en yakın tanıktırlar. Buna rağmen bu iki kadının iman etmemiş olmaları, inananlar için önemli bir ibret konusudur. Kur’an, onların Hz. Nuh ve Hz. Lut ile nikahlandıklarını ancak daha sonra onlara ihanet ettiklerini haber verir.

Allah, inkar edenlere, Nuh’un eşini ve Lut’un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah’tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (Tahrim Suresi, 10)

Bu iki kadının, Allah’ın seçtiği, sevdiği, hoşnut olduğu kutlu insanlarla aralarındaki yakınlık yalnızca evlilik bağıdır. Kendilerine Allah’ın rahmetini kazandıracak kalbi bir yakınlık değildir. Bu nedenle onları bekleyen, sonsuz azap olmuştur. Hz. Lut’un karısı, iman etmeyen sapkın kavmiyle birlikte helak edilmiştir.

Onlar dünya hayatında kendilerine verilen imkânları peygamber olan eşlerine ihanet ederek reddetmiş, arınabilecekleri yerde ’gökten inen iğrenç bir azap’la iyice kirlenmişlerdir. Kendileri için büyük nimet olan şeref yerine, aşağılanmayı hak etmişlerdir.

Hz. Nuh ve Hz. Lut, şeytanın ruhlarını kapladığı bu kadınlarla imtihan yaşamışlardır. Müminler, yakınlarıyla özel olarak imtihan olurlar. Örneğin Hz. İbrahim babasıyla, Hz. Nuh eşi ve oğluyla, Hz. Lut eşiyle, Firavun’un karısı Firavun’la imtihan olmuştur. Samimi her mümin, yakınıyla yaşadığı imtihan zamanında, sabır ve tevekkül göstermek ve Kur’an ahlakını uygulamakla sorumludur. İnsanı kurtuluşa götürecek olan, yakınları ve onların Allah’a yakınlığı değil, yalnızca kendi salih amelleridir. Allah Katında insanı üstün kılan sorumluluğunun bilincinde olarak ve yalnızca Rabb’inin rızasını gözeterek kendi yapıp ettikleridir, kendisinin Allah’a yakınlığıdır, o tek Sevgiliye duyduğu aşkıdır.

Mülkün asıl sahibi olan Allah, insanları verdiği mallarla sınar. İnsan ise servetini, malını, mülkünü kendi çabası ve aklıyla kazandığını düşünür ve nankörlük eder. Dünyaya dair her meta onun için kibir vesilesi olur. Oysa her şey ona imtihan amacıyla verilir. Bugün elinde olan malını yarın Allah alabilir. Allah, kulunu varlıkla da yoklukla da dener.

Kur’an bu konuda oldukça hikmetli bir örnek verir. Örnektekiler, Allah’ın çok verimli ve bereketli üzüm bağları verdiği iki bahçe sahibidir. Birinin, başka ürün veren yerleri de olduğundan arkadaşına daha zengin olduğunu söyler ve bununla büyüklenir. Kur’an, bu kıssada söz ettiği samimi iman sahibi insanla, iman ettiğini söylediği halde gerçekte inkarcı olan kişi arasında kıyas yapmamızı ister.

Allah’a karşı nankörlük içindeki bağ sahibi, Allah’ın denemek için verdiği malları sahiplenir, şımararak gururlanır. Tekasür Suresi’nde mal, mülk ve servette çoklukla övünmenin insanı tutkuyla oyalayıp, kendinden geçirdiği, bunun insanın ölümüne kadar sürdüğü ancak nimetten sorgulanacağı haber verilir.

İnananlar mal ve mülkü Allah’a şükretmek için bir vesile olarak görürler. Hz. Süleyman gibi... O, Rabb’inin verdiği ihtişamlı mallar nedeniyle Allah’ı övgüyle yüceltir, mala duyduğu sevginin kaynağının Allah sevgisi olduğunu söyler ve sürekli şükür içerisindedir.

Dünya hayatında çekici kılınmış olan süsler amaç değil, yalnızca araçtır. Hiçbirine bağlanmaya değmez, yitirmekten korkulmaz. İnanan insan sahip olduğu her şeyi Rabb’inin hoşnutluğu amacıyla ve O’nun yolunda kullanır.

Zengin olan insan çok fazla ihtiyaç sahibine, çok daha fazla verebilir. İnsan bir imtihan olarak yoksul da olabilir. Mallardan eksiltme ile sınandığında samimi insan, Rabb’ine tevekkül eder ve sabreder.

Hz. Süleyman, kimseye nasip olmayan ihtişam ve güce sahip olmasına rağmen, her zaman Rabb’ine karşı içli bir sevgi ve saygı duymuş, olanaklarını dine hizmet amacıyla kullanmıştır.

İnananların servet sahibi olmaları, insanların kalplerini İslam’a ısındırmada rol oynar. İhtişamlı mülkler ve güç, dinden uzak olan kimseler üzerinde etkili olur, insanlarda dine ve dini yaşayanlara karşı ilgi uyandırır. Kur’an bu konuya Sebe Melikesi’nin, Hz. Süleyman’ın sarayının ihtişamından etkilenmesi örneğini verir. Sebe Melikesi saraya girdiğinde muhteşem cam zemini su zanneder ve eteklerini toplar. Hz. Süleyman’daki ilim ve estetik anlayışından, sarayda sergilenen sanattan çok etkilenir ve -Allah’ın dilemesiyle- iman ettiğini söyler.

Dünya hayatında "batıla ve tutkulara dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik" diyenlerden olmamaya çalışalım. Mülkün asıl sahibinin alemlerin Rabbi olan Allah olduğunun bilincinde olarak, yaptığımız her işte O’na yönelelim. Olanaklarımızı O’nun rızasını gözeterek kullanalım ki Rabb’imiz bizden razı olsun...

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors