Hz. Adem(as) yaratıldığında, melekler Rabb’lerinin buyruğuna itaat ederek, kendileri tatmin bulmuş varlıklar olmalarına rağmen, tatmin bulmamış bir varlığa secde ettiler. Ancak kendisinin Hz. Adem(as)’den daha üstün olduğunu düşünen İblis, Allah’ın bu emrine başkaldırdı, Hz. Adem(as)’e secde etmedi ve isyankar oldu. Büyüklenerek isyan eden İblis’i, Allah lanetledi ve onun için sonsuz cehennem azabını takdir etti.


İblis’in büyüklenmesinin en önemli nedeni nefsinde gizlediği enaniyetiydi. Karşılığının sonsuz azap olması, enaniyet özelliğini içinde taşımanın insan için ne büyük bir tehlike olduğunu göstermesi açısından oldukça önemlidir.

“Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah’a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O’na secde eder).” (Ra’d Suresi, 15) ayeti tüm canlıların Allah’a boyun eğip secde ettiğini haber verir. Güneş, ay, yıldızlar, dağlar, bitkiler, ağaçlar ve gölgeler de Allah’a tamamen teslim olmuştur. Ancak Allah karşısında aczinin bilincinde olmayan insan teslim olmakta direnir.


Allah’a teslimiyetin kanıtı olan namaz ibadeti Allah’a yakınlaşmak için önemli bir yoldur. Namaz, yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu umut ederek, huşuyla Allah’ı zikrederek, samimiyetle O’na yönelerek kılınmalıdır. Kendimizi günlük olayların yoğunluğuna bırakacak olursak, gaflete kapılabiliriz. Ancak namaz, çirkin davranışlardan alıkoyduğu gibi, Allah’ın huzurunda sorguya çekileceğimizi, ölümün yakınlığını, cennetin, cehennemin varlığını ve Allah’ın sonsuz kudret sahibi olduğunu bize hatırlatır.

Allah, namazda yalnızca O’nu anmamızı, yüceltmemizi ve bütün noksanlıklardan tenzih ederek O’nu birlememizi buyurur. Namaz, Allah’a karşı aczimizi hissettiğimiz bir ibadettir. Rükûda O’na boyun eğer, secdede korkumuzu hissederiz. Allah’a yönelip dönmemizi sağlar namaz ve Yaratıcımız’ın sınırları içinde bir yaşam sürdürmemize yardımcı olur.

Namazla Allah’a yönelmek imanımızda derinliği, samimiyetimizi ve O’na olan yakınlığımızı artırır. Allah, namaz kılıp, Kendisi’ne yönelen kullarına rahmet kapılarını açar, onları kötülüklerden arındırır. Allah’ın dilemesiyle inanan insanın ahlakının güzelleşmesi, namazın çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoyma özelliğinin tecellisidir.

“Müminler gerçekten felah bulmuştur. Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır.” (Müminun Suresi, 1-2) ayetiyle söz edilen huşu, Allah’a duyulan saygı dolu korkudur. Namaz, bu ruh halinde kılınmalıdır. Bilinçsizce, düşünmeden, yalnızca şeklen yapılan ibadetler, Allah Katında değerli olmayabilir. Yaptığımız ibadet Allah’a olan yakınlığımızı, takvamızı artırıyor, ahlakımızı güzelleştiriyor ve kötülüklerden engelliyorsa Allah’ın hoşnut olacağını umabiliriz.

Bediüzzaman, namazın önemini 4. Söz’de şöyle anlatır: "...namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu sûrette bütün sermaye-i ömrünü (ömür sermayesini), âhirete mal edebilir. Fâni (ölümlü) ömrünü, bir cihette ibka eder (sonsuzlaştırır).

Namaz, müminlerle münafıkları birbirlerinden ayırır. Samimi müminler şevk ve istekle namaz kılarken, münafıklar, “Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar.” (Nisa Suresi, 142) ifadesiyle dikkat çekildiği üzere namaza isteksizce gelirler. Münafıklara has olan, namaza karşı bu isteksizlik ve üşenme gibi duygulardan titizlikle kaçınmamız gerekir.

Namaz, vakitleri belirlenmiş bir ibadettir. Özellikle sabah namazına kalkamaması nedeniyle kişinin ileri sürdüğü “yorgundum, uyanamadım” ya da “saatimi kurmamışım” gibi mazeretler, samimiyetsizliğini gösterir. Aynı kişiye sabah o saatte kalkması karşılığında, örneğin para verileceği söylense her türlü tedbiri alır ve saatinde kalkar. Samimi mümin namazını kaçırmaktan şiddetle sakınır, vaktinde kılar.

Namazı yalnızca görev gibi görmeyelim. Namazın, Allah’ın huzuruna çıktığımız an olduğunu her kıyamda hatırlayalım… Kur’an’da dikkat çekildiği üzere namazı “dosdoğru” kılalım. Çünkü dünyadayken Allah’a bile bile secde etmemiş olanlar, ne kadar isteseler de ahirette buna güç yetiremeyeceklerdir:

Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler. Gözleri ’korkudan ve dehşetten düşük’, kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi. (Kalem Suresi, 42-43)

Yüce Rabb’imiz o gün yaşanacak pişmanlık ve azaptan esirgesin. Ve “…Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir…” (Fetih Suresi, 29) ayetiyle tarif ettiği alnında secde izi taşıyan müminlerden kılsın...

Yüce Allah, elçilerini apaçık kanıtlar olan kitaplarıyla birlikte, insanlara müjde verme ve uyarıp-korkutma görevleriyle yolladığını bildirir. Kulların yapması gereken de, elçilerin bildirdiği gerçekler üzerinde derin düşünmektir.

Allah Kuran’ın indiriliş nedenini, "(Bu Kur’an, ) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır." (Sad Suresi, 29) ayeti ve diğer birçok Kur’an ayetiyle tüm insanlığa haber verir.

İnanan insanlar, Rabb’imizin kendileri için yaşam rehberi olan mesajını okur, okuduklarında "imanlarını artırır” (Enfal Suresi, 2) ve yaşamlarını ona göre düzenlerler.

Müslümanlar ilk dönemlerde Kur’an’daki buyruklara gereği gibi uyarak hem dünyada hem ahirette gerçek mutluluğu yaşadılar. Ancak zamanla Kur’an’ı yaşam rehberi edinmek yerine mezar başlarında ve ölenlerin arkasından okunan bir ölü kitabı gibi görerek büyük yanılgıya düştüler. Böylece Peygamberimiz’in(sav) ümmetinden tek şikayeti olan, "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar." (Furkan Suresi, 30) sözü de gerçekleşmiş oldu.

Tamamı 55 ayet olan Kamer Suresi’nin altı ayetinde Kur’an, "Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?" diye seslenir. Kur’an diri olanları uyarmak amacıyla indirilmiştir ancak ilginç bir tevafuktur ki, Kur’an’ın diriler için olduğu konusuna, ölenlerin ardından okunan Yasin Suresi’nin bir ayetinde dikkat çeker Yüce Rabb’imiz.

(Kur’an, ) diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (Yasin Suresi, 70)

İstiklal Marşı’mızın yazarı M. Akif Ersoy da, Kur’an’ın mezarlıkta okumak ya da fal bakmak için indirilmediğine şu dizeleriyle dikkat çeker:

Lafzı muhkem yalınız, anlaşılan Kur’an’ın:
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nanın:
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına;
Yahud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

Muhammed İkbal ise Kur’an okumayı terk eden Müslümanlara şöyle seslenir: "Kardeşim sana hayat verecek Kur’an ile senin arana girenler, seni ömründe Kur’an’la sadece bir defa buluştururlar. O da hayat bulman için değil rahat ölmen için Yasin okurlar."

Bizler, "Şimdi sen, ölülere (söz) duyuramazsın ve arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın." (Rum Suresi, 52) ayetindeki ölüler ve sağırlar gibi işitemeyenlerden olmayalım.

Henüz yaşıyorken, okuyalım; Kur’an’ı başucu kitabımız yapalım. Ayetlerini iyiden iyiye düşünelim; hala diriyken ve hala işitiyorken-Allah’ın dilemesiyle- yaşamımızı ona göre düzenleyelim. Kur’an’ı okuyup, dinleyelim; salih amellerde bulunarak ecir kazanalım.

Kur’an ruhumuzun gıdasıdır; ruhumuzu Kur’an’la besleyelim, Kur’an’la dirilelim.

İnanan insan için yaşam rehberi Kur’an’dır. Her konuda olduğu gibi ’kalp temizliği’ için de asıl ölçü Kur’an’dır. Gerçek kalp temizliği, insanı Allah’tan uzaklaştıran engellerin kalpten arınmış olması demektir. Böyle bir insan dünya hırsından, bencillikten, korkudan, güvensizlikten uzak olur.

Allah’ın sınırlarını korumayanların, "önemli olan kalp temizliği, benim kalbim temiz" demeleri yalnızca kendini aldatmaktır. İnsan ancak Allah’ın buyruklarına ve yasaklarına uyuyorsa, Kur’an’a göre samimi bir insansa "kalbim temiz" diyebilir.

... Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi ’istek ve tutkularına (hevasına)’ uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi, 28) ayetinde, nefse uymanın kalbi gaflete düşürdüğüne işaret edilir. Peygamberimiz(sav) konuyla ilgili olarak "kalp bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur" buyurur. [Beyheki] O halde kalbi bozuk olan kişinin, bedeni de bozuktur ve kolaylıkla günah işleyebilir.

İmam-ı Rabbani de bu hadisi esas alarak şöyle söyler:

"Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır."

Bediüzzaman ise her günahın, imanın nurunu içinden çıkarıncaya dek kalbi kararttığını ve katılaştırdığını söyledikten sonra şu uyarıda bulunur: "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor” [Lem’alar, s. 21]

Kur’an’da bildirilen kalp temizliği, bazı kimselerin anladığı anlamda bir temizlik değildir. ’Kalp temizliği’nin öneminden yola çıkarak, "ben insanlara hiç kötülük yapmıyorum, fakirlere arada sırada yardım ediyorum, demek ki Allah’ın istediği ahlaktayım" demek, Kur’an’a uygun ifadeler değildir. "Benim kalbim temiz, dinin gereklerini yapamasam da olur" gibi sözler, ibadetlerini uygulamaktan kaçınan ve yanlış bir yaşam tarzını Müslümanlık olarak göstermeye çalışan kişinin samimiyetsiz ifadeleridir.

Bazı insanlar, arada sırada fakirlere yardım ederek, hayvanlara yiyecek vererek, komşularını selamlayarak, ’iyi insan’ olarak tanınıyor olabilirler. Kuşkusuz bunlar güzel ahlak özellikleridir. Ancak kurtuluşa ulaşmanın, Allah’ın rızasını ve rahmetini kazanmanın yolu, yalnızca ’iyi insan’ olarak tanınmak değil, Allah’ın Kur’an’da tarif ettiği şekilde salih bir mümin olmaktır.

Kur’an’a göre kalbi temiz olan insan, Allah’a yönelen, O’na itaat eden, O’nun emir ve yasaklarına uyan, O’na teslim olmuş, candan iman eden insandır. İslam’a göre, bundan farklı bir ’kalp temizliği’ söz konusu değildir. Kur’an’da, ’kalp temizliği’nin ne anlama geldiği detaylı olarak açıklanır. Kalbi temiz olan insan, sürekli Allah’ı anan ve kalbi Allah’ın zikriyle "mutmain" olmuş (tatmin bulmuş) kişidir. Kur’an’da samimi müminler, "iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlar (Rad Suresi, 28), Allah anıldığı zaman kalpleri ürperenler (Hac Suresi, 35), "Allah’ın ve haktan inmiş olanın zikri için saygı ve korku ile yumuşayanlar (Hadid Suresi, 16) ifadeleriyle tarif edilirler.

Mümin Kur’an ahlakını yaşamaktan zevk alır, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı umut ederek mutluluk ve huzur duyar. Tüm bu duyguların kaynağı ise kalbindeki içli Allah aşkı ve derin saygı içeren Allah korkusudur. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir:

Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir... (Zümer Suresi, 23)

Allah Kur’an’da, insanın göğüs boşluğunda iki kalp kılmadığını bildirir. Kalp bir tanedir ve yalnızca Allah aşkıyla dolu olmalıdır. Diğer aşklar zaten O’nun aşkından kaynak bulur.

Peygamberimiz(sav), "bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalp kapkara olur." [Haraiti] buyurur.

O halde temiz kalbin, ancak günahlardan arınmış, isyanla kararmamış ve Allah aşkıyla dolu bir kalp olduğu açıktır.

Ancak Allah’a selim bir kalp ile gelenler başka. (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. (Şuara Suresi, 89, 90)

Neden Allah'a Yöneliş?

Yaşamın amacı, nefsimizin bitmek tükenmek bilmeyen bencil tutkularını tatmin etmek değil, Rabb'imizin hoşnutluğunu kazanmaktır.

Allah'a yönelmek; yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmak, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmaktır. İşte bu gerçek özgürlüktür.

Blogum, yanlış telkinler ve batıl inanışlardan kaynak bulan din dışı uygulamalardan oluşan, insanı onlarca sayısız ilaha kulluğa sürükleyen sistemi reddederek, Allah’ın sistemine yapılan bir davettir.

"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8)

Yazılar hepimizin. Blogumdaki yazıları kaynak göstermek kaydıyla dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.

Flickr PhotoStream


Sponsors